Bu yazımızda herhangi bir grup ya da görüşü doğrudan

hedef almadan bazı genel ikazlarda bulunmak istiyoruz. Fakat öncelikli olarak

ifade etmek istiyoruz ki; biz hepimiz bir tek ümmetiz ve birbirimizle imtihan

edilmekteyiz. Birbirimizden başka ümmet olmadığı için birbirimize de muhtacız.

Aynı zamanda ve aynı dünyada yaşadığımız için de hepimiz birbirimize belli

noktalarda benziyoruz. Yani başkaları için söylediklerimizi aynı zamanda

kendimiz için de söylüyoruz.

Ayrıca Sûi misâl, misâl olmaz kaidesi gereğince belli

kişilere mahsus hataları tüm bir gruba ya da belli gruplara mahsus olan

hataları tüm ümmete yakıştırmaktan Allah a sığınırız. Burada her hatayı ifşa

etmek yerine sadece genele yayılmış ve ısrarla tekrar edilen yanlışları, isim

veya grup adı vermeden ve doğrusuna da işaret etmek şartıyla dile getirmek

istiyoruz:

1. İslam dininin ve geleneğimizin ana damarlarından

birisi olan ve günümüzde tarikatlar ve cemaatler tarafından temsil edilen

Tasavvuf un temel amacı nefis terbiyesi dir (ahlâk, tezkiye, riyâzât vs). Zikir ve diğer tüm faaliyetlerin ana amacı

budur. Yoksa tasavvufun amacı; gösteriş veya başka dünyevi makamlar elde etmek,

peşimizde birilerini toplamak, peşimizdeki ya da grubumuzdaki insanların sayısı

ile övünmek, çatışmak ve tartışmak, üstünlük sağlamak vs. değildir.

2. Tasavvuf da diğer ilimler gibi meşrudur ve temeli

Allah Resulü ile Ashabının hayatına dayanmaktadır. Ama bu demek değildir ki

sonradan bazı bidatler ilave edilmemiştir. Ama bidatler, tasavvufun aslına ve

meşruiyetine halel getirmez.

3. Siyasi parti kurulur gibi mezhep ya da tarikat

kurulmaz. Taraftar toplanır gibi mürit toplanmaz. Propaganda yaparmış gibi

tebliğ; partizanlık gibi cemaatçilik yapılmaz. Ayrıca şeyh olmak, imrenilecek

bir durum değildir. Zira bir kimse, kendisine güvenen ve etrafından toplanan

tüm insanlardan mesuldür. Yani onların sorumluluğunu almış demektir.

4. Bizler dinin sahibi değil, hizmetkârıyız. Din,

Allah ın dinidir. Dini galip getirecek olan da O dur. Bizim vazifemiz insanları

Müslüman yapmak ya da insanları mümin-kâfir, sapık-doğru yolda olan gibi

tasniflere tabi tutmak değildir. Bize düşen tebliğ, hakikati yaşamak ve

anlatmaktır. Bu yüzden mertebesi ne olursa olsun hiçbir beşer; asla Allah ve

Resulünden üstün tutulamaz. Hucûrât Sûresi nin ilk ayeti kerimesi Hiçbir şeyi

Allah ve Resulünün SAV önüne geçirmeyin şeklinde de tefsir edilebilir. Şeriata

aykırı olan hiçbir davranışı kimse meşru gösteremez. Hiç kimse, Allah ve

Resulünün koymadığı bir kuralı farz haline getiremez. Oysa günümüzde Cenabı

Hakk a Allah Efendimize SAV Peygamber yada Muhammed derken; kendi

metbû una ismiyle hitap edildiğinde öfkelenen yığınla tâbi vardır.

5. Ayeti kerimede Allah ın yoluna çağır   buyurulmaktadır. Oysa bugün biz; insanları

kendimize, kendi görüşümüze tabi olmaya, kendi hayallerimizi gerçekleştirmeye

davet etmekteyiz.

6. Herkes ehli tarik olmak ya da herkes aynı meşrebe

mensup olmak zorunda değildir. İnsanlar fıtratlarına ve nasiplerine göre bir

cemaate ya da tarikata mensup olurlar. Bu yüzden tarik yani yol tek ama tarikat

yani yöntem farklıdır.

7. Cemaat olmadan İslam olmaz şeklinde Hz. Ömer e RA

atfedilen sözdeki cemaatten kasıt; fırka ya da grup değil tüm ümmettir yani

Müslümanların birliğidir. Ümmetin 73 fırkaya ayrılacağına dair hadisi şerifte

ifade edilen ilk anlam da Bölünmeyin! Yoksa 73 kişiden 72 si cehenneme gider.

Ama bölünmezseniz 73 kişinin hepsi cennette gider/kurtulur demektir. Yoksa

Biz fırkayı naciyeyiz. Geri kalanlar aralarında 72 sapık fırkayı paylaşsınlar

demek değildir.

8. Hepimiz, hocalarımızı ve büyüklerimizi hatasız

görürüz. Bu ahlaki ve psikolojik bir tutumdur. Ama biz biliriz ki hepimiz

yanılırız, unuturuz, şaşırırız, hata ederiz. Allah Teâlâ; Peygamber Efendimize

SAV bile ashabı ile istişare etmesini emir buyurmuştur. Ashabı kiram da zaman

zaman Efendimize gelip anlamadıkları ya da yanlış olduğunu düşündükleri

meseleleri izah etmişlerdir. Bu yüzden hem peşinden gittiğimiz insanlara hem de

peşimizden gelenlere yanlışlarını usulünce/güzellikle ifade etmeliyiz. Şeytan

bizi; Eğer bunlara hatalarını söylersen senin peşinden gelmezler ve hepten

yanlış içinde kalırlar. Oysa sen bunları zamanla düzeltirsin diye

kandırmaktadır.

9. Peşimizde insan toplarken ya da bir grupla birlikte

hareket ederken dikkat edilmesi gereken bir başka önemli husus; nerede

durduğumuz yani neye hizmet ettiğimizdir. Ömrünü ibadetle geçirdiği halde

batılla mücadele etmediği için dolaylı olarak batıla hizmet eden; ya da

İslam ın sosyal, siyasi ve ekonomik hayatla ilgili kurallarını ihmal ettiği

için batıl bir hayat yaşayan ve batıla doğrudan hizmet eden nice insan vardır.

 1)Nahl, 125.

TEŞEKKÜR: Yazılarımızın tashihini yapan ve konu ile

ilgili görüş beyan eden İKEV Akademik Çalışmalar Müdürlüğü üyelerine teşekkür

ediyorum.