Son KHK ile FETO ithamı sonucu birçok kişinin işine son verildi. Temelde FETÖ soruşturmalarına destek veriyor, sistemden beslenen bu yabancı unsurun yok edilmesini uygun görüyoruz. Fakat ayıklanmanın sağlıklı yapılmadığını FETÖ ile alakası olmayan, hatta FETO karşıtı birçok insanın da görevine son verildiğini görmekteyiz. 

Milli Gazetede yazdığımızdan dolayı özellikle Milli Görüş kökenli işine son verilen birçok kişinin mesajlarıyla karşılaşıyoruz. Haliyle bu mesajlara karşı bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Fakat benim tavsiyem en azından Saadet Partisi’nde bir hukuk bürosu oluşturup bu şekilde mağdur olduğunu iddia eden Milli Görüş kökenlilerin sorunlarına sahip çıkılmasıdır. Burada FETÖcuları korumak değil, mazlum ve mağdurları korumak esas alınmalıdır. Yani FETÖcu olmayıp da arada başka husumet ve düşüncelerle işine son verilen veya fırsat bu fırsat diyerek Milli Görüşçüleri, İslami düşünceye sahip insanları da etkili konumlardan atmaya çalışanlara fırsat vermemektir. MHP ve CHP kendi üyelerine sahip çıkarken aynısını Saadet’ten beklemek de yanlış olmasa gerekir.

Dikkatimi çeken en önemli nokta da gittikçe KHK’larda İslami camiaya mensup insanların da harcandığıdır. Sanki bir el, bu sayede Müslümanları da tasfiye etmeye çalışmaktadır. Bu konunun özellikle dikkate alınması gerekir. Mağdur olan insanların temel talebi işlerine iade edilmekten öte, masumiyetlerinin ortaya çıkmasıdır. Onlar, kabul etmedikleri bir görüşün adamı olarak damgalanmaktan dolayı tepkililer. İşin ilginç yanı, haklarında böyle şüphe oluşturulan insanların mahkemelerde aklanmasında da sıkıntı olduğu duyumunu alıyoruz. Çünkü delilleri yetersiz bulup serbest bırakan hâkim ve savcılar üzerinde de FETÖ’cu ithamı Demokles’in kılıcı gibi dolanmaktadır. Bu durum mağdur insan dalgasını yaymaktadır. Büyük olasılıkla bir merkez, özellikle masumları da arada kaynatarak toplumda infial oluşturma ve bu şeklide ayıklanan FETÖcular konusunda halkta şüphe uyandırmaya çalışmaktadır. Bu konuyla ilgilenen yetkililerin bir an önce uyanmalarını tavsiye ediyoruz. 

Ben her ne kadar bana gönderilen mesajları paylaşmasam da son KHK ile görevine son verilen ve ailelerini yakından tanıdığım bir mesajı sizlerle paylaşarak sorunun farklı boyutunu göstermeye çalışacağım. Mesaj sahibi AGD İzmir teşkilatı yöneticisi Nursi Ünalan olup, son KHK ile polislik görevinden atılan Eymen ve İslam Ünalan isimli oğulları hakkındaki yardım isteğidir. Aşağıda onun gönderdiği mesajı yayınlıyorum: 

Benim çocuklarım, çocukluklarından beri sadece AGD ve Türk bayrağını taşıdılar. Başka bir grup veya cemaati bilmediler. 15 Temmuz gecesi İslam Ünalan, Başbakan Binali Yıldırım Bey ile birlikteydi ve gece boyu canını ortaya koyarak başbakanı silahıyla savundu. Hatta Başbakan Binali Yıldırım “Ülkenin yetiştirdiği kahramanlarsınız” diyerek alnından öpmüştür. Eğer oğlum FETÖcu olsaydı o gece Başbakan için değil FETÖ için silahını kullanırdı. Diğer oğlum Eymen Ünalan da 15 Temmuz gecesi ve sonraki günlerde FETÖ’ye karşı mücadele etmiştir. Hatta 15 Temmuz gecesi tüm maiyetinde bulunan polislere mesajla “Ölüme gidiyoruz, ihanet edeni vurun, ben de ihanet edersem beni de vurun” demiştir. Bu mesaj kayıtlarda bulunmaktadır. 

Çocuklarımı; bu ülke için, din için gerekirse canlarını verecek şekilde yetiştirdim. Hiç birisi hain değildir. Onlar FETÖ’cü olsa önce beni karşılarında bulurlar. Ben onların görevlerinden atılmasından çok böyle hain bir oluşumun adamı olarak lekelenmelerinden dolayı üzgünüm. Onların atılma gerekçeleri ciddi hiçbir delile dayanmadığı gibi bize de gerçek anlamda bir delil sunmamaktadırlar. Ben bu yanlışlığın bir an önce düzeltilmesini talep ediyorum. Bizi yönelttikleri Başbakanlık takip biriminden sonuç çıkması yıllar alabileceği gibi, yargının sonuçlanması da yıllar alacak. Bu arada çocuklarımın yılları boş bir itham ve sıkıntıyla geçmiş olacaktır.”

Evet, bir babanın adalet arayışına kaygısız kalmayarak sayfamı onlara açtım. Çünkü ben biliyorum ki İslam hukukunda 99 suçlunun olduğu bir gemide bir masum insan varsa o gemi batırılmaz ilkesi bulunmaktadır. Suçluları tasfiye ederken masum insanları cezalandırmak yeni mağduriyetleri de doğurur. 

Bu arada Gaziantep’ten de bir mağduriyet haberini aldım. İHH Gaziantep başkan yardımcısı eğitimci Ahmet Genç’in de görevine son verildi. Gerçi kendisini şahsen tanımıyorum ama Antep’teki yakinen tanıdığım arkadaşlar ona kefil olduklarını söylediler. 

Bunlar sadece benim çevremde gördüklerimin bir kısmı. Bu mağduriyetlerin ivedilikle giderilmesi ve ihraç konusunda daha somut verilere dayanarak, yani ihraçların gerçek kriptoları yok edecek şekilde yapılmasını talep ediyorum. Duyumlarla değil, kanıtlarla hareket edilmelidir. Adalete güven duygusu zedelenmemeli, geniş bir mağduriyet kitlesi oluşturularak FETÖ’nün amacına hizmet edilmemelidir.