İNSANI çeken kendi ruh merkezi. İnsanın hüzün, keder,
sevinç ile huzur bulduğu mekânı. Kişinin ruhunun yoğrulduğu hemen her anında,
zerresinde soluğunun sindiği, elinin terinin bulaştığı, çıplak ayaklarının
gezindiği mekân.
Yabancılık tutkusu geçici bir heves. İnsanın aklını
başından alan anlık bir duygu. Çılgın ve absürt yaşama dönemi. Tıpkı insanın
yanlışa, günaha olan eğilimdeki tutkusu gibi. Bu genel geçer durumlar insanı
yoldan çıkarır.
Bir millet kendi değerleri içinde kişiliğini bulur.
İnsanda olduğu gibi mekânların da mahremiyeti var. İnsanın kimseyle bölüşmek
istemeyeceği, özel alanları.
Hemen her nesnenin manevi bir değeri var. Anlamlı
kullanıldığında insana huzur verir. Kişinin kendi dünyasına yön verir.
Aldanma insanın doğasında olan bir durum.
Yabancılıklara kapılınıldığında orada bir şeylerin
varlığı bir zaman için insanı âdeta büyüler. Ondan kurtulmanın yolları aranır,
bazen bir sarmaşığa dolanıldığında ondan kurtuluş zorlaşabilir. En iyisi
insanın bu dolambaçlara takılmaması ve bulaşmaması. Bu insan için hem zamanın
hem enerjinin hem de emeğin harcanması olur. Kendi kavramlarımızla
konuştuğumuzda bir anlamı olur. Başkalarının kavramları yanıltıcıdır. Düşünme
alanımız bizim kendi mantığımız içinde sağlıklı olur. Başkalarının mantığı
onlar gibi düşünmeye ve yaşamaya zorlar.
İnsan kendi doğasında yaşayınca huzur bulur. Doğasının
dışına çıkma taşkınlıklar ve sapkınlıklar insanı sadece anlık heyecanlara,
ardından da bir felâketlere sürükler. Bazı duygular anlık bir hevestir. Bu,
heves olmaktan çıkar bir tutkuya dönüşünce tehlikeli olur.
Batı deniliyor sürekli. Üstünlük ve yüceliği ihsas
ettiriliyor. Bu yapılırken kendi değerlerini hem yadsıyış hem de küçümseyiş söz
konusu oluyor. Batı mantığında günah ile sevap ayrımı yok. İyi ile kötü var ama
günah ile sevap ayrımı yok. Sakınma duygusu yiter. Batı ruhunda sapkınlıkların
aşırıya varmasının bir nedeni var. Ruhun tatmin olamayışı. Doyumsuzluk. Bunlar ise
insanın sınırlarını zorlar.
Özgürlük kavramını ele alalım. Bir Müslüman ın inanışı ve
değerleri var. Bunlara bağlılık onun kişiliğinin ve inancının gereği. Dışarıdan
insana dayatılan özgürlük kavramı ise bir Müslüman ın kendi sınırları dışına
götürmesi, kendisinden uzaklaştırmasıdır. Eğer sizin inandığınız bir Tanrı
anlayışı var ise Batı öykünmeciliğinde ve özgürlük anlayışında sizi kendi
inancınızdan uzaklaştırırken inanma anlayışınızdan kurtarma adına size bir
özgürlük sunar. Hıristiyan inanışındaki üçlemeli teslis inancına götürmek ya da
tanrısız bir anlayışa götürür. Batılılaşma ile birlikte Müslümanların kanına
giren özgürlük anlayışında sapkınlığa götüren bir hayat tarzıdır bu. Bugünün
insanını yaşama arzusundaki sınırsızlığın nedeni de budur.
Batı, bir bütündür. İslâm medeniyeti ve milleti dışında
bir bütünlük. İslâm milleti kendisine yabancılaştığında, açıkçası evini terk
ettiğinde varıp gideceği bu dünya ve bu hayat anlayışı ona yabancıdır. Onların
mantığı ve kavramları hayatında belirleyici ve yön gösterici olur. Batı dünyası
zaten ruhsal bir bunalımda. Çıkış yolları aramada. Bu çıkış yolu kendisini
huzura erdirecek İslâm değil. Kendi içinde alternatifler oluşturma çabasında.
Bunlar da insanlığı oyalayıcı olur. Bazen çok uçlara gider sonra gene kendi
aslına döner. Bu, kısır bir döngüdür. Bütün izmlerin doğuş nedeni budur.
Müslümanların Batı bunalımına razı olması, heyecan ve
sevinci kendi uçurumu olur. Batı hiçbir zaman insanlık için kurtuluş değil.
Onların kimi değerlerini önemseme bile risklidir. Müslümanlar çıkışlarını kendi
değerlerinde aramalı.