İstanbulun sivil toplum başkenti olduğunu söylemek erken olsa da, sürekli yapılmakta olan kongre ve şuralar yakın gelecekte bunun gerçekleşeceğinin habercisidir. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılmakta olan Avrasya İslam Şurası, "İslam dünyasının yeniden restore edilmesi" gerektiğinin altını çizmekle beraber, restorasyon kalitesinin hangi düzeyde olacağını tespit ise daha büyük önem taşımaktadır.

İslam dünyası için "fetret günleri geride kaldı" demek için hangi göstergelere bakılmalıdır Yabancı kaynaklı nevzuhur dini hareketler, bugün insanlarımızı, bilginin taşıyıcısı alimlerimizi, geleceğimiz gençlerimizi, kurumsallaşmamızı, birliğimizi, bütünlüğümüzü tehdit eden en önemli sorun haline gelmiş iken zihinlerdeki fetret nasıl sona erdirilebilir Hastalıkla mücadelenin, onun hastalıklı yöntemleriyle olamayacağını gördüğümüze göre, bugün ve gelecekte kurumlarımızı güçlendirecek, yöneticilerimizi daha iyi yetiştirecek, hastalıklı yöntemlerin dışında elinizde ne var!

Bu hastalığın ufkumuzu karartmasına izin vermeyeceğimize göre, yüksek bir ilim ve irfan ile insanımızı mücehhez kılmanın yolu ne olmalıdır Elbette bunu sabırla, hikmetle, ilimle, Kitapla, Sünnetle, toplumumuzun birliği ile; icma ile, aklımızı kullanarak; yani kıyas ile, içtihad ile gerçekleştireceğimiz aşikardır. Ancak, buna izin vermeyecek bir yapının olduğunu ve bu yapının önüne nasıl geçebileceğimizi konuşmalıyız. Aksi taktirde, müslümanın imanını oyuna getiren, garip ve çekilmez polemiklerle ümmet birlikteliğini zaafa uğratan ucube öğreti ve iddialarla geleceği kuramayız.

Bizi dünya aleme rezil etmeyi planlayan bir tasavvura kaymak istemiyorsak, bu tasavvurun müesseseleştireceğimiz yapılara yeniden hayat verecek heyecanımızı yok etmesine sessiz kalamayız. Bu heyecan korunmadığı taktirde, "İslam coğrafyasındaki kadim bilgi ve hikmeti yeniden ihya etmek için kurulacak ne üniversite ne de benzeri kurumlar hiçbir mana ifade etmeyecektir. Bu heyecanı içermeyen nevzuhur ya da ucube seçeneklerin ümmete getireceği maliyetler de ne yazık ki çok ağır olacaktır. Müteyakkız olmalıyız. Çünkü egemen güçler faturayı hep millete kesiyor. Üstelik, "BMye güvenmediğini dile getirmek, İsrailin bir terör ülkesi olduğunu söylemek de kesilen faturaya engel olmuyor. İslam dünyasında yaşananlar karşısında başımız öne eğik durmamak, tam aksine dik ve omurgalı olmak; yapılacak açıklamalarla değil, yaşananları engelleyecek bir müeyyide oluşturma çabasıyla gerçekleşebilir. Aksi taktirde fetret günlerinden kalma kargaşalardan, tartışmalardan uzaklaşmamız mümkün olmayacak, yapılacak restorasyon da israf hükmünde kalacaktır.