Son günlerde idam

gelsin mi gelmesin mi tartışmalarının yeniden gündeme geldiğini görmekteyiz. Bu

ifadeleri, İslami bağlamda ele aldığınızda hemen her kesimden tepkiler gelir ve

şeriat istemiyoruz hezeyanları yükselir. Oysa bizleri yaratan Rabbimiz, huzurlu

bir hayat sürebilmemiz için bütün formülleri göstermiş ve bu konuda hiçbir

açığa fırsat vermemiştir. Çünkü insanı en iyi tanıyan ve onun nelere ihtiyaç

duyabileceğini bilen tek varlık O dur. Bizi kurtarın, şeriat gelecek diyen

anne-babaların dahi, katledilen evlatlarının ardından idam gelsin taleplerine

şahit olmamız bunun açık bir göstergesidir.

Özgecan ın ardından evlatları katledilen bütün

anne-babalar, katil idam edilsin diye haykırıyorlar. Bizler, anne-babaların

acılarını anlayabiliyor ve katili yargılarken onların taleplerinin de dikkate

alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Katil idam edilsin diye haykıran anne-babaları fazlaca

insafsız bulup eleştirenler ve katilin affedilmesini isteyenler de var.

Anlaşılan bu zevatlar, evladı katledilen anne-babanın yanında yer almak yerine

bütün enerjilerini katilin durumunu empati yapmaya harcıyorlar. Soruna kökten

çözüm getirirken elbette bu canilerin hangi ortamlarda yetiştirildiğine bakmak

ve aileyi iyileştirmenin yollarını aramak gerekir. Ama evladını kaybetmiş bir

anne-babanın yarasına tuz basmanın da hiç manası yok.

Geçtiğimiz gün bir TV programında, Özgecan üzerinden

yapılan idam tartışmalarını izledim. Şahıslardan biri insanların yanlışlıkla da

böyle bir cezaya maruz kalabileceklerini ve bunun telafisinin olmayacağını

savunuyordu. Elbette böyle bir yanlışın telafisi kolay olmayacaktır. Bu tür

hatalara fırsat vermemek için önlem alınmalıdır bu ayrı bir konudur. Fakat biz

anne babalar, kasten adam öldüren canilerin topluma tekrar geri bırakılmasını

ve çocuklarımızın risk altında yaşamalarını hiçbir şekilde istemiyoruz. Zira

canilerin hayat öykülerine baktığınızda, büyük çoğunluğunun daha önce de benzer

suçlar işleyip indirimden yararlandıklarını ve topluma tekrar katıldıklarını

görüyoruz.

Peki, katillerin ortada dolaştığı bir toplumda bizim

güvenliğimizi kimler sağlayacak Çocuklarımızı bu canilerden nasıl koruyacağız

Elbette bizlerin de bu soruları sorma hakkımız vardır ve sormaya da devam

edeceğiz.

Katilin idamına karşı çıkanların gösterdiği gerekçelerden

biri de, bu tür cezaların Avrupa da uygarlığa karşı bir uygulama olarak

görülmesi meseleselidir. Oysa sözde uygar Avrupa yoksul Ortadoğu halklarının

namuslarına, topraklarına, canlarına yeraltı ve yerüstü zenginliklerine

saldırarak, her gün binlerce insanı katlediyor. Onlar, çocukları yaşlıları ve

kadınları öldürürken, bu karanlık tabloyu farklı kılıflarla süsleyerek olumlu

bir algı oluşturmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki, Müslüman halklardan bu

kılıflara inanıp savunanlar ortaya çıkıyor.

Ülkemizde hemen her gün bir kadının ölüm haberi ile

uyanıyoruz. Ölen kadının yakınları ise cezaların caydırıcı nitelikte olmadığı

noktasında birleşiyor ve haklı olarak bu konuda hükümete görevler düştüğünü

ifade ediyorlar.  Cezaların yeniden

düzenlenmesi ve caydırıcı nitelikte olması şart fakat bu tek başına yeterli

değil. Bunun yanında ahlaki ve manevi değerlere ağırlık verilmeli ve vicdanlı

çocuklar yetiştirmenin yolları aranmalıdır. Bu konuda sadece aileye değil,

eğitimcilere de büyük görev düşüyor.