TV5 ekranlarında Doç. Dr. Abdullah Aydın ve Doç. Dr. Bekir Gündoğmuş hocalarımızla birlikte hazırladığımız Türkiye Raporu programına yeni yayın döneminde de devam edeceğiz inşallah. Yeni yayın döneminde programın ilk dört haftasında iktisadi sistemleri ve iktisadi sistemlerin mukayeseli değerlendirmesini ele almayı kararlaştırdık. Bu çerçevede önümüzdeki süreçte başlayacak yeni yayın döneminde ilk bölümde kapitalizm, ikinci bölümde sosyalizm, üçüncü bölümde İslam ekonomisi ve Adil Düzen, dördüncü bölümde ise iktisadi sistemlerin karşılaştırılması konularını ele almayı hedefliyoruz. Konuya ilişkin hazırlık yaparken dikkatimi çeken konulardan birisi iktisadi sistemlerin ekonomi yönetiminde kamu müdahaleci politikalar konusundaki yaklaşımlarıydı. Kapitalist iktisat teorisinin temelini oluşturan klasik iktisat teorisi minimal devlet müdahalesini öngörürken, sosyalist iktisat teorisinde ekonomik sistem bütünüyle devlet kontrolü altında işlemektedir. İşin ironik tarafı ise; 1929 ekonomik buhranından sonraki süreçte minimum devlet müdahalesi öngörülen, ekonomik dengenin piyasa tarafından sağlanılacağı varsayımına inanılan liberal ekonomilerin, Keynes tarafından ortaya konulan ve bazı koşullarda piyasanın tek başına dengeyi sağlayamayacağı ön kabulü ile sınırlı devlet müdahalesi öngören karma ekonomi politikalar uygulanarak kurtarılmış olmasıydı.

Bugün de dünyanın 1929 buhranından sonra yaşanan en ağır ekonomik koşullarla karşı karşıya olduğu ifade edilmektedir. Bugün de liberalist ekonomi politikalarının uygulandığı Avrupa başta olmak üzere Batı ülkelerinde her geçen gün artan ekonomik sıkıntıların çözümü adına kamu müdahalesi içeren politikalar uygulanmaktadır. Pandemi sürecinden sonra oluşan ekonomik sıkıntıların yanı sıra Rusya- Ukrayna Savaşı sonrasında ortaya çıkan tahıl ve enerji krizi başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm dünyayı derinden etkilemektedir. Krizden bahsederken vurgulanması gereken çok önemli bir nokta var. Kapitalist ekonomi teorilerinin anlatıldığı eserlerde de kabul edilen bir gerçek var ki; krizler kapitalist sistemin bir parçasıdır. Kapitalist ekonomik sistemin oluşturduğu dengesizlik derinleştikçe krizlere neden olmakta, küçük, güçsüz olanların ayıklandığı bir sürecin sonunda sistemin açıkları yamanmakta ve yola devam edilmektedir. Bugün yaşanan süreçlerde olduğu gibi kriz büyük, küresel etkileri olan boyutlara ulaştığında ise ekonomik sistemin temel ilkelerine aykırı politikalarla sistemin devamlılığının sağlanması hedeflenmektedir.

Mevcut siyasal ve ekonomik paradigma insanlığı sürekli tekrar eden krizlerle yüz yüze bırakan doğası gereği tıkanmış ve sürdürülebilirliğini yitirmiştir. Küresel elitlerin yeni bir başlangıç ile bütün ekonomik ve finansal sistemi sıfırlama arayışı içerisinde olması da bu durumun açık göstergesidir. “Pandemi süreci benzeri süreçlerden sonra ekonomik sıkıntıların yaşanması doğaldır” şeklinde bir düşünce gelebilir akıllara. Ancak birincisi pandeminin mevcut sistemin efendilerinin kendi gayelerine ulaşmak için kullandığı bir süreç olduğunu gösteren ciddi iddialar ve kanıtlar mevcuttur. İkincisi pandemi süreci adalet ve dayanışmanın olduğu bir anlayışla çok daha kolay ve düşük etki ile atlatılabilirdi. Gelinen noktada küresel anlamda yeni bir sisteme geçiş kaçınılmaz görünmektedir. Bu sistemin kuvveti üstün tutan zihniyetin ürünü, mevcut sömürü ve dengesizliği daha da artıracak bir sistem olması durumunda insanlık çok daha derin krizlerle karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle hakka, adalete, adil paylaşıma dayalı yeni bir sistemin ortaya konulması gereklidir. Böyle bir sistem ise ancak Allah’ın (C.C.) ortaya koyduğu hudutlar çerçevesinde geliştirilebilir. Hakka ve adalete dayalı yeni bir sistemin bütün insanlığa kurtuluş reçetesi olarak sunulması, günümüz Müslümanlarının hem dünya hem de ahiret saadeti için en önemli sınav niteliğindedir.

Tabi Müslümanların bu sınavı başarı ile verebilmeleri için günlük kısır tartışma, uğraşlarla enerjilerini tüketmeyi bırakarak ana gayeye yönelmeleri temel koşuldur…