Katar’la ilgili tartışmaları yakından izliyorsunuz. Suudi Arabistan, BAE, Mısır, Yemen, Bahreyn, Maldivler ve Libya’nın bir bölümünün teröre destek verdiği iddiasıyla Katar’a ambargo kararı almaları, bütün gözlerin bir anda Körfez’e çevrilmesine yetti. Hem de Trump’ın ziyareti sonrası böyle bir sürecin yaşanıyor olması konuyu başlı başına daha da ilginç kıldı.  Yine Trump’ın, “Kral ve 50 ülkeyle Suudi Arabistan ziyareti daha şimdiden işe yaradı. Belki de bu, terörizm dehşetinin sonunun başlangıcı olacaktır.” açıklaması da düğmeye kimin bastığını göstermesi açısından önemliydi.

Yaşanan bu baş döndürücü süreçte gayenin bir taşla beş kuş vurmak olduğu çok net.

Birinci hedefin öteden beri devam eden strateji çerçevesinde mezhep farklılıklarını kaşımak ve bölgemize öldürücü darbeyi vurmak adına İran olduğu,

İkinci hedefin sözde Müslüman Kardeşler tehdidi üzerinden Sisi’ye destek anlamı taşıdığı,

Üçüncü hedefin Hamas vurgusuyla İsrail’in elini daha da güçlendirmeyi amaçladığı,

Dördüncü hedefin bölgenin Truva atı olan terör örgütü DAEŞ üzerinden haritaları yeniden çizme niyetini taşıdığı,

Beşinci hedefin ise doğrudan veya dolaylı Türkiye olduğu görülüyor.

Bu tehdidi gören Türkiye’nin ise Katar’a asker konuşlandırma kararı da bölgenin yeni gelişmelere gebe olduğunun habercisidir. Bundan sonra yeni ittifakların oluşması artık ihtimal dâhilindedir.

Türkiye, İran ve Katar’ın daha da yakınlaşması durumu, hatta Pakistan’ın olası desteği kartların yeniden karılması gibi bir sonucu beraberinde getirebilir.  BOP çerçevesinde yıkım projesine dönüşen Arap Baharı’nda yapılan yanlışlar Hamas’ı, Müslüman Kardeşleri bilindiği gibi Katar’a mahkûm etmişti. Şimdi sonucu konuşuyoruz ama bu gelinen nokta en başından beri çok büyük hatalar zincirinin sonucudur. Süreç tam bir bubi tuzağıdır. Yani bir taşla beş kuş vurma stratejisinin altyapısı emperyalistlerce yanlış yönettiğimiz Arap Baharı ile oluşturulmuş oldu.

Bunun yanında Katar üzerinden bölgemiz yeni bir kaos ortamına sürüklenmek istenirken, Türkiye’de ana muhalefet liderinin Müslüman Kardeşler’i terör örgütü olarak nitelemesi, CHP eski kodlarından kopamıyor mu sorusunu akıllara bir kere daha getirdi. CHP bu açıklamayla ne Mısır tarihini, ne de orada yaşanan süreçleri tam anlamıyla okuyamadığını gösterdi. Yine CHP 7000 yıl sonra yapılan ilk demokratik seçimlerde iş başına gelen Mursi’nin hangi koşullar altında darbeye muhatap olduğunu anlayamadığını ortaya koydu. Kanlı bir askeri müdahaleye maruz kalmalarına rağmen meydanlarda sadece ‘sivil itaatsizlik’ örneği sergileyen, tarihinde hiçbir zaman terör eylemlerine bulaşmayan Müslüman Kardeşler’i tanıyamadığını belli etmiş oldu. Binlerce mensubu ağır silahlarla taranarak katledildiği halde, oyuna gelmeden ayakta durmaya çalışan, her şeye rağmen teenni ile hareket eden bir yapıya terör örgütü demek, kolaycı, sorumluluk almak istemeyen ve sözde garantiye oynayan bir yaklaşım değilse nedir? Daha geçen hafta Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz PKK’nın Suriye kolu olan PYD ile kanal açılabileceği açıklaması yapmışken, 80 yıldan beri Mısır’ın sosyolojisinde çok önemli bir yeri olan, Mısır’ı tanıyanlar için meşruluğunu tartışmak bile abesle iştigal sayılabilecek Müslüman Kardeşler’e terör yaftası yapmak olsa olsa bilgi eksikliği olarak açıklanabilir.

Sol olduğunu söyleyip, sosyal demokrasiyi tam anlamıyla yaşayıp yaşatamayan,

Özgürlükçü olduğunu söyleyip, özgürlüğün tanımını yaparken lafı oraya buraya dolandıran,

Dünyadaki örneklerinin aksine statükocu bir sosyal demokrat parti görüntüsü veren,

Laikliği bir kişinin diğerinin baskısına maruz kalmadan inancını yaşayabileceği ve kimseye de dayatma yapamayacağı bir değer değil de, dini özgürlükleri sınırlamak olarak algılayan,

Yaşadığı toplumun gerçeklerini anlamak ve empati kurarak doğru adım atmak yerine, eski basmakalıp bakışlarla günü kurtarmaya çalışan,

Tepeden inmeci, halkın değer yargılarını anlamakta zorlanan ve içinde yaşadığı coğrafyadaki aktörleri doğru düzgün tanıyamayan bir CHP’nin ülke siyasetindeki yeri böyle davranmaya devam ederse hep aynı kalacaktır.

Oysa son zamanlarda, özellikle referandum sürecindeki dil, üslup ve yaklaşım CHP’yi farklı toplumsal kesimlere açmış ve ilgiyle izlenilir kılmıştı. Âcizane Sayın Kılıçdaroğlu’na tavsiyemiz, İslam dünyasındaki aktörler ve yapılar hakkında bir değerlendirme yapmadan önce en azından bir bilenin kanaatine başvurmasıdır. Sonuçta herkes her şeyi bilmek zorunda diye bir koşul yok.