Yüzde doksan dokuzu (% 95 değil) Müslüman olan milletimizden, Sayın Bardakoğlu yüzde yüz not aldı.

Bu tarihî konuşma Papa Benediktus un Diyanet İşleri Başkanlığı nı ziyareti esnasında yapıldı. Papa nın İslâmiyeti ve Yüce Peygamberimizi kınayan ve terörist olarak tavsif eden sözlerine Sayın Bardakoğlu hakettiği cevabı verdi. Konuşma metni aynen şöyle:

"Bizler, masum bir insanın kanını dökmeyi, bütün insanları öldürme gibi ağır bir suç ve günah sayan bir dine mensubuz. Ne var ki, son dönemlerde İslâm dininin tarihî ve kaynaklarıyla şiddeti içerip, teşvik ettiği, İslâm ın yeryüzüne kılıçla yayıldığı, Müslümanların potansiyel şiddet uygulayıcıları olduğu anlayışını ifade eden islamophobiya nın giderek tırmandığını, hep birlikte müşahade ediyoruz. Bilimsel ve tarihsel hiçbir veriye dayanmayan, adalet ve insaf ölçüleriyle de bağdaşmayan bu itham ve iddialardan, adını barıştan alan İslâm ın her mensubunun, son derece müteessir ve müşteki olduğunu ilân etmek isterim."

Evet biz de Bardakoğlu nu tekrar tekrar tebrik ediyoruz. Bu satırların yazarı olarak bendeniz iki defa Diyanet İşleri Başkanlığı ndan sorumlu Devlet Bakanı olarak bu güzide kuruluşumuzda hizmet vermiş bir kimseyim. Bu münasebetle Papa nın, Başkanlığı ziyaretinde, görevli olan Diyanet İşleri personelinin çalışmalarındaki intizamın, başarılı bir ekip çalışması ürünü olduğunun bilinci içindeyim. Bu husus milletimizin de gözünden kaçmamış olduğu için, Diyanet İşleri Başkanlığımız, âdeta  tebrik ve teşekkür yağmuruna tutulmuş bulunuyor.

Ama Papa nın nasıl ve kimler tarafından karşılanacağı hususunda, uzun süre kararsızlık içinde kalan iktidar temsilcileri için aynı şeyler söylenilemez.

Önce Başbakan ın bizzat kendisi, "Ben NATO toplantısı için Letonya da bulunmak zorundayım. Beni Papa ziyaretinde M. Ali Şahin Bey temsil edecek diye kestirip attı. Hatta bu sebepten bir kısım kamuoyu, Başbakan Papa ile karşılaşmak istemiyor, iyi yapıyor diye yorumlarda bulundu.

Sonra aniden karar değiştirildi, şartlar zorlandı Esenboğa Havaalanı nda Tayyip Bey in Papa yı karşılamasına karar verildi. Bu sefer de bir ifrattan bir tefrite düşüldü, gidildi uçak merdivenlerine kadar karşılama yapıldı.

Ve bu davranışlar da halkımızın gözünden kaçmadı, çarşıda pazarda bizzat benim çevremde herkes tarafından üzüntü ile karşılandı.

Üstelik Başbakan, Papa dan Türkiye nin AB ye girmesi için destek istedi bu istek kabul edildi diye yayınlar yapıldı. Ama Vatikan, anında bir tebliğ yayınlayarak, destek verildiğini tekzip etti.

Her ne ise, bu faslı kapatalım da size İslâm ın izzet ve vekarının dünyaya karşı nasıl temsil edildiğine dair bir kaç misal nakledeyim:

Birinci misal: Saidi Nursi Hazretleri, namı diğeri Bediüzzaman, Osmanlı-Rus savaşında, talebeleriyle birlikte bizzat ateş hattında kahramanca savaşan bir din âlimimiz ve büyüğümüz. Savaş esnasında, Ruslara esir düşüyor. Esir kampında, kampı teftişe bir Rus mareşali geliyor. Esirlerin hepsi mareşal gelince ayağa kalktıkları halde, Said Nursi Hz.leri kalkmıyor. Bu harekete son derece kızan Rus Mareşali emrediyor. Hemen bir Askeri Mahkeme kurdurarak onu idama mahkum ettiriyor mareşal! Saidi Nursi Hz.leri bana izin verin abdest alayım, iki rek at namaz kılayım, ondan sonra idam hükmünü infaz edin deyip, abdest alıp namaz kılmaya başlıyor. Kamp binasının üst katından infaz işlemini seyreden mareşal bakıyor ki, bu zat kendisinin zannettiği gibi sıradan bir kimse değil, ölümden zerre kadar fütur getirmiyor.

Saidi Nursi Hazretleri nin bu serinkanlılığı, metanet ve cesareti mareşali etkilediği için onu tekrar huzuruna çağırıyor ve soruyor:

-Görüyorum ki sen, sıradan bir kimse değilsin. Zerre kadar korkmuyorsun, bunun sebebi nedir diyor. Hazret cevab veriyor:

-Ben elhamdülillah Müslümanım, Allah ın takdirine teslim olmuş bir mü minim. Benim dinime göre, bir mü minin bir kâfir huzurunda ayağa kalkması caiz değildir. Ben bu sebepten sizin karşınızda ayağa kalkmadım.

Bunun üzerine mareşal infazı durduruyor, dâvâsından vazgeçiyor.

İkinci misal: Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa, çetin savaşlardan sonra esir düşünce, kılıcını teslim etmesi için bir Rus generalinin çadırına girmek zorunda kalıyor. Rus generali de, bir hile tertip ederek, kasten çadırın kapısındaki kancaları kilitleyerek, çadıra ancak eğilerek girilebilecek şekilde dar bir kapı hazırlıyor. Maksadı, meşhur Plevne kahramanı benim önümde eğildi diye onu küçük düşürmek. Osman Paşa bu hileyi sezdiği için, inadına generalin çadırına sırtını dönerek giriyor. General de bu karakter abidesi karşısında onun kılıcını teslim almaktan vazgeçiyor.

Netice: Bunları niçin anlattım. Şu günlerde Avrupa Birliği, ülkemizi küçük düşürme anlamına gelecek şekilde, müzakereleri, Rus generalinin çadırının kapısını darlattığı gibi, kısıtladı. Diyoruz ki, hiç olmazsa bu durum karşısında, iktidarımızı temsil edenler, milletimizin ve dinimizin izzet ve vekârını temsil için dik durarak, Bediüzzaman gibi veya Gazi Osman Paşa gibi veyahut da Bardakoğlu gibi, davranarak milletimizin gönlüne su serpsinler. Siz bizi istemiyorsanız biz de sizi istemiyoruz diyerek, 47 yıldır sürmekte olan yalvarışlarına kesin olarak son versinler.