Bismillahirrahmanirrahim

Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenabı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.

Erbakan Hocamız bir keresinde MİLKO’lar ile ilgili bir çalışma yapmamı istemişti. Çalışmayı yaptım ve Hocama arz ettim. Çalışmanın giriş kısmında, “Kâinatın en şerefli varlığı insandır” şeklinde bir cümle kurmuşum. Erbakan Hocamız, bu cümleyi okuyunca bana, “Kâinat bizim neyimiz olur?” diye bir soru sordu. Soru üzerine durakladım ve elimdeki metne bakmak istediğimde, “Metne bakma, soruma cevap ver” dedi. Sonra anladım ki ben cümleyi yanlış kurmuşum. Kurulması gereken doğru cümle, “Allah’ın kâinatta yarattığı en şerefli varlık insandır” cümlesi imiş. İki cümle arsındaki fark üzerinde siz düşüne durun, “İslam bizim neyimiz olur?” başlığını atmamın sebebi, günümüzde çoğu Müslümanların İslam ile kurduğu batıl ilişkidir. Bu batıl ilişkiye göre İslam; kişinin ahlakına, eğitimine, ekonomisine, aile hayatına, siyasetine, beşeri münasebetlerine, hukuka, adalete, uluslararası ilişkilere, yönetime karışamaz. Neye karışır o zaman? Bu batıl ilişkiye göre İslam; sadece kişinin namazına, orucuna, haccına, kısmen zekâtına ve umresine karışabilir, başka bir şeye karışamaz diye zannedilir… Gerçekten İslam, böyle tanımlanabilecek bir şey midir? Müslümanların çoğunluğuna göre, bu, üzerinde düşünülmesi gerekmeyen bir sorudur. Ülkemizde bir tanımına göre Müslüman: İsviçre Medeni Kanunu’na göre evlenen,

İtalyan Ceza Yasası’na göre cezalandırılan, Alman Ceza Muhakemeleri Usul Hukuku’na göre cezalandırılan, Fransız İdare Hukuku’na göre yönetilen, İslam Hukuku’na göre gömülen kişidir. Buna göre Müslümanlık, sadece insanlar öldüğünde hatırlanan bir din haline dönüştürülmüştür. İslam bu değildir. Allah’ın insanlara bildirdiği İslam, kâmil bir hayat nizamıdır ve insanın bütün hayatı ile ilgilenir. İslam’ca düşünen bir insan İslam’a bir hayat nizamı olarak iman eder ve onun yerine “faizci kapitalizm” gibi başka hiçbir nizamı onun yerine ikame etmez. 

İMTİHANIN ADI

Allah ve Resulünün İslam yoluna teslim olmuş bir insan, bu imtihanı kazanmak için şu üç şeyi yapmaktan geri durmaz. 1. Her şeyden önce İslam’ı öğrenir. İslam’ın her konudaki emrini bilir ve iman eder. 2. Öğrendiği İslami esaslara göre yaşar, Kur’an ve sünnet ile hayatını tanzim eder, İslam’ın hükümlerine muhalefet etmez. 3. Her yerde, her halde ve her meselede, mutlaka İslam’a göre, yani İslam’ca düşünür. Yani, itikat ve ilmihal konularını öğrendiği, bildiği ve bir kısım ibadetleri yerine getirdiği halde, ticaret, siyaset ve devlet hayatında ırkçılar, müşrikler ve inkârcılar gibi düşünen, olayları “materyalist Batı cahiliyeti” ölçülerine göre değerlendiren bir kimse, hakikat nazarında mümin sayılamaz. Beş vakit namazı imamın arkasında ve tadili erkân ile kılan bir insan, içinden, “Camiden çıktıktan sonra, sattığım arabanın parasını acaba hangi bankaya yatırsam?” diye geçiriyor, rahatlıkla faiz yiyorsa ve de faizci düzeni yürüten işbirlikçi siyasete destek oluyorsa bu kişi İslam’ca düşünmüyor demektir. İslam’ca düşünmek ise şu üç temel esas ile olur: 1. Dünya hayatı, çok önemli bir imtihandır. İslam’ca düşünen bir kimse bu imtihanı unutmaz. Ahiret ise, dünya hayatının hesabıdır. Dünya imtihanındaki tercihe göre ahiret yurdu ya cennet veya cehennem olacaktır. Dünya hayatındaki nefesler sayılıdır, bunlar Allah yolunda harcanmalıdır. 2. İslam dini, Allah yapısıdır. Bunun için mükemmeldir ve tamamdır. Hâşâ, zerre kadar noksanı, fazlası ve hatası bulunmayan bir din ve düzendir. 3. İslam dini, bir bütündür. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona Hak’tır, hayırdır ve hepsi, herkes için ve her yerde lazımdır. Çünkü İslâm, dünya ve ahiret saadetinin tek ilacıdır. İslam; iman ve ahlaktır, ilim ve eğitimdir, iktisattır ve ekonomidir, hukuktur ve adalettir, adil yönetimdir, şahsiyetli uluslararası ilişkiler ve dış politikadır. İslam Allah Teâlâ’nın insanlara emrettiği saadet yoludur. Bu yolun kapısını Milli Görüş-Saadet Partisi tutmuştur. Bu bir zan değildir. Bu iman edilmesi gereken gerçektir, mecburi istikamettir.

İSLAMSIZ HAYAT

Ülkemizde insanların ekseriyeti hayatlarını “materyalist değerlere” göre ikame etmektedirler. Bu ise toplumda kutuplaşmayı, kin ve nefreti yaygınlaştırmaktadır. Faizci kapitalizm yüzünden toplum fakirleşmektedir. Materyalist ahlak yüzünden toplum çürümektedir. Ülkemizin son on yılına baktığımızda durum kendisini göstermektedir. Dış borç; 2009 yılında brüt 276 milyar dolar iken, 2019 yılında brüt 457 milyar dolar olmuştur. Merkezi Borç; 2009 yılında 442 milyar lira iken 2019 yılında 1 trilyon 67 milyar lira olmuştur. Enflasyon; 2009 yılında %11 iken 2019 yılında resmi %20 reel enflasyon %60’ların üzerindedir. Faiz; 2009 yılında Merkez Bankası %9, banka faizi %17 iken, 2019 yılında Merkez Bankası  %24, banka faizi %35-40 olmuştur. Dolar kuru; 2009 yılında 1.34 lira iken, 2019 yılında 5.33 lira olmuştur. Benzinin litresi; 2009 yılında 3,2 lira iken, 2019 yılında 6.20 lira olmuştur. Soğanın kilosu; 2009 yılında 1 lira iken, 2019 yılında 5,5 lira olmuştur. Domatesin kilosu; 2009 yılında 75 kuruş iken, 2019 yılında 6 lira olmuştur. Bütün bunlar iddia edildiği gibi dış güçlerin etkisiyle değil AK Parti’nin yanlış, faizci, borca dayalı politikaları sonucunda olmuştur. Son 10 yılda Türkiye bayağı bir mesafe kat etmiş, ileriye değil hep geriye gitmiştir. Bunu sebebi İslamsızlıktır. İslam’ın temel prensiplerine muhalefet ederek ülkeyi idare etmenin doğal sonucunu yaşıyoruz.

KORKU İLE

İnananlar, insanlardan değil Allah’tan korkarlar. Yerel seçimler yaklaştıkça korkudan beslenenler toplumu tehdit etmeye devam ediyorlar. Saadet gelecek ve zulüm bitecek. Selam hidayete tabi olanlara…