Önceki yazıyla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…

İstanbul-Kudüs-Mekke hattı insanlık tarihinin merkezi mesabesinde bir hat…

İnsanlığın çağımızda ‘sosyal tufan’ seviyesinde çözüm bekleyen sorunları var…

Hayatın ahlâkî-ilmî-iktisadî-idarî/siyasî 4 alandaki sorunların çözümü de var…

‘Adil Düzen’ dediğimiz bu çare ve çözümleri yarım yüzyıldan beri yazıyoruz ve…

Gazze ile Filistin’de olanlar; özellikle ‘ İsrail sorunu’ sebebiyle yazmaya devam...

“İstanbul” derken, yiğidin yüz yıl önce düştüğü yeri yani altı asırlık Devlet-i Aliye olan Osmanlı atalarımızın devletini de kastediyoruz ve “Yiğit düştüğü yerden kalkar” atasözümüzü bu vesileyle bir kere daha hatırlatıyoruz ki meramımız daha iyi anlaşılabilsin…

Bu konuda daha çok şeyler yazabilirim ama “arif olana bu kadar tarif” yeter!

Bu BİR.

“Kudüs” derken, atalarımızın yani Sultan Abdülhamid’in bin 750 kilometrelik “Hicaz Demir Yolu/Hattı” hatıra gelir; “Kudüs” derken, “İstanbul-Şam-Medine-Mekke Demir Yolu/Hattı” hatıra gelir; “Kudüs” derken, Riyad’da yaşadığım yıllarda aynı zamanda Filistin’in Riyad büyükelçisi olan Filistinlinin yazdığı “Sultan Ellezi Fakada Arşahu Min Ecli Filistin / Filistin İçin Hükümranlığını Kaybeden Sultan” isimli kitabı akla gelir; “Kudüs” derken, Batı Hıristiyan dünyasının Kudüs’ü kısa bir dönem de olsa işgal eden “Haçlı Seferleri” akla gelir; “Kudüs” derken, günümüzde “Gazze, Filistin ve Siyonist İsrail” akla gelir…

Bu konuda da buna benzer o kadar çok yazılacaklar var ki; ama bu kadarı da yeter!

Bu İKİ.

“Mekke” derken de sadece Kudüs’ün değil, Mekke ve Medine’nin yani Hicaz bölgesinin de Suudi yönetiminde olduğu sürece -önce İngilizlerin güdümünde sonra ve özellikle günümüzde ABD’nin güdümünde- yani Siyonist İsrail’in hizmetinde olduğu hatıra gelir ki; Gazze’de her an çocuk ve kadınlar/analar bile katlediliyorken sadece Riyad’da yapılan ve iptal edil(e)meyen büyük eğlence programı bile salim akıl sahipleri için çok şeyler ifade edebilir…

İslam âleminin merkezi Mekke ve Medine bile bu haldeyse gerisini siz düşünün…

Bu ÜÇ.

Dördüncü bir konu var ki; bir Bosnalı ve Kosovalı olarak söz etmesem olmaz…

Bundan önceki yazımın başlarında yazdıklarımı unutmamacasına tekrar hatırlayalım:

Batılılar asırlardır Avrupa’da, Afrika’da, Amerika’da soykırımlar yaptılar…

Rwanda/Afrika, Srebrenitsa/Bosna/Avrupa, şimdi de Gazze/Asya soykırımı…

Annem Bosnalı, kendim Kosova doğumlu biri olarak da soykırımları iyi bilirim…

Bosna ve Kosova’da yani Avrupa’nın ortasındaki soykırımları hepimiz iyi biliyoruz…

Bu hatırlatmadan sonra da Avrupa’nın ortasına yani Bosna ve Kosova’daki soykırımın özetini kısaca tekrar hatırlayalım ki; tarih yani soykırım durmamacasına tekerrür etmesin…

Geçen yüzyılın başlarında Sultan Reşad’ın Balkanları hemen ziyaretinin ardından başlayan “Balkan Savaşları” sonrasında Balkanlar’ı kaybettik. O zamandan beri Balkanlar’da defalarca soykırımlar yaşandı; en son soykırım Bosna ve Kosova’da yapıldı; Tiran’dan Saraybosna’ya, Priştina’dan Novi Pazar’a, Mostar’dan Podgoritsa’ya varıncaya kadar bütün bu bölgede ve özellikle Srebrenitsa’da... Balkanlar’da yani Avrupa/Batı dünyasını ortasında aç ve susuz kalmanın, tecavüze uğramanın ve etnik temizliğe tabi tutulmanın ne demek olduğunu en iyi Boşnaklar bilir. Hapishanelerde işkence görmenin, yurtlarından sürgün edilmenin, çocuk-kadın-yaşlı ayırmaksızın katledilmenin ne demek olduğunu en iyi Arnavutlar bilir. Sırp Siyonist katiller ya da Çetnik Sırplar eliyle Saraybosna, Srebrenitsa ve Reçak’ta işlenen tüm insanlık suçlarının benzeri tekrarlıyor. Çetnik Sırplar savunmasız Boşnak ve Arnavut sivilleri kuşatma altına almışlardı; yıllar sonra Siyonist İsrail rejim militanları aynısını yapıyor, Filistinli sivilleri kuşatma altında tutuyor ve katlediyorlar. Bosna ve Kosova’da binlerce kadın, çocuk ve yaşlı öldürüldü; Batı dünyası bunları o zaman görmedi, şimdikileri de görmüyor… Bu da DÖRT.

(Devamı var)