Milli irade nedir? Milli iradenin sınırları nerede başlar, nerede biter? Bir iradenin “milli irade” sayılması için kime, ne kadar oy olarak yansıması gerekir mesela?

Nasıl ki demokrasi mutlak bir doğruyu, ideal bir sistemi ifade etmediği gibi “milli irade de sorgulanamaz veya yanlış yapmaz” diye nitelendirilmelidir midir acaba? Bir partiye, işine yarayan bir oy oranı sağladığı zaman mı milli irade, gerçekten “milli irade” sayılmaktadır yoksa?

Demokrasi neticede “insan yapımı” bir sitemdir ve elbette ki defoları, hataları, eksik noktaları vardır. Salt oy çokluğuna dayanan bir sistem, nihai bir çözüm olarak kabul edilebilir mi? Tüm bir toplumun rızasını gerektiren hallerde (ki bu ve benzeri durumlar Meclis’te kimi durumlarda söz konusu olmaktadır), oy çokluğu değil “oy birliği” esas alınmalıdır belki de. 

Neticede, bir toplum, birbirinden farklı unsurların bir arada yaşadığı, ortak bir payda (bir ülkenin vatandaşı olmak) çerçevesinde birbirlerine karşı tahammül ve saygı ile bir arada olmak zorunda oldukları bir bütündür.  Dolayısıyla, “çoğunluk ne derse olur” demek kağıt üzerinde her şeyi halletse de, pratikte gerginlikleri ve ayrışmaları besler ve beslemektedir.

Milli irade elbette ki yabana atılacak bir kavram değildir. Ancak, “istişare” denen bir kavram daha vardır ve “güçlüyüm, yaparım” demek yerine kendi gibi düşünmeyenleri de hesaba katarak, başka hassasiyetleri de göz önüne alarak hareket etmekte de bir sakınca olmayacaktır herhalde. 

Sonuç itibariyle, “çoğunluk her zaman doğru olanı tercih eder” diye bir kaide yoktur ve olamaz da. Çoğunluk dışında kalanları yok saymak, onları marjinalize etmek, hatta tekfir etmek akılla, mantıkla, vicdanla bağdaşacak gibi değildir haliyle.

Yüzde X oy oranı (istediğini yapabilme imkanı tanımıyor) ile yüzde Y oy oranı (istediğini yapabilme imkanı tanıyor) arasında “milli irade” açısından zerre fark yoktur halbuki. Yüzde X oy veren de, yüzde Y oy veren de aynı iradedir. Yüzde Y oy alınca bunu “milli iradenin zaferi” sayıp, yüzde X oyu kabullenmeyip “milli irade” saymamak akıl alır bir durum olmasa gerek.

Bu mantığın bir başka tezahürü olarak, misal anayasa referandumuyla ilgili bir tavra bakmak gerekir. Birtakım medyaya göre, bazı TV dizilerinde bir kelime sarf edilerek evet veya hayırdan birisine yönelik vatandaşın zihninin çelinmeye çalışıldığı haberleri yer almış. Sadece bir kelimenin kullanıldığı sahneler (ki o kelime evet veya hayırdan biridir ve herkes her gün defalarca bu kelimeleri kullanır) kolaj yapılarak, milli iradenin etki altına alınmaya çalışıldığını iddia etmek gerçekten komiktir. Çünkü bunu açıkça, alenen, herkesin gözü önünde yapan basın-yayın organları, şöhretli kimseleri hatta kamu görevlileri dahi mevcuttur. 

Aynı şekilde, seçeneklerden birini tercih edecekler için açıkça din düşmanı, vatan haini vs gibi tanımlamalar yapabilmek, nasıl bir zihin yapısının ürünüdür? Diğerini tamamen yok sayma, tamamen sindirmeye yeltenme, ona hayat hakkı tanımama, hatta tekfir etme ne Hakk’la bağdaşır ne de adaletle… 

Kendisi alenen propaganda yapan basın-yayın kuruluşlarının, aynı hakkı (ki ortada öyle bir kampanya da yoktur, sadece acayip bir öküz altında buzağı arama ruh hali vardır) başkası için reva görmemesi de ayrı bir garabettir.

Kaldı ki, alenen böyle bir propaganda yapsa ne olacak ki? İşe yarayan oranın milli irade, yaramayanın başka bir şey sayılması gibi aynen.