Millet olma özelliğine sahip olanların medeniyetleri olur. Medeniyetler genelde din merkezlidirler. Müslümanların, Hıristiyanların veya Musevilerin medeniyetlerinden söz edilebilir. Bunların daha gelişmiş olanları olduğu gibi, olmayanlar da bulunuyor. Budistlerin de bir geçmişi ve bir medeniyeti bulunuyor. Musevilerin dağınıklıkları, tarih boyunca belli bir yere tutunamadıklarından medeniyet ve kültür birikimlerinden söz edemiyoruz.
Bir medeniyet dairesinde bulunan kavimlerin, toplulukların elbette kendilerine özgü kültürleri vardır. İslâm medeniyet dairesinde çeşitli dinlere, kültürlere mensup topluluklar bulunuyor. Çok çeşitli kavimler de var. Bunların hemen her topluluğun kendilerine özgü kültürlerinin olması doğal. İslâm medeniyeti dairesinde Müslümanlar olduğu gibi, Hıristiyanlar, Yahudiler ve diğer topluluklar da var. Bunlar kendi özlerinden ve değerlerinden kopmadan kendilerine özgü hayatlarını yaşadıklarından kendi kültürlerini de sürdürdüler. Müslüman olup farklı kavimlere mensup topluluklar, kavimler de kendilerine özgü hayat tarzlarını, üsluplarını yaşayageldiler. Gerek Müslüman ve gerek Müslüman olmayanlar bu medeniyet dairesinde özgürce yaşadılar. Örneğin Ermenilerin yemek kültürü ile Türklerin, Kürtlerin yemek kültürleri farklıdır. Öyle ki bu neredeyse köyden köye bile farklılık gösterebiliyor. İslâm medeniyeti büyüktür, geniştir, boyutludur. Farklı hayat üslupları olan topluluklar bunu özgürce bir araya yaşayageldiler.
İslâm medeniyeti büyük ve geniş yüreklidir. İnsanların bu dairede barınması daha kolaydır. Diğer kültürlerde farklılıklara izin verilmez. Onlar için tehlike arz edebilecek bir konuma gelmelerine asla müsamaha gösterilmez.
İslâm medeniyeti toplamı büyük bir birikimdir. İslâm medeniyeti dairesine Hz. Âdem ile başlayan ilahi çizgiyi, doğrultuyu hesaba katmak durumundayız.
İslâm medeniyeti asıl özünü Peygamberimiz ile buldu ve şekillendi. Medine’de yeni bir şehrin kurulması, yeni şehrin yeni bir hayat anlayışı ortaya koyması bir başlangıç. O günden bugüne bu daire içinde kalan oluşan ve olgunlaşan bütün kültürel birikimler İslâm medeniyeti dairesinde yer alırlar. İslâm medeniyetinin şehirleri bir arada olunca daha bir büyülü oldular. Kudüs Peygamberimizden önce de bir İslâm şehriydi. Sapma ve sapkınlıklar onu İslâm medeniyeti dairesinden çıkarmaz. Kudüs’ün Müslümanlar tarafından fethinden sonra İslâm medeniyeti dairesi daha bir zenginleşti. Müslümanlar diğer kültlere mensup toplulukların kültürlerine müdahalede bulunmadı, onların olduğu gibi yaşamalarına izin verdi. İnsanlığa zarar verebilecek her türlü olumsuzluğa karşı mücadelede bulundu. İslâm’ın Müslümanlar için yasakladıkları şeyler insanlığın da zararına olanlardır. İslâm’ın haram saydığı unsurlar bütün insanlık için olumsuzdur. Alkol, zina, hırsızlık, yalan, insanın öldürülmesi, yani katli vb. gibi ne kadar olumsuzluk varsa İslâm’da yasaktır. Bunlar insanlığın da zararına olan şeyler.
İslâm medeniyet bütünlüğünü kültürel bütün verilerle bir arada düşünmek durumundayız. Bu büyük medeniyeti günümüz değişiklikleri tanımlayamayız. Örneğin modern zamanın kimi imkânlarını medeniyet algısı içine almak doğru değil. İnsanlığı öldüren, doğayı ve insan soyunu kurutan şeyler modern dünyanın bir gelişmişliğidir. Bunlar birer medeniyet verisi olarak algılanır veya düşünülür. Yol ve medeniyet özdeşliği medeniyet gerçekliğiyle pek örtüşmez. Medeniyet algısı böylesi sıradanlıklarla tanımlanamaz. Süleymaniye Camii ile İstanbul’a dikilen bir gökdelen medeniyetin birer unsuru olarak sayılabilinir mi Süleymaniye Camii’nin Müslümanlara özgü bir ruhu var. Soğuk ruhlu yapılar Müslümanlara özgü olamaz. Batı’nın sıradanlıkları veya yozlukları medeniyet unsurları olarak kabul edilemezler. Müslümanlar kendi ruhlarına özgü kültürel birikimler ve bunların doğurduğu yücelikler İslâm medeniyet dairesinin özünü oluştururlar.
Müslümanlar öncelikle kendi medeniyet değerlerini kavramak ve bunu önemsemek durumundadırlar. Olmalıdırlar da. Gelecek de bu birikim üzerine kurulur veya devamlılığını sağlar. Yabancılardan etki ile oluşan yapılar melezliklerdir, bir özgünlükleri de yoktur. Müslümanların medeniyeti kendilerine özgüdür, özgündür ve değerlidir.