Cemil Meriç, aydını kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi olarak tanımlar. Buradaki vurgu düşünsel ve duygusal hürlüğüdür. Aydının olaylara ya da konjonktüre bağlı bir düşünce yapısı yoktur. Aydını, hidayet sahibi bir zihin, feraset sahibi bir şuur ve dirayet sahibi bir irade olarak tanımlayabiliriz. Birikimin üzerine inşa edilen bir tanımdır bu. Birikimin doğru bir süzgeçten geçmesi ve doğru bir şekilde topluma mal edilmesi aydın olma vasfının gereklerindendir.  

Aydın anı değil, zamanı bütünüyle algılayabilendir. Yani aydın zaman kiplerine bağlı olarak geçmiş zaman, şimdiki zaman veya gelecek zaman bağlamında düşünmez. Geniş zamanı düşünür ve geniş zamana göre fikir üretir/üretmelidir. Aydın taşıyıcı olmalıdır, geçmişten geleceğe doğru tarihi yüklenip taşımalıdır. Aynı zamanda süzgeçtir, tarihin tortularını eleğin üstünde bırakmalıdır. 

Aydını aydın yapan husus düşünebilme yetisindedir. Yoksa bilgi ve malumat bir ferdi aydın yapmak için yeterli değildir. Düşünme yetisinin beslenmesi ve eyleme dönüşmesi aydın için olmazsa olmazdır. Bu ilim, tefekkür ve irade ile sağlanır. İlim bilgiye, tefekkür bilginin düşünce vasıtasıyla yorumlanmasına, irade ise eyleme tekabül eder. Yani aydın temel misyonunu, edindiği malumatı zihin süzgecinden geçirerek eyleme dönüştürme süreciyle tamamlar.  

Günümüzde olumsuz anlamda iki tür aydın tipinden söz edebiliriz. Birincisi halka tepeden bakan, halkın değerleri ile kavgalı ve halkı dönüştürmeyi temel amaç edinmiş aydındır. Bu aydın tipi, halkı dönüştürebilmek için her türlü eylemi kendine ve diğer erklere meşru görür. Bunlar, Batılılaşma sürecinin gönüllü ajanlarıdır. Bu aydınların halk nezdinde bir karşılığı yoktur ve bu yüzden bizim de gündemimizde ikinci tür aydın tipi vardır. 

Bunlar; halka hamaset yükleyen aydınlardır. Halkın içinden görünen, değerlerini istismar ederek algıları yöneten, bu sayede halkı güç odakları lehine şekillendiren bir aydın tipidir. Bunlar, zamanı bütünüyle kapsamayı bırakın sığ bir alana kendilerini hapsetmiştir. Siyasetin kamuoyu nezdindeki gücüne büyük oranda teslim olmuştur. Siyasete yön vermesi gereken aydın profili gitmiş, yerine siyasette yönünü bulan aydın profili gelmiştir. Siyasetin söylem ve icraatlarına gerekçe, yanlışlarına mazeret üretmek bu aydınların temel misyonu olmuştur.

Siyasetin pratiğini belirleyen teori üretmesi gereken bu aydınlar, siyasi iradenin pratiğine meşruiyet kazandırmayı amaçlayan teori üretmeyi kendilerine vazife bilmişlerdir. Daha açık ifade ile bu tür aydınların siyasi iradenin yapmış olduklarının tevilcisi olmaktan başka bir amaçları kalmamıştır.

Aydınların güçle olan irtibatlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor. Çünkü aydının güce tabi olması, gücün de körleşmesine sebep olacaktır. Eleştirilmeyen, uyarılmayan güç kendini mutlaklaştırır. Bu yüzden aydının sorumluluğu büyüktür. Aydın düşünecek ve düşleyecek, aynı zamanda esaslı bir duruşun da sahibi olacak.