Hiç sigara tiryakisi olmadım ama sigara içen birçok ahbabım vardı. Çoğunluğu sigarayı bıraktı, bırakmayıp devam edenler de var.

Birçoğuna sordum: “Sigara ilk başladığında ve dumanını ilk içine çektiğinde “ooooh ne güzelmiş” dedin mi?

İstisnasız hepsi “Hayır demedim. İlk çekişte boğazım ve ciğerim yandı, ama ben örnek aldığım filan gibi olmak istiyordum ve onun için ısrarla içmeye devam ettim, sonunda tiryaki oldum ve şimdi vazgeçemiyorum” diyorlar.

Hâlbuki her insan hiç görmediği güzel kokulu bir çiçeği ilk koklayışında sever.

Çünkü fıtratımıza uygundur, tenimiz ve canımıza faydalıdır.

Namaz, oruç, hac, zekât, iyilik, yardımlaşma, ana-babaya iyilik… Gibi Allah’ın emir ve yasakları da bazı insanlar tarafından zor geldiği zamanlar da kendini ısrarla o emirleri yerine getirmeye, yasaklardan kaçınmaya zorlamalıdır. Bir gün gelir can ve ten onsuz yapamaz hale geliverir.

Burada şu soru akla gelebilir, “İslam’ın emir ve yasakları da gül gibi kokulu bal gibi tatlı olsaydı da ten ve canımız onların tiryakisi olsaydı?” denebilir.

Gül gibi kokulu, bal gibi tatlı olsaydı, imtihan diye bir şey olmazdı.

Firavunlar, Nemrutlar, Haman’lar, Ebucehiller… Bizi güle de bala da yaklaştırmazlardı.

Günümüzde yenmeyen, içilmeyen, ağaçtan yapılmış trilyon dolarlarını bankalarda saklarken milyarlarca insanı açlığa terk ettikleri gibi yaparlardı

Kur’an-ı Kerim’de yaratılış hikmetimizi haber verirken Rabbimiz bildiği halde “kime kulluk yapacağımızı” ortaya çıkarmak için olduğunu, (Zariyat süresi ayet 51/56) kulluk yaparken yaptıklarımızda hangimizin daha güzel yaptığını meydana çıkarmak için hayatı ve ölümü yarattığını haber verir. (Mülk süresi ayet 67/2)

Onun için emredilenlerden hoşumuza gidenler ve gitmeyenler olacak ve biz her halükarda kulluğunu kabul ettiğimiz Allah celle celalühün emir ve yasaklarına uyacağız, canımız istese de istemese de.

Bunun da yine bizim faydamıza olduğunu haber verir. Dinime, üzerinde secde ettiğim vatanıma, imanlı kardeşlerime saldıran, kanlarını aldıktan, gözyaşlarını akıttıktan sonra canlarını almaya gelenlerle savaşmayı emreden Rabbimiz:

“Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Olur ki, hoşunuza gitmeyen şey sizin için hayırdır ve yine olur ki, sevdiğiniz şey sizin için şer olur. Allah bilir siz bilmezsiniz.” (Bakara süresi ayet 2/216)

Ondan geldik ona dönüş yolundayız. Bu dönüşte Allah’a inanla inanmayan aynı hızda yürümektedir.

İnanan, severek, isteyerek, hoşuna giderek, âşığın maşuka kavuşma anını yaklaştırmak için onun hayaliyle ona layık işler yaparak yol alırken yürüdüğü halde inkarcı “İnanmıyoruuuuum, inanmıyoruuuuum” diyerek aynı yolda yürüyor.

İşte İslam’a iman iki dünyamızı da rahatlatmak için Rabbimizin bize bir lütfudur.