İstanbul, tarihi yapısı ve imkânların çokluğu ile bir cazibe merkezi. Herkesin yaşamak için hayaller kurduğu şehir. Fakat günümüzde yerlisinin kaçıp kurtulmak için hayaller kurduğu bir şehre döndü. Her geçen gün artan nüfusu, çarpık kentleşmesi, kangren olan trafik sorunu ile İstanbul’da yaşam her geçen gün zorlaşıyor.
İstanbullular olarak bizim için bayram ve tatiller İstanbul’un tadını çıkarmak için nadide günlerden biriydi. İstanbul’a sonradan gelenler memleketlerine bayram ziyareti için gider, İstanbul’un nüfusu azalır, şehir içine rahatlıkla inerdik.
Bayramların yaz günlerine denk gelmesi turizm sektörünün de bayram etmesini sağlardı. Sırf turizm sektörünü canlı tutabilmek için on günlük tatiller verilmesi bir gelenek haline gelmiş, insanlar bayramlaşmak için memleketlerine gitmek yerine tatile gitmeyi yeğler hale gelmişti. Bu bayram İstanbul’un trafiğine bakacak olursak bayramın mevsim olarak daha soğuk günlere denk gelmesi ve ekonomik kriz, turizm sektörüne darbe vurmuş gözüküyor.
İnsanlar, yakın da olsa memleketlerine veya tatile gitmek yerine İstanbul içinde kalmayı, on günlük bayram tatilini ziyaretler ve İstanbul turu yaparak geçirmeyi yeğlediler. Böylece İstanbul’un ne kadar yaşanamayacak bir hale geldiğini de gördük.
Hem trafik hem insan yoğunluğu öylesine fazlaydı ki, özellikle tarihi yarımadada ve İstanbulluların biraz olsun gezip nefes alabilecekleri konumlarda yoğun trafikler ve izdihamlar vardı. Sultanahmet ve Eminönü civarında yayaların yolu kapaması nedeniyle tramvay seferleri iptal edilmek zorunda kalındı. Bölgedeki izdihamın fotoğraflarına bakıldığında sanki bayram günü değil de bir miting veya eylem olduğu hissine kapılıyor insan.
İstanbul’un yaşanmayacak hale geldiğini gösteren bir diğer husus, mezarlıkların gelmiş olduğu hal. Nüfus öylesine arttı ki, şehir içindeki mezarlıklarda insanların cenazelerini defnedecekleri yer kalmadı. Şehrin içindeki yer sorunu ve modern şehir tasavvurunun ölümü yok sayması ile mezarlıklar şehrin dışına yapılır hale geldi. Öyle ki eğer insanların özel aracı yoksa ölülerini dahi ziyaret edemiyorlar. Şehrin dışında olmalarına rağmen buralarda dahi yoğun trafikler oluşuyor.
Bir bayram günü bile İstanbul’da böylesine bir trafik ve izdiham oluşuyorsa büyük bir afette İstanbul’un gelebileceği hali düşünün bir de. İstanbul’un bu halinden korkanlar, Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra tersine göçü başlattı fakat bu yeterli değil. İstanbul’u cazibe haline getiren iş imkânlarının ve yatırımlarının Anadolu’ya yapılması ve insanların Anadolu’ya doğru göç etmesi özendirilmeli. İnsan nüfusu bu kadar çokken, ciddi bir planlama yapmadan günlük politikalar ile İstanbul’da yaşamın insani hale getirilmesi mümkün değil. İstanbul’da yaşamın insani hale getirilmesi için yetkililerin acilen harekete geçmesi gerekiyor.