Sanki iki ayrı Türkiye var; biri bizim yaşadığımız Türkiye, öbürü diğerlerinin yaşadıkları Türkiye. Sanki iki ayrı dünya var; biri bizim yaşadığımız dünya, öbürü diğer kesimlerin yaşadıkları dünya.

Yaşadığımız ülke aynı ülke, yaşadığımız dünya aynı dünya. Olaylar aynı, insanlar aynı, doğrular aynı, yanlışlar aynı. Farklı olan tek şey olaylara bakışımızdır. Uygulamaları da bakışın şekillendirdiği unutulmamalı. Bakıştaki farklılık hakikatte doğruyla yanlışın yerini değiştirmez. Yanlış her zaman yanlıştır, doğru da her zaman doğrudur.

Yaşadığımız dünya aynı dünya olsa da, yaşanan ülke aynı ülke olsa da, hatta aynı olayları birlikte yaşasak bile, farklı bakış ve farklı değerlendirme kıyamete kadar var olacaktır. Çünkü yanlışın temsilcisi olan şeytan kıyamete kadar var olacaktır; insanların arasında dolaşmaya, yanlışı doğru, doğruyu da yanlış olarak göstermeye devam edecektir. Şeytan, görevini yaptığı için aynı memlekette doğup büyümüş, aynı duyguları paylaşmış olan insanların kafasında dahi iyi ile kötü, doğru ile yanlış yer değiştirmiş vaziyettedir.

Saymakla bitmeyecek kadar çelişkiler var insanımızın kafasında.

Her yıl 16 Mart’ta Çanakkale’de bildik nutuklar atılır. Üzerimize çullanan, oracıkta bizi boğmaya çalışan Batılı devletler düşman olarak nitelendirilir ve ecdadımızın kahramanlığından bahsedilir. Ama iş icraata geldi mi, Çanakkale’de düşman ilan edilenler bu defa Batılı dostlar oluverirler. Dost ve düşman tanımının yer değiştirmesi sadece Çanakkale’yle sınırlı değildir. Her alanda durum aynı. Milli Mücadele yıllarını anma toplantıları da Çanakkale’den farkı olmayan söylemlere sahne oluyor. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan mezalimi lanetlenir ama iş yönetime gelince birden bire bu adamlar medeni olurlar, vaz geçilmez dostlar olarak muamele görürler. Ülke yönetimi, kanun-kural, stratejik ortaklık, NATO, AB... Onlarla yatar onlarla kalkarız. Yönümüzü onlar tayin ederler. İç meselelerimize, düşünce dünyamızın oluşmasına, ne yiyip ne içeceğimize, ne giyeceğimize, okulda okutacağımız kitapların içeriğine kadar her konuda onlar belirleyici olurlar. Medeni kanundan ticaret kanununa ve ceza kanunlarına kadar hepsi Batılı dostlardan!

Hep Batılılara özendik. Onlar gibi yasa yaptık, onlar gibi ticaret yaptık, onlar gibi evlendik, onlar gibi eğlendik... Her konuda Batılıları örnek aldık. Medeniyet denilince aklımıza Batı geldi. Kalkınmada Batı tarzı kalkınmayı hedef aldık. Batı tipi demokrasi vaz geçilmezimiz oldu. Batının dost ilan ettikleri bizim de dostumuz oldu, Batılıların düşman ilan ettiklerini biz de dost listesinden çıkardık.

İslam âleminin içine düştüğü derin krizden niçin kurtulamadığının cevabı burada yatıyor aslında. 300 yılı aşkın bir süreden beri yönümüzü Batı’ya döndük. Ne istedilerse yaptık: Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, 1. Meşrutiyet, 2. Meşrutiyet, Laik sistem, Darbeli demokrasi, Demokrasi Paketi... Her şey Batı için. Onlar gibi olmak için, onlar istediler biz yerine getirdik. Sonuçta ne oldu Onlar kazandı, biz kaybettik. Son 300 yılda her şey olduk, bir tek kendimiz olamadık..

Bundan sonra başkaları için değil, kendimiz için yaşasak, kendimizi keşfetsek ve kendimiz olsak ne kaybederiz