Bazen çizginin dışına çıkan insanlarla karşılaşırız.
Çizginin dışındakiler her zaman tehdit olarak algılanır. Çizginin içinde
duranlar o farklılığa tahammül edemezler. Çünkü onların ne zaman nerede infilak
edecekleri belli olmaz. Onun için bilinenin içine dâhil edilmeye çalışılır ya
da tesirsiz hale getirilirler. Amerikan başkanlık seçimleri tüm tuhaflığı ile
ilerliyor. Burada mesele kimin kazanacağı ya da ne olur tahminleri yapmaktan
daha farklı olacak. Benim dikkatimi çeken durum, bütün ekonomik gücüne ve medya
desteğine rağmen favorileri sersemletecek şekilde ilerleyen süreç.
Cumhuriyetçilerdeki faşist söylemi en içselleştirmiş bir şekilde savunan Trump,
doğal bir yürüyüş gerçekleştiriyor. 3 yıldır bu seçimlere hazırlanan, kampanya
bütçesi ve güçlü destekçilerine rağmen Vermont lu ihtiyarın yükselişi
karşısında şok yaşayan Bayan Clinton un dramı da değil. Asıl mesele demokratların
içerisinde, bir sosyalist olarak yükselen bu ihtiyar, nereden çıktı Dünya nın
birçok yerinde gençlik, karizma vb. özellikler pirim yaparken, Küresel düzenin
merkezinde ezber bozan bir İhtiyar ın gençler tarafından tutulması Klasik
Amerikan söyleminin dışında insandan, gençten, emekten, üretimden, adaletten
bahseden bir adamın yürüyüşü. Bu yürüyüşün en önemli destekçileri ise büyük bir
oy potansiyeline sahip gençler olması. Bernie, 30 yıldan fazladır aynı şekilde
konuşuyor. İlk başta ne söylemişse kimden yana olmuşsa aynı şekilde konuşup,
yanını belli etmeye devam ediyor. Kimseye eyvallah etmiyor. Bu durum gençlerde karşılık buluyor. Seçim
kampanyasının başlarında konuşurken, konuşmasını sanki boşluklara yapıyormuş
gibi görüntüler vardı. Oysa bugün birçok yere yapıştırılmış sticker larıyla,
konuşmalarındaki genç toplulukların coşkusu ile iki ön seçimde de etkili
sonuçlar aldı. İmaj çalışmalarından daha çok insana kıymet veren, halkın içine
içine akan sözleriyle yoluna devam ediyor. Burada Bernie ye güzelleme yapacak
durumda değilim. Zaten süreçte ilgimi çeken şey de tavizsiz ve insana yönelik
olan, sade ve anlaşılır her şeyin er yâda geç karşılık buluyor olmasıdır.
İktidar olmasa da, seçimi kazanmasa da
Etrafta dönen bütün kirli işlerin farkında olarak uyarma,
sadece tespit yapmaktan öte, insandan yana olan çözümleri telaffuz etmesi ve
bunu oldukça samimi bir dille ifade etmesi belki de bu karşılığın sebebidir.
Süreç uzun, yaşayıp görelim. Çok büyük bir değişim veya ABD nin bir anda her
şeyi değiştireceğini sömürüden veya zulümden vazgeçeceğini düşünmek saflık
değil, ahmaklık olur. Mesele şu; popülizmin, imaj çalışmalarının pazar payının
daraldığını düşünüyorum. Bugün edilgen ülkelerde yaşanan süreçte ise bir
birinin benzeri, her yeni duruma göre şekil değiştiren, ilkesiz, renksiz siyasi
kimliklerin varlığıdır. Bu da toplumları kısır bir cendereye sokuyor. Mesele
medyanın tekelleşmesi, güç ve çıkar ortaklıkları kurulması karşısındaki
çaresizlik değil, asıl mesele her şeye rağmen halk ile samimi bir bağın
kurulması ve gençlerin dünyalarına hitap edilebilmesidir. Vicdanı kararmışlara
bir söz söyleyemezsiniz ama asıl güç olan gençlik bir kez inandı mı önünde
hiçbir güç duramaz sözünü pratik etmektir. Her gün yeniden açılan gündem
falının aldatmacasına kapılmadan, gönül kapılarını açacak adımlar atmaktır.
