Hicretten bir buçuk yıl önce (621’de) Peygamberimiz Recep ayının bir gecesinde (âlimlerin çoğunluğunun görüşüne göre 27. gecesinde) yaya yürüyüşüyle Mekke’ye bir aylık mesafede bulunan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya gitmiş (Allah tarafından yürütülmüş) ki buna İSRA denilir. Oradan da yedi kat gökleri aşarak sidretülmüntehaya, oradan da arş-ı âlâya ilahî makama çıkmıştır. Buna da miraç denilir.Önce ayetle bildirilen İsra mucizesini görelim: Kur’an-ı Kerim’de İsra Suresi’nin 1. ayetinde, “Kulunu gecenin kısa bir bölümünde ona bazı delillerimizi göstermek için (Mekke’de bulunan) Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek (bereketli ve hayırlı) kıldığımız (Kudüs’te bulunan) Mescid-Aksa’ya yürüten Allah’ı tespih ediniz. Şüphesiz O çok iyi duyan ve çok iyi görendir” buyrulmaktadır. Tespih, tenzih ve takdis manasına gelir; yani, “Allah’ı noksan sıfatlardan, kusurlu davranmaktan ve acizlikten temiz ve beri olarak kabul ve ilan ediniz” demektir. İşte bu ayet Peygamberimizin gecenin az bir süresinde Mekke’den Kudüs’e gittiğini naklen ispat etmektedir.
Bu ayette Allah önce kendisinden, kulunu yürüten diyerek üçüncü şahıs olarak bahsederken arkasından “çevresini mübarek yaptığımız” diyerek ikinci şahıs olarak ortaya çıkması ve ayetin sonunda, “Şüphesiz O çok iyi işiten ve çok iyi görendir” diyerek yine kendisini üçüncü şahıs olarak gündeme getirmesi mantığımıza uymayabilir. Ama iyi bilinmelidir ki Arap edebiyatında birinci şahıstan üçüncü şahsa, ğaip’ten muhataba, muhataptan ğaib’e iltifat çok yapılan bir sanattı. Yüce Mevla’mız da Peygamberimizin Arap olması nedeniyle tebliğinin ilk ulaşacağı toplumun Araplar olacağını bildiğinden önce onları etkilemek için böyle ifade etmiştir.
Yüce Rabbimiz kendisini kastederek, “Kulunu yürüteni tespih ediniz” diye buyurması günümüz tekniğinde bile çok az bir zamanda çok uzak bir mesafeye gidilip gelinemezken tekniğin çok iptidaî (ilkel) olduğu bir dönemde çok az bir sürede Peygamberini uzak bir yere götürmesi onun tüm kusur, eksiklik ve acizliklerden uzak ve temiz olduğunu gösterir ki bu nedenle bizim kendisini tespih etmemizi istemektedir. Ayetin ortasında, “Çevresini mübarek (hayırlı ve bereketli) yaptığımız Mescid-i Aksa’ya” demesi Mescid-i Aksa’nın çevresinin temiz ve düzenli olduğunu bildirirken tüm camilerin çevrelerinin de temiz ve düzenli olması gerektiğine işaret etmektedir. Miraç gecesinde önemli olan, “Peygamberimizin gökleri aşıp arş-ı âlâda Allah ile görüşmesi” olduğu halde doğrudan doğruya Mekke’den göklere kaldırılmayıp önce Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya yürütülmesi başta Adem (A.S.) olmak üzere birçok peygamberin orada Hz. Muhammed’e uymalarını göstererek onu şereflendirmesi, moralize etmesi içindi. Çünkü Hz. Hatice’nin ve amcası Ebu Talib’in vefatından sonra İslam’ı tebliğ için gittiği Taif’te davetine icabet eden olmadığı gibi ayak takımına da taşlattırılması onu çok üzmüştü. İsra ayetinin sonunda, “0 çok iyi duyan ve çok iyi görendir” tümcesiyle Canab-ı Hak, Peygamberimize yapılan hakaret ve işkenceyi çok iyi duyduğuna ve Peygamberimizin üzüntüsünü çok iyi gördüğüne işaret etmektedir.
Ayrıca Peygamberimiz miraçtan dönünce bu olayı açıkladığında zaten küfür içinde olan kavminin buna inanmayacağını ve ispatı gerekeceğini bilen Allah, miraç güzergâhına Mekke-Kudüs arasını dâhil etmeyi gerekli görmüştü. Nitekim Peygamberimiz Kudüs’e götürülürken başta Medine olmak üzere Hz. Musa’nın Allah ile konuştuğu Tur-i Sina ve Hz. İsa’nın doğduğu Beyt-i Lahm gibi önemli yerleri ve yoldaki kervanları görmüş ve dönüşünde adı geçen kervanların görüldükleri yerlerden Mekke’ye o günün şartlarında kaç günde gelebilecekler idiyse o sürede gelmeleri Peygamberimizi doğrulamıştır.
Bu yolculuğun sadece bir rüya veya sadece ruh ile yapıldığı iddialarına meydan vermemek için de Mekke-Kudüs arasında Burak denilen katırdan küçük eşekten büyük güzel bir binek hayvanı kullanılmıştır. Süleyman Çelebi, Vesilet-ün-Necat adlı Mevlid ismiyle meşhur eserinde bu gerçeği şöyle beyitlendirmiştir: “Çekti o demde Burak’ı Cebrail / Önüne düştü ona oldu delil / Hoşsüvar oldu ona Şah-ı Cihan / Açtı perrini (kanadını) Burak uçtu heman”. Akl-ı selim herkesin kabul edeceği gibi hiçbir insanın ruhu yolculuk için bineğe muhtaç değildir. Bineğe muhtaç olan bedendir. Şu halde Peygamberimizin bu gece yolculuğu, ruh ve bedeniyle birlikte olmuştur.