Devlet erkânımız son derece meşgul. Seyahatler, ziyaretler. Gelen-giden ve ziyaretler. Tabii, meşgul olmaları iyi, bizim olayları duymamız da iyi ama arada bir de gözden kaçanlar olmasa.
İspanya da, "Medeniyetler İttifakı" toplantısı yapıldı. Bu Birleşmiş Milletler in ortaya attığı bir kavram ve faaliyet. Neymiş, "Medeniyetler Çatışması"na karşı bir anti tez oluşturacakmış. Nasıl Orasını zaman içinde göreceğiz. Şu anda sadece toplantılar ve toplantılar var. Bizim başbakanımız da İspanya Başbakanı Zepatero ile birlikte bu olayın eş başkanı. Tabii, Türkiye başbakanının, diğer bir eşbaşkanlık görevi daha var ama konumuz şimdi o değil.
İspanya da boğa güreşleri halk tarafından çok sevilen ve katılımı bol bir spor tarzıdır. Sonucu önceden belli olan bu sporda, kaybeden daima "boğa" olur. Zavallının boynuna mızrakları saplaya saplaya kaçınılmaz sona götürürler. Sonra da "Ole" diyerek sevinç naraları atarlar. Bilmem niye geldi aklıma bu olay Halbuki burada başka birşey anlatacaktım.
Sayın başbakan, İspanya da yaptığı basın toplantısında "başörtüsü" konusunu "pat" diye Türkiye nin gündemine düşürdü, aynen, "Ole" diye haykırırcasına. O gün, bugündür Türkiye de herkes yağdı, gürledi; taraflar belirlendi, saflar çizildi, hatta hakaretler edildi, 4000 yıllık Sümer yazıtlarından bile medet umuldu. Problemi yaşayanların yürekleri ağızlarına geldi, taslak hazırlandı ve iki parti arası mutabakata varıldı AMA, sahi ne oldu Problem çözüldü mü Ve bu durum düzelecek mi Orasını göreceğiz.
İşi çözmek isteyen acaba İspanya dan mı mesaj verir Aynen "Ole" der gibi. Acaba bu durumda da oyunun sonucu zaten belli midir
Boğa güreşindeki gibi, "Ole" sadece heyecanı arttırmak için mi Yoksa işe yarar mı Yarar, yarar.... Önümüzde mahalli seçimler var, hem de çok yarar. Pekiyi problem çözüldü mü Hayır, korkarım, olaylar daha da zor ve karmaşık hale gelmek üzere. Nasıl mı Beraber görelim:
Kanun taslağı hazırlanırken, hukukçuların, mağdurların ve onların haklarını koruyan derneklerin uyarı ve taleplerine pek kulak asılmadı. Fazla uzağa gitmeyin, bu olaylarla ta başından beri hemhal olan, Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği (AKDER ) Başkanı Dr. Rafiye Kızılhan ve Avukat Fatma Benli (AKDER Başkan Yardımcısı) hanımefendinin 29 Ocak 2008 tarihli yazı ve beyanlarını okursanız, bu işin yıllardır içinde olan ve problemi yaşayanların ne derece endişeli olduğunu rahatça görebilirsiniz. Onların ve temsil ettikleri grupların sözlerini, yine onların yazıları ile takdim etmek istiyorum. Fatma Benli hanım yazısında: "...GERÇEKTEN AKP VE MHP Yİ TEBRİK EDİYORUM, BAŞÖRTÜSÜNE TÜMDEN KARŞI OLAN CHP BİLE BUNDAN DAHA FAZLA ZARAR VERECEK OLAN BİR TEKLİF YAPAMAZDI, nasılsa bu teklifin sonunda geleceğimiz nokta, bir iki rektörün inisiyatifi ile bazı üniversiteler istisna olmak üzere başörtülü bayanların hiçbir şekilde haklarını kullanmaması olacak, SONUÇTA ON SENEDİR HİÇBİR HUKUKİ ZEMİNİ OLMAYAN TAMAMEN FİİLİ UYGULAMAYA DAYANAN KEYFİ BİR YASAKLA MÜCADELE EDİYORDUK. ARTIK ANAYASAL HALE GELDİ. YAPACAK HİÇBİR ŞEYİMİZ KALMAYACAK..." demektedir.
İspanya daki "Ole"nin daha da vahim bir yönü var: Ülkede bu kadar gürültü koparken acaba arada gözden kaçanlar nelerdir diye bakmak gerekmektedir, tabii. İki önemli şey:
1- Türk ekonomisinin hızla çok tehlikeli bir viraja yaklaştığı ve dünyada gelişmekte olan ekonomik krize karşı da hazırlıklarımızın pek olmadığı hususu. Siz bakmayın, herşeyi, aynen kendi öz babasının malı gibi satan-özelleştiren! Sn. Maliye bakanımıza, o hâlâ "babalar gibi satacağı çok şeyin olduğunu ve krizi böyle atlatacağımızı" savunuyor. Herşey bitince ne yapacağız bilinmez. Zaten, o zaman herşeye sahip olacak olan yabancılar düşünsün, ne yapacaklarını.
