Bir şeye sonradan dahil olmak tatsızdır. Dahil olsanız da eksik hissedersiniz. Esasında tam olarak dahil olmanız mümkün değildir. Sizden öncekilerin pek çok paylaşımı zamanla oturan bir samimiyeti anıları vardır. Kimin gücü geçmişteki anılara sızmaya yeter ki.
Dışarıda kaldıkça soğuduğunuz tek bir şey var, hayat.
Hayat böyledir bazıları için. İlk kuruluş anında yoksanız birlik olmanın anlamını tam kavramanız kolay olmaz.
Bir aileye eklemlenmek gibidir bu. Üveylik. Hayata üvey olmak nasıl bir histir ya?
Önce rüyalarda görüp sonra yaşamanın korkunçluğu gibi. İki kere tekerrür eden ıstırap. Çile çift boyutlu. Ölüm acı doğum hep iki defa.
Savaştan çıkıp gelen, ölümden çıkıp gelen bir yurdun ranzasından çıkıp gelen o çocuğun hayata karışmaya çabası. Hayat hep ayrık otsu dikensi ve yavan. Konuşmak yorucu.
Utanmayan had bilmeyen babaların sahtekârlıkları ile düzdükleri yolsuzluklar. Yüzü kızarmadan sahte hesaplar açıp paylaşımlar yapan bu hadsizlerin haddini bildirmez mi Rabbim.
Koparıp attığınız hayatlara miras uğruna dönmeniz yok mu, kimliklerin kopyasını yapıp menfaatiniz için kullanmanız, sonra ceza almadan yürüyüp gitmeniz. Sizin bu yüzsüzlüğünüz sizin bu ruhsuzluğunuz.
Bizim ruhumuzu çoktan çaldılar dostlar. Küsmek için değer vermek gerekirdi değer kalmayınca küslük de kayboldu. Yüzeyden bir selam, fasulyeden bir arkadaşlık, temeli baştan yıkık yuva. Güvensizlikten başka bir şey kalmadı bize. Bizde bizden başka ne kaldı?
Yalan haberler, sosyal medya faciaları insanı insana karşı biledi. Bir şey duyunca inanmakta zorlanıyoruz artık. Sırtımızı dönebileceğimiz kimse yok. Gözü kapalı boşluğa kendimizi bıraksak tutacak kimse de. Sır dediklerimizi verdiğimizde vurulunca anladık anlatmamayı.
Bir başarının yerle bir olduğu vakit nazar kelimesinin gücünü hissettik. En sevinçli haberimiz ölüm fermanımızı yazıp tutuşturdu elimize. Keşke bilinmeseydi, anlatılmasaydı vehmi pişmanlık ile yüzümüze çarptı hakikati. Kimse kendisinden daha iyi olan birilerinin olmasını istemiyordu. Herkes her gün “ayna ayna söyle bana var mı benden daha iyi durumda olan bu dünyada” diye soruyordu artık. Yok etmek için. Kötülük artık ruha ete kemiğe büründü ve bizimle dostluk kurdu. Ona delice saplantılı âşık gibi bağlandık. Nice ipin kesiminde ortaklık ettik.
Hiç dönüp bakmadan yaptıklarından zerre miktarı utanmadan yoluna yürüyüp gidenleri hayretle izlerken yitirdik işte. Ruhsuzlaştık o dakikada.
Çünkü umursadıkça kaldırılamaz güce ulaşıyordu. Ciddiye aldıkça sırtımıza yük oluyordu. Bunların altında yitip gidiyorduk. Bir gün duraksadık ve şöyle dedik: İyi ya. Bu nasıl bir “iyi ya” idi bilir misiniz? Bu Kahraman’ın “iyi ya” sıydı. “Ölünce bilyeler nolucak” diyen arkadaşına demişti hatırlar mısınız? Ölen arkadaşına değil de bilyelerine odaklanan o çocuk gibi işte üvey hayat. Ve biz de bu hayata şöyle diyoruz:
İyi ya. Öyle olsun.