22. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği
Kongresi nde İslam dünyasının geleceği bir kez daha masaya yatırıldı. Genel
Başkanlığını M. Recai Kutan ın yaptığı Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi
(ESAM) tarafından 23-25 Mayıs tarihleri arasında İstanbul da gerçekleştirilen
ve 56 ülkeden 159 davetlinin, toplamda ise Türkiye den katılımlarla birlikte
336 kişinin yer aldığı Yeni Bir Dünya ve Adil Düzen konulu Kongre de verilen
mesajlar oldukça dikkat çekiciydi.
Söz den eylem e geçişin bir anlamda sloganı niteliğinde
olan Mazlumlar ayağa kalkmadıkça zalimler dize gelmez ifadesinin ön plana
çıktığı Kongre de mevcut uluslararası sisteme ve bu bağlamda Birleşmiş
Milletler (BM) e duyulan güvensizliğin yanında; İslam dünyasındaki görüş
ayrılıkları, bölünmüşlük ve siyasi iradelerin içerisinde bulunduğu acziyete
gösterilen tepkiler de, diğer taraftan oldukça önemliydi.
Bu noktada, özellikle Arap Baharı ve Suriye krizine
yönelik farklı yaklaşımlar, değerlendirmeler de bu Kongre de İslam dünyasındaki
kafa karışıklığını yansıtması açısından kayda değerdi.
Emperyalizm karşısında yeni bir dip dalga hareketi ne ve
örgütlenmesine duyulan ihtiyaca vurguların yapıldığı söz konusu Kongre de ESAM
Genel Sekreteri Prof. Dr. Arif Ersoy un Kapitalizm sorun çözmüyor, sorun
üretiyor tespiti D-8 öncülüğünde İslam dünyasının kendi BM sini kurmasının
gerekliliğini bir kez daha ortaya koyarken; Kuzey Irak tan katılan Şeyh İrfan Abdülaziz in Adil düzenin gelmesi,
zalim düzeni yok edecektir. Beşeriyetin yeni tarihi yazılıyor. Bu yazılan
tarihte ABD büyük rol oynuyor. Her yere hükmetmeye çalışma amaçları var.
Bunlara karşı uyanık olmalıyız. Biz İslami hareketler olarak görevimiz
beşeriyeti ve insanlığı uyarmak ve uyandırmaktır. şeklindeki sözleri de,
bundan sonraki süreç açısından daha aksiyoner ve dik bir duruşun sürece hâkim
olacağıyla ilgili önemli sinyaller veriyordu.
Hiç kuşkusuz, şu an yeni bir dünya inşa sürecinde kanlı
bir şantiye alanına çevrilen sorun alanlarından verilen bu mesajlar, İslam
dünyasının içerisinde bulunduğu ve pek çoğumuzun bir film izler gibi seyirci
kaldığı gerçekliği resmetmesi açısından oldukça önemliydi. Bu kapsamda Kriz
Bölgeleri Özel Oturumu nda Filistin, Arakan, Eritre ve Mali den gelen
katılımcıların verdiği mesajlar üzerinde özellikle durmak gerekiyor.
Burada Filistinli konuşmacı Allan Bilal in Türkiye ye
yaptığı arabulucu değil, taraf olun çağrısı ve bunun ilgililere iletilmesi
ricası oldukça çarpıcıydı. Bilal konuşmasında şu hususlara vurgu yaptı: İsrail
ile Filistin arasında artık arabuluculuk yapmayın. Kardeşlerimiz arabulucu
değil, taraf olmalıdır. Biz davamızdan, başkentimizden vazgeçmeyeceğiz. Bundan
emin olun. Bazı medya kuruluşlarında yer alan haberlere itibar etmeyin.
Gazze nin tekrar yapılandırılması hem Arap hem de global bir projedir. Fakat şu
ana kadar vaat edilenlerin birçoğu gerçekleşmedi. Burada Gazze ye yapılan
vurgu kadar, medyanın çarpıtmaları konusunda daha dikkatli olunması gerektiği
hususu da, hiç kuşkusuz, İslam dünyasının bir diğer önemli sorununa dikkatleri
çekmekteydi.
Mali den katılan Osman Diarra nın yaptığı konuşma, İslam
dünyasının sorunlar karşısındaki hareketsizliğini ve artık kendi NATO sunu
kurması gerekliliğini bir kez daha ortaya koyması açısından önemliydi.
Diarra nın şu sözleri bir ibret olarak tarihe geçeceğe benziyor: Tam altı ay
boyunca ülkedeki iç savaşa müdahale için İslam dünyasına destek çağrısında
bulunduk. Herhangi bir cevap alamayınca Fransız güçlerine evet dedik.
150 binden fazla Müslüman ın Budist yönetimce
öldürüldüğü, sistematik bir şekilde soykırıma tabi tutulduğu Arakan dan gelen
Din Muhammed in verdiği mesaj da açıkçası çok farklı değildi. Muhammed
konuşmasında ana hatlarıyla şu mesajları verdi: Müslümanlar bölgeyi terk
etmeye zorlanıyor. İzin almadan evlenemiyorlar. İlaç, yiyecek ve giyeceğe
ihtiyaç had safhada. Fakat İslam dünyasından yeterince destek alamıyoruz. Artık
söz değil, destek istiyoruz. BM, 1982 den bu yana meseleyi bilmesine rağmen
müdahale etmiyor.
Eritre den gelen Salih Muhammed in Başta petrol
tankerlerinin geçişinin güvenliği olmak üzere, stratejik anlamda pozisyonu
oldukça önemli olan ülkemizde Hıristiyanlar Müslümanların topraklarına
yerleştiriliyor. Ülke nüfusunun %65 i Müslüman olmasına rağmen bizlere sadece
%10 luk bir istihdam alanı veriliyor. Tüm bu haksızlıklar karşısında yeterince
destek alamıyoruz, kendimizi unutulan bir halk olarak görüyoruz. Bu baskıcı
rejime karşı bir gençlik hareketi teşekkül ediliyor. Bir geçiş dönemi için
hazırlanıyoruz. şeklindeki sözleri, BM ye güvenmeyen ve uluslararası sistemin
ikiyüzlülüğüne dikkatleri çeken bir diğer meydan okuma olarak karşımıza
çıkmaktaydı.
Uluslararası sistemin yeniden inşasının gerçekleştiği
uzun-sancılı geçiş sürecinde İslam dünyasının geleceği adına oldukça radikal
sayılabilecek bir kırılma noktasına işaret eden bu sinyaller, açıkçası
önümüzdeki süreçte dip dalga nın sürece hâkim olmaya başlayacağı yeni bir
döneme işaret ediyor. Dolayısıyla, İslam dünyasında yeni bir devrim sürecinin
dip dalgaları olarak karşımıza çıkan bu sözleri, çıkışları fazlasıyla dikkate
ve ciddiye almak gerekiyor!..