Bernie de kazansa diğerleri de bir şey fark etmeyecek,
batı cephesinde Bizim açımızdan da bir şey değişmeyecek çünkü biz yine Bana
ne Amerika dan! demeye devam edeceğiz. Burada asıl mühim mesele hakikati,
hikmetle sabırla söyleyebilme kabiliyetidir. Gençlik hazinedir ama ihtiyarlık
tecrübedir. Bugün çokça güzelleme yapılan rahmetli Aliya, ulusuna öncülük
yaptığında bilge bir ihtiyardı. Rahmetli Erbakan hoca, Yeni bir dünya kurmak
için D-8 turuna başladığında kemal yaşlarındaydı. İster Aliya nın
hatıratlarını, kitaplarını okuyun, isterseniz Merhum Hoca nın hayatına bakın;
göreceğiniz yegâne şey firesiz bir inanç, azim ve kararlılıkla yürünmüş çileli
yollar olacaktır. Ama kıymetli hazinenin yüreğinden yakalayarak, yürüdüklerini
de unutmamak gerekir. Amerika yı yeniden keşfe gerek yok, yola bakmak ve yolu
bozmamak işte bütün mesele bu. Asıl istikrar ise her esen yele kapılmamaktır.
Hoşça bakın zatınıza
TAŞ GEMİ
Var mı Vaktin
Ne yapıyorsun pazar günü / Var mı vaktin
İncelemek için aşkı / Denizi / Kumsalı
Güzel kelimeleri bu pazar / Var mı vaktin
Gömmek için yüzümü saçlarına
Gün boyu
Var mı vaktin karşılamaya beni
Var mı beni dinlemek için sabrın
Yüzüm harap / Ruhum harap
Ve cesetsiz bir baş gibidir Beyrut
Verebilir misin bana ellerini
Hissetmem için ebediliği
Var mı vaktin hüznüm için
Beyrut katliamından sonra
Bir pazar günüm olmadı hiç. (Nizar Kabbani)
Bize Kadar
1- Frida Kahlo, acılarını umuduna katık eden kadın; Bir
dağın içini, ancak başka bir dağ bilebilir der.
2- Şimdilik iki sandalyemiz, bir bavulumuz var. Hele
önce bir beşik alalım sonra arkasından hepsi olur diyen kanaati, özlüyorum.
İnsanın eşyalardan önce geldiği dünyayı
3- Bir şeye yürekten inanan insanlar; temiz, taze bir
sabah kadar duru, ışıl ışıl gözlerle bakarlar hayata
4- Alkışlara güvenmeyelim. Bizi kutlayanlar bazen bizi
zararsız bulanlardır diyor, Galeano
5- Bugün kimsesizler için dua edelim, yeryüzünde kimsesi
kalmamışlara ve unutulmuşlara, isimsizlere belki de en yakın mezarlığa gidip,
geçiciliğimize ayna tutalım.
6- Belki hep birlikte film izleriz. Var olmak kavramını
Temple Grandin izleyerek, farklı bir bakış açısıyla tekrar gözden geçiririz.
7- Bu haftaki müziğimiz Nuri Tüfekçi den Rubato ve Hüsnü
Arkan dan Kırık Hava yı dinliyoruz. Sadece paylaşıyoruz, cevap aramıyoruz.
İnceden notalara yazılıyoruz.
NOT: Hocamızın yol arkadaşlarından, Fehim Adak Ağabey de
Şubat kervanına katıldı. Allah rahmet eylesin. Mekânı âli olsun. Başımız sağ
olsun.
Dağarcık
Uyku,
sömürülemez ve asimile edilemez yanlarına rağmen, küresel alanın dışında
değildir. İnsan kültürlerinin uzun zaman boyunca uykuyu ölümle
özdeşleştirmesinin sebeplerinden biri, her ikisinin de bizim yokluğumuzda
dünyanın devamlılığını gösteriyor olmasıdır. Her gece insanın şalteri indirdiği
derin bir uyku umudu, aynı zamanda umulmadık bir şeye gebe bir uyanışın
beklentisidir. (Jonathan Crary. 7/24. Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu, Metis
yay.)
TEKKE
İnsan, bence hayal ettikçe değil, hayret ettikçe yaşar.
Bir peygamber duasıdır bu, alışmak unutmaktır çünkü. Bir çocuğun gözünde
parlayan güneş, bir yudum su daha fazla heyecanlandırmalı bizi ki vakitsiz
ölmeyelim. (Orhan Gazi Gökçe den tadımlık)