Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
İstikamet; düzgün bir yolda, hak yolda olmak, hak yola girmek demektir. Sıratı müstakim; Allah’ın razı olduğu, İslam’dır. İslam, fert, toplum ve düzen olarak yaşanırsa İslam olur. İslam, insanın nefsiyle, insanın insanla, toplumla ve Allah ile ilişkilerini düzene koyar. İslam bütündür. Yarısı kendisi değildir. Müminler, aralarındaki ilişkiler bakımından da, İslam’ca davranmak zorundadırlar. İslam, inananları birbirine kardeş yapmıştır. İslam kardeşliği, İslam’ın önemli bir esasıdır ki, bu olmadan İslam’ca bir örneklik ortaya konulamaz. Bu bakımdan istikamet; her çeşit işte ve münasebette dengeli olma anlayışıyla, dürüst olma, işlerde din ve aklın sınırları içerisinde hareket etmektir. İstikamet; verilen söze bağlılık, din ve dünya işlerinde orta yolu takip etmektir, kardeşlik hukukuna riayet etmektir.
KIYAM VE KIVAM
Bir toplum veya kadro için kıyam; dik ve dirayetli olmak, kıvam ise; düzgün, ahenkli ve güzel ahlaklı olmaktır. İstikamet; kıyam ve kıvam halini yani düzgünlük, doğruluk, güzel olma durumunu sürdürmektir. Allah, hem evreni hem de insanı düzgün ve sağlam bir şekilde yaratmıştır. O’nun yaratmasında bir eğrilik, bir dengesizlik yoktur. İnsanoğlu; kendisini düzgün olarak yaratan Rabbinin gösterdiği İslam yolunu izlemek durumundadır. İnsan için en zor işlerden biri de istikamet üzere olmaktır. İstikamet üzere olmak; Kur’an’ın gösterdiği ve tanımladığı gibi, itikatta, ahlakta, fıkıhta, ibadetlerde ve cihatta samimi ve dürüst olmaktır. Emredileni, istenildiği gibi yapmak, Allah’ın hükmünü O’nun razı olacağı şekilde yerine getirmektir. Bunun başlangıcı Allah’tan gelen Kur’an’a, hiçbir kuşkuya yer bırakmadan teslim olmaktır. Bundan sonra Kur’an ahlakıyla ahlaklanmak ve hükümlerine uygun yaşayarak, onun canlı bir tanığı olarak istikamet örneği olmaktır. Hak yola ulaşmak için istikametten başka bir çare yoktur. Bu bakımdan istikamet yüksek bir makamdır, aynı zamanda zor bir görevdir. Bir başarıya ulaşmak, doğrululukla olduğu gibi, dinde ihlaslı olmak da istikametle olabilir. Bir hedefe ulaştıktan sonra, orada kararlı bir şekilde sebat etmek, eğilmeden, tökezlemeden, devam etmek de kolay değildir. Müslüman insan, istikamet sahibidir ve o, Allah Resulünü sözde değil gerçekten kendisine örnek alır. İstikametin karşıtı; gazaba uğrayanlar ile sapıtanların batıl yoludur. Bunların yolu ile insanlık saadet bulamaz. Müslümanlar; şuurlu bir ümmet olamadıkları, insanlığın önüne net ve anlaşılır bir çözüm yolu koyamadıkları için, insanlık derin bir karanlık ve cehalet içinde, bir zulüm dünyasında yaşamaktadır. İnsanlığın bu durumdan kurtulması, istikamet sahibi Müslümanların yapacağı düzen ve medeniyet çalışmasıyla mümkün olacaktır.