2- Türban tartışmalarının, "Vakıflar Yasası"nın meclise gönderildiği zamana denk gelmesi. Bu yasa talebi direkt olarak AB ilerleme raporlarında belirtilmiş olan bir husustur. Kısa sürede, Türkiye hükümetini ve toplumunu zora sokabilecek olayları oluşturmaya meyyal bir yasa tasarısıdır. Dış baskılar sonucunda, hükümet bunu tekrar tartışmaya almıştır.
Bu yasa daha önce de meclisten geçmiş ama cumhurbaşkanlığında veto edilmiştir. Sn. Sezer, yasanın Türkiye Anayasasının 5, 11, 14, 16, 25 ve özellikle de 26 ncı maddelerine aykırı olması dolayısı ile reddetmiş ve düzeltilmesini istemiştir.
Bu kanun hiçbir değişiklik yapılmadan aynen meclise sevk edilmektedir. Herhalde , diğer işler, seçim telaşları, gelen, giden derken gereken değişikliğin yapılması unutulmuştur......anlamak gerek!
Özellikle bu Hıristiyan, Yahudi ve diğer mezheplere ait vakıfların ve onlara ait şubelerin arzu ettikleri takdirde şirket kurabileceklerini ve bu şirketlerle de Türkiye içinde yapılacak tüm özelleştirmelerde yer alabileceklerini belirten, onlara bu hakkı tanıyan birçok madde içermektedir. Belli bir süreç içinde Türkiye deki mülklerin el değiştirmesine yol açaçak bir durumdur. Bu vakıflar, yurt içinde ve dışında şube açabilecekler ve yurtdışından da temsilci getirebileceklerdir.
Üstlerindeki hükümet kontrolü de tamamen kaldırılmaktadır. Eskiden bu grupların siyasi faaliyetleri yasaklanmıştı ama bu kanunla durum değişmekte ve onlara bu imkan da tanınmaktadır.
Eskiden talep ettikleri toprakları ancak ellerindeki belgeler, vasiyet, bağış, hükümet belgesi v.s. ile ispatlamak zorunda olan kilise ve havralar, bu kanunla bu mecburiyetten de kurtularak, yetkililerinin sözlü talebi ile topraklarını hem de bedelsiz olarak alabileceklerdir.
Hz. İsa, Hz. Musa ve Hz. Meryem adına yapılan yapıtlara hak talep edebileceklerdir. İstanbul, İzmir, Mersin ve Antakya da daha şimdiden 35 önemli yer tespit edilmiştir. (Bilmem Ayasofya Camii-müzesinin de bu listede olduğunu söylememe lüzum var mı )
Şu anda ülkemizde kilise ve havralar dışında tam 77 Rum vakfı, 19 Musevi vakfı, 52 Ermeni vakfı ve 10 Süryani vakfı mevcuttur ve faaliyet göstermektedir. İşin ciddiyetini kavramak için azınlıkların açmış oldukları ilk ve orta okulları da katmanız gerekmektedir. Sayıları hayli kalabalıktır.
Bu talepler ve azınlıklara destek ve vakıfların korunması, şu bayram yaparak kutladığımız 2004 AB nin Türkiye İlerleme Raporu nda olan hususlardır ve her yıl da tekrarlanmaktadır.
BU KANUN meclisten geçmek üzeredir. Ama çoğunluk hâlâ İspanya dan gelen "Ole" üzerinde konuşmaya devam etmektedir. Hatta ona Yunanlılara gösterdiğimiz sıcaklık ve sevgi "yesu"yu da katarak durumu daha da görselleştirdik.
Yunanistan, evet, sn. Karamanlis in ziyaretinden en çok akılda kalan, iki tarafın iş adamlarının birlikte yapmakta oldukları yatırımlar. Yunanistan ın Türkiye de 5,5 milyar dolarlık yatırımı varmış. Maşallah, bankalarımıza rağbet ediyorlar. Hem de Yunan Milli Kilisesi bu konuda büyük yatırım yaparak Finans Bank ı almaktan hiç imtina etmedi. Orası şimdi Yunanlı sahiplerine iyi kâr getiriyor. Ne de olsa küreselleşen bir dünyada, AB hayalleri ile sarhoş olmuş bir vaziyette, "komşi" ile sirtaki yapıp, "Yesu" diye doyasıya sevgi ve içtenlik gösteriyoruz.
Onlar ekümenliği konuştular, Patrikhaneden bahsettiler, Ruhban okulunu istediler, bizler nezaketimizden Batı Trakya yı anlatamadık, Müftünün haklarını talep edemedik.
Onlar Kıbrıs Cumhuriyeti ve "Türk azınlık topluluğundan" bahsettiler, düzeltemedik, huyumuz kurusun, mahcup etmeye yüreğimiz el vermedi. Hem bizim sevgili "yesu" kardeşlerimiz, kıymetli "komşi"nin ne günahı var, o zorluk çıkartan Rumların ceremesini neden ödesinler . Tabii ki böyle bir şey yapamazdık.
Gelen, gideniniz çok olsun; ama arada unuttuğunuz önemli şeyler olmasın. Birgün unuttuklarınızı hatırlayıverirsiniz de, o zaman artık çok geç olmuş olur.