İnsan bilmediğinin düşmanıdır. Anlamadığından, anlamlandıramadığından, tanışmadığı şeylerden korkar. Korku, gizem, yadırgama, tuhafsama yeterince açık ve belirgin olmayana; görülmemiş, bilinmemiş alana dairdir. Nitekim yaban yahut yabancı olarak nitelenen de henüz tanışılmamış, karşılaşılmış olandır. Bu yabancılık hayatın her alanına sirayet eder. Çözdüğü her bilmece kutucuğu birbirine bağlandıkça basitleşir gözünde. Tanışmıştır çünkü o gizil kelimeyle. Arayışı bırakmıştır, merak etmez, dert edinmez. “Bilinmeyenin örtüsü kaldırıldıkça insanların düş güçleri de çoraklaşır” diye söyler Guy de Maupassant. İyi söyler.
Geçmiş örnekleri itibariyle eşit paylaşım iddia eden, insanların aynı haklardan yararlanmasını öngören düşüncelerden, bu düşüncelerin hakim olmasından korkulur. Korkunun başlıca nedeni yetkin olmayanlarca denenmiş ve başarısızlıkla sonuçlanmış kötü örneklerdir. Bu bağlamda başarının ne olduğu elbette sorgulanabilir, lakin söz konusu korku kaimdir.
Bir başka korku örneği mevcut durumun yitirildiği takdirde daha kötüye maruz kalma düşüncesidir. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” gibi… Tüm deneyişleri, girişimleri boşa çıkarır bu deyim. Haliyle bulgura talim edilir ve pirinç peşine düşülmez. Zaten pirinç ithal üründür, gdo’lu olma ihtimali ve iddiası vardır, insan sağlığını tehdit etmektedir, yenmesindir. Halbuki bulgur öyle mi? Bulgur gayet de yerli ve milli bir gıda olup onbeş temmuzlarda büyük kahramanlıklar şeyapmış… Neyse. Olayın sisi yönetimiyle, Dimyat’ın uzaklığıyla hiç alakası yoktur yani. Pekala memleket ithal ürün cennetidir.
İnsanlar maruz kaldıkları yokluğa, yoksulluğa, sömürüye katlanmayı göze alarak akıllarının ve gönüllerinin yattığı denenmemiş olan teorilere sırt çevirebilirler. Katlanırlar, çünkü bir değişim esnasında mevcudu kaybetme korkusu vardır. Katlanırlar, çünkü katlanmak zorunda hissettikleri, öyle inandırıldıkları zorbalar tarafından tehdit edilirler. Katlanırlar, çünkü tüm duyularına hitap eden organlar aslında onlar için öngörülenlerin ve nihayet karşılaştıklarının çok iyi olduğunu, daha iyisinin söz konusu edilemeyeceğini; bunu kaybederlerse keten helvanın yanacağını fısıldar durur. Hayır, sadece fısıldamaz, çoğu zaman çığlık çığlığa ve muhatapları da çığlık içinde bırakacak şiddette yüze vurur bunu. Katlanılmazsa beyaz toroslar belirir sokağın köşesinde. Cehape gelebilir mesela katlanılmazsa! Gelirse ne olur? Seçimlerin vazgeçilmezi başörtüsü, kuran kursu imam hatip vs. öyle bir curcuna kopar ki tüm gelişler iptal edilir. Peki daha mı çok sömürür gelirse? Mevcut patronlardan şey, yöneticilerden daha hırslı davranıp hizmet olarak yutturulan otoyolları, köprüleri, havalimanlarını falan mı satar el altından? Market, hastane, eğitim kurumu, lojistik gibi her bir iş alanına el atıp gizli ve kirli ortaklıklar mı kurar? Elbette bunların garantisi verilemez, verilemeyeceğini mevcut egemenler üstünde beraberce gözlemlediğimiz gibi.
Oysa Alexis Bertrand’ın belirttiği şekilde “Bir insan sadece yaptığı adaletsizliklerle adaletsiz olmaz, fakat önlemeye muktedir olduğu halde, yapılmasını hoş gördüğü kötü şeylerden dolayı da adaletsiz olur.” Kötünün iyisi algısı insanı hüsrana götürür yani. Göz göre göre adaletsiz bir güçlüye taraf olmak elbette ahlaksızlığın dik alasıdır.
Görmekten yoksun birine içinde bulunduğu mekanın rengi sorulsa mavi rengi kuş sesine, internet sayfasını tuş sesine benzetir. Doğuştan görmekten yoksun olduğu için ona renkler öğretilemez. Duymaktan mahrum bir kişiye de sesin ifade ettiği anlam öğretilemez. Doğuştan ahlaki yoksunluğa maruz kişiye de ahlakla ilgili herhangi bir temyiz öğretilemez. Öğretilemeyen şeyler üstüne bu insanlar, içinde bulundukları durumun doğurduğu kanaatleri yegane gerçek olarak kabul edip savunabilir. Eflatun’un mağarasındakilerin gölgelerin gerçekliğine; insanların çoğunun yegane gerçekliğin dünyadaki yaşam olduğuna inandıkları gibi…
Bilmediğinin düşmanıdır insan. Hiç karşılaşmadığı adalet düşüncesinden, hak, hukuk, eşitlik gibi kavramların dile getirilmesinden bile korkar. Evdeki bulgurla iktifa eder bu sebepten. Bulursa ayran içer üstüne. Geviş getirmez.