ÖLÇÜ
Allah Resulünün yanına bir sahabe geldi ve kendisine, dünya ve ahiret saadeti için bir tavsiyede bulunmasını istedi. Allah Resulü ona şöyle buyurdu: “Allah’a iman ettim de, sonra da istikamet üzere ol.” Bayezid-i Bestami’ye; ‘falan kimse karada yürür gibi suda yürüyor, havada uçuyor’ dediklerinde, o büyük Allah dostu demiş ki: “Balıklar ve kurbağalar da suda yüzüyor... Sinekler ve kuşlar da havada uçuyor... Görseniz ki bir adam seccadesini suya sermiş yüzüyor veya havada bağdaş kurmuş oturuyor; sakın ona iltifat etmeyiniz. Onun hal ve hareketlerindeki istikamete ve onların da sünnete uygunluğuna bakınız.” Dostunu doğru seçemeyenler, düşmanlarını bertaraf edemezler. Hakikat ile nazariyat arasındaki fark, ispat ile iddia arasındaki fark gibidir. İstikamet; iddia ile değil, ispat iledir.
İNSAF
İnsaf; hakları doğru bir ölçü ile sahibine teslim etmektir. İnsaf; adaletli olmaktır. Adalet ve insaf ahlakının her ikisi de yüksek himmet sahibi olmaktan ve istikamet ve dürüstlükten meydana çıkar. İnsafsız demek, adaletsiz demektir. İnsafın zıttı, adaletin de olduğu gibi zulümdür. Adalet ve insafın, herkes ve her zaman için gerekli olduğu apaçıktır. “İnsaf dinin yarısıdır” sözü de Müslümanlar arasında sıklıkla kullanılır. Özellikle insaf ve adalet sahibi olması gerekenler, devlet başkanları, bir hareketi yöneten emir sahipleri ve âlimlerdir. Bunlar; elinde bulundurdukları imkânı, kadroyu ve ilmi adalet, ehliyet ve liyakat esaslarına uygun olarak değerlendirmezlerse, bu varlıkları israf etmiş olurlar. Bunun için israf edenler, aynı zamanda insaf fukarasıdırlar ve Allah’ın sevgisinden uzak kalırlar.
PEŞİN HÜKÜM
İnsaf; kişinin bizzat taraf olduğu konularda peşin hüküm ve şartlanmışlıktan sıyrılıp anlayışlı olmak, kendisini karşı tarafın yerine koyarak hüküm vermektir. En doğru ve hakkaniyete en uygun ölçü, meselelere insaf nazarıyla bakmaktır. Bu da kişi için olgunluk alametidir.
İnsanların aşırılıklardan sakınıp ölçülü davranarak kendini bilmesini, her hususta hakkaniyeti gözeterek adaleti ikame etmesini, mümin kardeşleriyle ünsiyet edip toplumun huzur ve saadetinin devam etmesini sağladığı için “İnsaf dinin yarısıdır” denilmiştir. İslam, Allah ve mahlûkatının hukukuna riayetten ibarettir ve bu riayetin sıhhat ve dengesi için insaf gereklidir. Her durumda insaf; sırf ilahi rıza için adaleti ikame endişesiyle ifrat ve tefrite sevk eden duygu, düşünce ve değerlendirmelerden uzak durma halidir. Bu hali kuşanmayınca “istikamet sahibi bir Müslüman” olmak mümkün görünmemektedir. İslam, ibadette olduğu gibi muamelatta, yani insanlar arası ilişkilerde de itidali emreder. Muamelatta itidal insaftır. Beğenmediğimiz, tarzını yanlış bulduğumuz, farklı fikirler sunduğu için kızıp kenara koyduğumuz kimi kişilerin yaptığı iyi işleri bile, tahkir edip kötülemek, söyledikleri doğru sözleri bağlamından koparıp çarpıtmak, hakikatini araştırmadan onları suçlayıp ötekileştirmek insaf fukaralığıdır. Müslümanlar olarak bugünkü dağınıklığımız ve bereketsizliğimiz, inanç ve fikir ayrılığından ziyade insaf yoksunluğundan kaynaklanıyor. Selam hidayete tabi olanlara…