Haçlıların hedefinin bölgemizdeki istikrarı bir daha

düzeltilemez şekilde yok etmek, buna rağmen bir gün Müslümanlar arasında birlik

sağlanacak ve güç oluşacak olursa o zaman gelişmelere daha kolay müdahale etmek

adına bölgemizdeki hemen her ülkeye özellikle ABD askeri güç yerleştiriyor.

ABD ye AB ülkeleri dışında Rusya nın da destek verdiğini söylemek yanlış olmaz.

Meseleyi Suriye bazında ele aldığımızda Rusya nın Suriye deki çatışmalara

ABD ye rağmen katılmadığını ve askeri varlığını kalıcı hale getirdiğini

söylemek yanlış olmayacaktır. Aslında Suriye de baba Esad zamanından beri bir

Rus askeri varlığı söz konusuydu. Belki biraz azaltarak bugüne kadar Rusya

Suriye de varlığını korudu. Çünkü iki sömürgeci gücün aralarındaki anlaşmaya

göre Suriye de Rusya nın payına bir üs bölgesi düşmüştü. Dolayısıyla Suriye de

iç çatışmaların başlamasının ardından birdenbire Rusya nın cephe açması ve

sanki bekleniyormuş gibi ABD ve AB ülkelerinden hiçbir tepki gelmemesi olaya bu

açıdan bakmayı kolaylaştırıyor. Bu husus bilinirken şimdilerde ABD nin

Suriye nin komşusu Irak ta ciddi bir askeri varlık bulundurmasına karşılık

şimdilerde güya IŞİD e karşı mücadelede kullanmak üzere Suriye de askeri

varlığını artırmakta oluşu ABD nin burada kalıcı olmaya karar verdiğini

gösteriyor. Kısacası, Irak ın işgali ve parçalanması için Saddam bir bahane

idi, şimdilerde ise Suriye nin parçalanması, bir başka ifadeyle bölüşülmesi

için IŞİD bahane olarak kullanılıyor.

Bu arada ABD nin Kuzey Irak taki askeri varlığını

artırdığı, önemli bir askeri üs oluşturmakta olduğu geçtiğimiz aylarda medyaya

da yansımıştı. Bu noktada Obama-Erdoğan görüşmesinin ardından iki liderin

IŞİD i birlikte imha yollarını konuştukları medyaya yansımıştı. Belli ki

liderler zirvesinde ABD kendince yayılmacılığına engel gördüğü ve dünyaya öyle

takdim ettiği IŞİD ile mücadelede tek başına yetersiz kalıyor ve bu konuda

Türkiye nin de desteğini istiyor. Bu değerlendirme yazımızın başında üzerinde

durduğumuz Suriye deki ABD askeri gücünün artırılması ile birlikte düşünüldüğünde

dikkat çekicidir. Bu arada liderler zirvesinin ardından PKK ve PYD terör

örgütleri sanki hiç gündeme gelmemiş gibi bu konularda medyada hiçbir haber

çıkmadı. Belli ki, ABD bölgemize yönelik planlarının uygulanması açısından PKK

ve PYD ye hâlâ ihtiyaç duyuyor ve bu sebeple de zirvede bu konunun

görüşülmesini istememiş ya da görüşülmüş ise de medyaya yansıtılmaması

hususunda ısrarcı olmuştur. Kısacası, Obama-Erdoğan zirvesi Türkiye nin

beklentilerine cevap vermekten uzak bir havada geçmiştir. Hatta baş başa

görüşmelerde gündeme gelmeyen bir konuyu Obama nın gazetecilerle görüşürken bir

soru üzerine görüşülmüş gibi dile getirmesi sebebiyle iki lider arasında soğuk

rüzgârların esmesine vesile olmuştur. Obama böylesine diplomatik üsluba da

aykırı bir tavrı başkanlık döneminin sonuna gelmiş olması sebebiyle sergilemiş

olabilir. Sebebin ne olduğundan çok sergilenen tavır önemlidir.

İşbaşına geldiği günlerde mazlumların yanındaymış gibi

bir hava estiren ya da renginden dolayı öyle sanılan Obama başkanlığının sonuna

yaklaşırken ABD derin devletinin isteklerine telim olmuş görünüyor. ABD derin

devletinin planları arasında ise Türkiye yi ve bölgeyi sıkıntıya sokan PKK ve

PYD gibi terör örgütleri yok. Belli ki bu örgütler hâlâ ABD nin kanatları

altında korunuyorlar. Bu ise aslında ABD nin bölgede Türkiye nin dostluğunu

fazlaca önemsemediğini gösterir ki, buna karşı Türkiye nin gerekli tedbirleri

almasına, özellikle de iç politikada bir kenetlenmeye ihtiyaç vardır. Çünkü

Suriye de iç çatışmaların başlamasının hemen ardından ülkemizdeki üsleri ABD ve

müttefiklerin kullanımına açmamız bile fazlaca önemsenmemiş görünüyor. Buna

bakarak Türkiye den her an kendisine karşı ciddi bir tepkinin oluşması

ihtimalini dikkate alarak ABD Irak ve Suriye deki askeri varlığını bir yandan artırırken,

öbür yandan da bu varlığını kalıcı hale getirmek için üsler oluşturma peşinde

oluşunu karşı bir hamle olarak değerlendirmek yanlış olmaz sanıyorum.