Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İnsan ve toplum, adaleti, huzur ve barışı, kalkınmayı, güçlenmeyi, refahı, izzet ve onuru Adil Düzen’de değil de, liberalizmde, kapitalizmde, sosyalizmde ararsa, bu tercih onları yok olmaya kadar götürür. Dünyada yaşayan bütün insan ve toplum kesimlerinin bunu anlaması gerekir. Bu tespit, içi boş bir fantezi de değildir. Bütün insanlık, İslam’ın getirdiği hak ve adalet esaslarına dayanan Adil Düzen’e muhtaçtır. İslam’ı istismar edip, batıl işler yapanların oluşturduğu olumsuz algılar, bu gerçeği örtbas edemez ve etmemelidir. Günümüz dünyasında insanlığının gördüğü bütün zulümler, Adil Düzen’den mahrum olmalarındandır. İktisatta, eğitimde, ahlakta, hukukta, siyasette, dış politikada hakkın hak anlayışına, Adil Düzen’e itibar edilmediği için çöküyoruz. Devlet yönetiminde görev alan kimseler, topluma hizmet etmek istiyorlarsa, bu ancak doğru hak anlayışına ve Adil Düzen’e itibar etmekle olur. ABD, İsrail ve AB’nin benimsediği yanlış hak anlayışı ve faizci kapitalist düzen ile topluma hizmet edilemez. Bunun böyle olduğu da görülmektedir. Biz, doğru hak anlayışını ve Adil Düzen’in dayanacağı saadet esaslarını ancak İslam’da bulabiliriz. İnsan ve toplumun yapması gereken şey, İslam’ı yeniden okumaya çalışmak, telkin ve teklif ettiği esasları idrak edip, bu esasları hayatın her alanında ikame etmektir. Ben Müslüman’ım diyen solcuların, liberallerin, sağcıların, muhafazakârların, Alevilerin, Sünnilerin ve bütün etnik grupların; barış, kardeşlik ve refah içinde yaşamalarını sağlayacak İslam’dan başka bir seçenek ve çare de yoktur. Bu gün Hz. Ömer’in adaletinden söz ediyorsak, bu Hz. Ömer’e İslam’ın kazandırdığı Allah korkusundan ve hesap gününe olan inancındandır. Adalet; İslam’ın en önemli esasıdır. İslam, devlet ricaline adaletle yönetmeyi ve yargılamayı emreder. Emeği korumak için faizi, kumarı, haksız vergileri, hırsızlığı, israfı yasaklar. İnsanın aklını ve neslini korumak için, zinayı, içkiyi, haksız yere insanları öldürmeyi yasaklar. İslam’ın; insan ve toplumun önüne koyduğu bütün esaslar, doğaldır ve faydalıdır. İslam demek, rahmet ve merhamet demek, mahlûka şefkat demektir. İslam’ın “maruf ve münker düzeni” bütün insanlık içindir. İslam’sız saadet olmaz. İnsanlık erinde sonunda ya bu noktaya gelecek, ya da yok olup gidecektir.

BİR MENKIBE

Abdullah b. Ömer ve ailesinden bir gurup insan şöyle demiştir: “Bizler, Hz. Ömer’i rüyada görebilmek için hep Allah’a dua ederdik. Ben onu ancak on iki sene sonra görebildim. Gördüğümde sanki gusül almış ve örtüye bürünmüş gibiydi. Ben; ey Ömer, Rabbin yaptığın iyiliklere mükâfat verdi mi? diye sordum. O da bana: Abdullah, sizden ayrılalı kaç sene oldu? diye sordu. Ben de, “on iki sene” oldu dedim. Bana şöyle dedi: Sizden ayrıldığım günden beri hesap vermekteyim. Korkuyorum ki helak olacağım. Ancak, Allah’ın bağışlayıcı, merhametli, cömert ve ikram sahibi olduğuna inanıyorum.” Hâlbuki Hz. Ömer›in dünyada başkanlıktan geriye bıraktığı kamçısından başka bir şeyi de yoktu. Rum Kralı Kayser, Hz. Ömer’in halini görmesi ve onun yaptıklarını araştırması için bir elçi gönderir. Elçi Medine’ye varınca halka; “kralınız nerededir?” diye sorar. Halk: “Bizim kralımız yoktur, emir sahibi liderimiz vardır; fakat şimdi Medine’nin dışındadır” der. Elçi Hz. Ömer’i aramaya çıkar; onu, güneşin altında, sıcak kumların üzerinde, kamçısını yastık yaparak başının altına koymuş, başından akan terler, kumları ıslatır bir halde bulur. Onu bu halde görür görmez kalbine bir titreme girer ve kendi kendine: “Yeryüzündeki bütün padişahların kendisinden korktuğu birisi nasıl böyle tek başına olabilir? Ey Ömer, sen adilsin, onun için bütün korkulardan eminsin. Bu sebeple rahatça uyuyabiliyorsun. Bizim krallarımız ise zulmediyorlar. Onlar devamlı korku içerisindedirler. Ben şahadet ederim ki, sizin dininiz haktır. Şayet elçi olarak gönderilmiş olmasaydım, şimdi burada Müslüman olurdum. Fakat ileride geri döneceğim ve Müslüman olacağım, der. Bu iki olay, İslam’ın izzetini ortaya koyan belgelerdir. İslam insanı ihya eder, kapitalizm ise imha ve heder eder. İslam izzettir, kapitalizm zillettir.

ÂLİMLER

Âlimler, peygamberlerin varisleridir. Bu veraset, kendilerine intikal eden ilmi, hak ve adalet ile topluma aktarmayı ve devlet adamlarına da Adil Düzen yolunu göstermeyi gerektirir. Bir devlet başkanının etrafında, ona nasihat eden ve hakkı tavsiye eden âlimler olursa, o haktan ve adaletten ayrılmaz. Âlimler, peygamberlerden kendilerine intikal eden ilim bakımından “kitap yüklü eşekler” gibi de olmamalıdırlar. Devlet başkanları, bu tip kötü âlimlerden de sakınmalıdır. Çünkü bu kötü âlimler, liderlerin elinde bulunan dünya malından pay almak için ona, boş övgüler yağdırıp yanlışta kalmasına sebep olurlar. Gerçek âlimler haktan ve hakikatten ayrılmazlar, toplumda adil bir düzenin ikamesi için, yoğun bir çabanın içinde olurlar. Devlet başkanını, yanlış telkinler ile aldatan âlim, onun zulmüne ortak olur. Âlim, Allah’tan hakkıyla korkan kimsedir. Fâtır 28: “İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kulları içinden ancak âlimler, Allah’tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır.”  

Bu ayette bize “Allah’tan ancak âlimler korkar” deniliyor. İnkârcılar korkmazlar. Unutmamak gerekir ki aslandan ceylanlar korkar, sinekler korkmazlar. İnkârcının korkmaması, sinek tabiatlı oluşundandır.

EVRENSELLİK

Günümüzde İslam’ın evrenselliğini ve herkes için “saadet nizamı” olduğunu bilmeyen kalmamıştır. İslam en yücedir ve ondan yüce hiçbir şey yoktur. Bunun için İslam, inananların Milli Görüş’üdür. Saadet Partisi’nin “yeni bir saadet dünyası” kurma çabası, temsil ettiği Milli Görüş zihniyeti gereğidir. Selam hidayete tabi olanlara…