Berlin duvarı bile bu kadar sancılı yıkılmamıştı. Üniversitelerin kapılarının örtülü öğrencilere açılmaması için verilen kavgaları esefle izlemekteyiz. Doğrusu bu kadar hengâme içerisinde özgürlüklerin de tadı kaçacak gibi. İnsanlar, çocuklarını üniversiteye yollayınca da kaygılar bitmeyecek. Tehditler, savaş baltalarını çıkarmış vahşileri anımsatmakta.

"Türbanlılar derse girerse biz çıkarız."

"Notlarını düşürürüz".

Herhalde şu modern çağda böyle ilkel bir açıklama olamazdı. Ben öğretim görevlisiyim. Dersime babamın katili çıkıp geliyor. O zor durumda acı hatıralar zihnimde canlanıyor. Ama benim aldığım evrensel öğreti, kişisel kin ile hareket edilemeyeceğini öylesine şefkatle nakışlamış ki zihnime. Zarar verdiği bir insan olduğum halde, o öğrencimin notunu kendi kişisel kinime kurban etmez ve asla kırmazdım.

Zira öğretmenlik hayatımda buna benzer olaylara rastladım. Birbirimizden hoşlanmadığımız ailelerin çocuklarını okuttum. Notlarını fazla fazla verdim ki akıllarından kötü zan geçmesin, istedim. Tıpkı Hz. Ali nin bir müşriki öldürmek üzere iken, yüzüne tükürmesi anında onu serbest bırakması gibi. Öfke adına olmaması için, bu eylemden vazgeçtiği gibi. Anlı şanlı, yaşını başını almış rektörümüz notla cezalandırırız derse, bu çocukların başına neler gelmez ki diye kara kara düşünmekte aileler. Üniversiteleri bir kavga ortamına çevirmek isteyenler, aynı zihniyetteki erkek çocuklara ilişmezken, başlarındaki örtü ile negatif ayrımcılığa uğrattıkları bu gencecik kızlara kim bilir ne manevi işkenceler edecekler.

Koridorda " pis yobaz"diye laf atıp, morallerini bozacaklar.

Hatta tenha bir dönemeçte bıçakla bile saldırıp, hayati tehlike oluşturacaklar.

Hani bizim kuşakta okuduk ama böyle gerilimli ortamlar yoktu.

Hocalar başörtülü öğrencilerine saygılı, onlar hocalarına hürmetli.

"Açıklara baskı olur" tasavvurunu hiç yaşamadık. Başörtülüler de baskı görmedik. Çok samimi dostluklar kurduk. Hatta Bizans sanatında tek başörtülü idim, Ermeni ve Rum arkadaşlarımla kavi not alışverişleri vardı aramızda.

Elbet fikrimizi beğenmeyen öğretmenlerden yardım görmedik.

Materyalleri kendi yandaşlarına taşıyan bu hocaları telmih etmekte, zahir Mesut Parlak.

Zira Türkiye öyle gerici bir fikir savaşı verdi ki; profesör sınava bile girmeyen öğrencisini geçirdi ya da çetelerin hala ellerini çekmediği yapılanmalarla üniversite sınavlarına farklı insanlar sokulup yahut yurt dışında bizzat konsolosların yardımıyla, sınav soruları çalınarak, entrikalarla "dava adamları"na kariyerler kazandırıldı. Bugünün Ergenekon çetesinin elemanları, o zamanlar hazırlandı.

Türkiye nin ilim hayatı bu kadar kirli ve sabıkalı iken; üç beş imanlı kız çocuğunun okuması, çok görülmemeli. Yasağın orta öğretimden ve kamusal hayattan da silineceği tasası taşıyanlar, gidip Avrupa ülkelerine baksınlar. Hepsinde serbest. Sadece Fransa orta öğretimine yeni yasak getirdi fakat Onun da üniversitelerinde başörtüsü serbest. Almanya, Avusturya, Hollanda, Belçika, İsviçre, Danimarka da ilkokul ve liselerde başörtüsü serbest. Hatta Marl daki bir lise öğrencisine emanet etmişti müdür, kantinin anahtarını. "Kimseye güvenemem senden başka" demişti. Öğrencinin başı örtülü ve derslerinde birinci, kaliteli ve ahlaklı idi. Örtü ile birlikte bütün yüksek karakterleri de biriktirmişti o çocuk.

Fakat ne yazık ki ırkçı öğretmenler arada can yakıcı bir tartışmaya da girmekteler:

"Siz kendi ülkenizde örtü takamıyorsunuz, neden bizim ülkemizde başınızı bağlıyorsunuz. Bırakın ilkokulunuzu, lisenizi, üniversitede bile yasak olan örtüyü neden bizim ülkemizde takıyorsunuz."

Hani neredeyse size bu özgürlüğü veren soylu Avrupalıların ayaklarını öpün gibi yukarıdan bakmaları, Türk çocuklarını ziyadesi ile aşağılamakta.

Zaten kara kafaları ile meşum bir göçmen kompleksi yaşayan çocuklarımıza, ikinci bir örtü baskısı ırkçı bir ıslık olurken.

Türkiye gibi soylu geçmişi olan bir İslam ülkesinin dışarıda da dillere düşmüş yasakçı rolü hiç şık değil. Memleketimizde aynı mezarlıkta yan yana yattığımız, aynı şehrin havasını soluduğumuz, kültür ve medeniyet birliği yaşadığımız insanımızla ayrımlara uğratılmamız çok acı. Bu kavgaların, kamplaşmaların, kaosların bir an önce bitmesi gerekmekte. Hiçbir medeni ülkede böylesine sudan sebeplerle iç sorun yaşanmazken, bizim memleketimiz öfkeli dimağlar yurdu.

Halkımız birbiri ile kardeşane. Herhangi bir mezhep çatışması yok. Herkes birbirine saygılı. Başı açığı, kapalısı iyi komşuluklar, dostluklar en önemlisi de geçim derdinde.

Ama siyasiler, halk düşmanı devlet umacıları, milletin başına yeni çoraplar örmek için ne kadar da pervasızca ihtilalleri, idamları, katillikleri, acıları marifetmiş gibi anımsatabilmekte.

Oysa ülkemizin acıya, kaosa, kardeş kavgasına değil, bir an önce huzura mutluluğa, ilerlemeye ihtiyacı bulunmakta.