Bu yazıyı yazdığım andaki çalışmalarıma, “Kilit ülke Türkiye” başlıklı yazıyı (yazarı Ergün Diler) okuyarak başladım. Yazı şu cümlelerle başlıyor: “Türkiye’ye dikkatle bakın! CIA Direktörü Pompeo önceki gün geldi. / Peki öncesinde? Alman Başbakan Merkel’den İngiliz Başbakan Theresa May’e kadar, hatta İngiltere Genelkurmay Başkanı’na kadar pek çok ağır misafiri ağırladı... Demek ki Türkiye bizim bilmediğimiz kadar önem taşıyordu! Üstelik kısa bir zaman önce DARBE GİRİŞİMİYLE sarsılmış olmasına rağmen...”
Devamında şöyle bir ifade var: “Defalarca yazdım. Yukarıdaki gibi çok isim daha gelip gidecek. / Dünya kurulurken biz KITALARI BİRBİRİNE BAĞLAYAN ÜLKE OLARAK masadayız. / Kimsenin başka alternatifi yok. Türkiye’siz olmaz…”
Yazı şu cümlelerle bitiyor: “Oyun çok büyük. Ankara’ya son 10 günde gelip gidene bakın, anlarsınız! Yeni Dünya Düzeni buradan kurulacak... / Türkiye de kilit rolde!” Tam da burada, Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın “Yeni Bir Dünya ve ADİL DÜZEN” kitabını hatırlamamak ve derin düşüncelere dalıp “O’nu anma, anlama ve gereğini yapma” çabasına girmemek ne mümkün. Bir de şu: “İyi bakın! / Özellikle AVRUPALI olanlara! / Kaybedecekler... Tarih “Avrupa Türkiye’yi birliğe (AB) almadı diye çok önceden yıkıldı!” diye yazılacak... / Yaşayanlar görecek... Rahat olun, Türkiye büyüyecek...” Evet, “Kilit ülke Türkiye” yazısından aktaracaklarım bu kadar ama böyle oluyor ve böyle olacaksa yani gelişmeler gerçekten böyleyse, bu kadarı bile bizim için çok şeyler ifade ediyor… Tekrar hatırlatıyorum: “Erbakan’ı anma, anlama ve gereğini yapma” günlerinde, haftalarında, aylarındayız (Şubat-Mart) ya; bütün bu gelişmelere Erbakanca bakmamız ve çok ama çoook çalışmamız gerekiyor; ben -kendimce- bir kere daha hatırlatmış olayım...
Millî Gazete’mizin Cuma günkü manşeti neydi: “Varlık fonu değil havuz sistemi kurun.” Bugün bu önemli konunun farklı detaylarını yazacaktım, gelecek yazıda inşallah…
Bugün “KUR’AN VE İLİM” 901’inci hafta seminer çalışmamızı yapıyoruz. Şubat başından beri hatırlattığım üzere; biz Erbakanca çalışmamıza devam edip bunları değerlendirecek nesillerin istifadesine sunuyoruz; çalışmak bizden, başarı Allah’tan...
Üçüncü sayfadan minik bir bölüm ile başlayalım: “Bununla beraber vergi (zekât) veren mükellef, vermekte olduğu vergilerden yararlanmaktadır. Nasıl? / -Önce mallar vergi ile sigortalanmıştır. / -Sonra vergi ile orantılı olarak kredi istihkak etmektedir. / -Üçüncü olarak işletmelerdeki su elektrik gibi yardımcı maddeler vergiye göre bölüştürülmektedir. / -Dördüncü olarak istimlak değerleri icra değerleri vergiye göre yapılmaktadır. / Vergi mükellefi vergiyi başkana değil de kendiliğinden müstahaklara verirse bu haklardan mahrum olabilir. Başkana bildirir, başkan da uygun görürse, bunu muhasiplere bildirir ona göre bölüşme olur. Başkan kabul etmezse bu haktan mahrum olmuş olur. İşte bu ayet burada bunu anlatmaktadır.” (s.)
“Benzer şekilde ‘turist/misafir vakıfları’ var, senede belli sayıda misafir kabul ediyorlar. Zekât mukabili onların da bilgi vermeleri, ben bu sene kabul edemeyeceğim demeleri gerekir. / Bir de yoksul komşular varsa, geçinecek durumları yoksa komşular zekâtlarını bunlara vereceklerdir. Başkanı da bu durumdan haberdar ederler. / Dikkat edecek olursak, Allah zekât müessesesini öyle kurmuş ki, henüz bucak oluşmamış, başkan yoksa da, sistem işlemektedir. / Bugünkü durumumuz da böyledir. Devlet bizden vergi alıyor ve bize hizmet ediyor. Ancak bazı alanlarda vergi almıyor ve o hizmeti de vermiyor. Kooperatif “Genel Hizmet” yapıyor, işletmelerden pay alıyor ve devletin yapmadığı hizmetleri yapıyor. Yani zekât müessesesi böyle çalışıyor... / Demek ki komşuna verecek zekâtın yoksa bile, zekât meselesi ile ilgilenmen gerekir. Aracı olacaksın, zekât verenleri ona yönlendireceksin. / İşte, bu zekât sistemi kısmen de olsa bugün çalışmakta olduğu içindir ki “kayıt dışı ekonomi” sayesinde kriz zamanlarında da ülke ekonomisi ayakta kalabiliyor. / Bu seminerlerimizi yüzlerce insan okumaktadır. Bunlara düşen görev, Kur’an’ın bu sistemlerini öğrenip sohbet sırasında diğer insanlara anlatmaktır. Bu yolla siz bir taraftan bu müesseseleri daha iyi öğrenirsiniz, diğer taraftan da tüm insanlara Kur’an’î müesseseleri duyurmuş olursunuz.” (s.4 ve 5)