Etrafımızda birçok olay, olgu bizi bir yaprak gibi bir oraya bir buraya savuruyor. Her şeyi içinde bulunduğumuz zamanın ağır tozlu, dumanlı ikliminin tesirinde kalarak değerlendiriyoruz. Muhtemelen temel bakış ekseninde bir arıza yaşanıyor. Herkesin bagajı dolu, herkesin ağzı dolu ancak kimsenin gönlü yeterince dolu değil. Herkes olduğu yerden bir diğerini diz çöktürmek için var gücü ile vuruyor nereye isabet ederse etsin, nasıl isabet ederse etsin kimsenin umurunda değil, yeter ki muhatabını yerile yeksan etsin. Bunun için ayrı mahallelere gerek yok aynı mahallenin kokusu, kiri, pası her yeri sarmış; hatta çivisi çoktan çıkmış kaldı ki ötekine vakit ayırabilsin. Haliyle savrulma, ön yargılar, kesin kanaatler ve saplantılar eşliğinde hızla yaygınlık kazanıyor. Her şey değerini yitiriyor.

Uzaktan mesele olarak görülen konulara bakıldığı zaman Akif Emre’nin tabiri ile; “İyimser olmak için hiçbir gerekçemiz yok… Ancak umudu yetiştirmek için derin gerekçelerimiz var.” Bunlar günü kurtarmak için hatiplerin, hamaset nutuklarına sığmayacak ve tüketilemeyecek kadar kıymetlidir. Onun için ne motivasyonu sıradan konuşmacıların konuşmalarının şekli ve içeriği ile şekillendirilebilir. Ne de kolay kolay pazarlık konusu yapılabilir. Umudu yetiştirecek en önemli unsur umudu besleyen kadim düşüncelerin şekillendirdiği şahsiyetlerin sinesinde yatar. Er ya da geç bu açığa çıkacaktır. Ki bu şahsiyetlerin en bariz özellikleri ilkler ile yol alıyor olabilmelerinde gizlidir. Çünkü ilkeler sürekli diri tutar insanı. Umudu yeşerten şey bu diriliktir.

Özellikle kaotik zamanların en zor işlerinden birisi de duyguların birbirinden ayırt edilememesidir. Böylesi zamanlarda duyguları birbirinden ayırt edebilmek problemleri bihakkın çözebilmenin anahtarıdır. Kaotizmden beslenenlerden gelecek bir iyimserlik havasının sadece umudu boğmanın ve iyilikleri köreltmenin bir yolu olduğu gerçeğini kabullenelim. Sağlıklı bir iyimserlik hali hiçbir duyguyu reddetmeden birlikte veya ayrı ayrı bulunabileceğini görmekte fayda var. Hangi konu olursa olsun içindeki pozitiflikleri ve negatiflikleri irdelemek çok mühim bir meziyettir. Bu meziyete sahip olmak belki kolaydır ancak muhafaza edebilmek oldukça zor iştir.

Bu nedenle iyileri ve iyilikleri takip etmek gerekir. Bütün zorlukların üstesinden ancak iyiler gelebilir ve iyilikleri ancak onlar taşıyabilir. Çünkü iyilik er ya da geç galip gelir. Hele sonsuz bir perde de bakıldığı zaman meselelerin değerlendirilmesine iyiliklerin de kötülüklerin de hepsinin hesaba dâhil olduğunu unutmamak gerekiyor. Kim zerre miskal bir iyilik etmişse muhakkak karşılığını alacaktır. Yine kim bir kötülüğün parçası haline gelmişse o da karşılığını alacaktır. İyi olmaya ve iyilerle kalmaya mecburuz. İyiler ve iyilikler görmezden gelinmeyecek yegâne işaretlerdir. Hayatın akışına karşı yürüyebilmek için bunlar en önemli kalkanlardır. Bir mezar taşında yazan şu ibare ne güzeldir; “İyilik iyidir.” Hoşça bakın zatınıza…