İsmet İnönü nün cumhurbaşkanı olduğu dönemi iyi hatırlıyorum.

Odönemde sadece CHP vardı. Başka partilerin kurulmasına izin verilmemişti. Yani başka parti kurmak yasaklanmıştı.

Bu dönemde laiklik tamamen jakobenlik olarak kabul ediliyor ve öyle uygulanıyordu. Uygulanan jakobenliğin kısa tarifi: Devletin dine istediği kadar müdahale etmesi, dinin devlete karşı hiçbir hak iddia edemeyişi şeklinde özetlenebilir.

Böyle bir fetret döneminde, din öğrenim ve eğitimi tamamen yasaktı. İmam-hatip okulları yoktu, ilâhiyat fakülteleri yoktu, yüksek islâm enstitüleri açılmamıştı.

Bu baskı ve uygulamaların sonucu olarak, camilerde cuma namazı kıldıracak yetenekte din görevlisi çok zor bulunuyordu. Şartınca ve erkanınca cenaze namazı kıldıracak kimse bulmak dahi kolay değildi.

Halkımız bilgili ve tecrübeli din görevlilerinden bu derece mahrum bırakılınca, haliyle, ortamı birçok hurafeler ve İslamla ilgisi olmayan batıl inanış sahipleri istilâ etmişti.

Bendeniz 1940 lı yıllarda, Diyanet İşleri Başkanlığı nda uzun süre memuriyet yaptığım için o dönemdeki sıkıntıları ayrıntıları ile yaşayan bir kimseyim.

Ahmet Akseki, merhumun sevinci:

Ahmed Hamdi Akseki, merhum o senelerde Diyanet İşleri Başkanı idi. Bir gün hoca efendi, bizim gibi üniversite mezunu olan Diyanet memurlarını huzuruna çağırdı. Gençler, size bir müjdeli haberim var. Şimdi Başbakan Şemseddin Günaltay ın yanından geliyorum. Günaltay ı mutlaka din eğitim kaçınılmaz bir ihtiyaçtır diyerek ikna ettim. Teklifimi kabul etti. Kısa zamanda imam-hatip okulları, yüksek islâm enstitüleri ve ilahiyat fakültelerinin açılmasına karar verileceğini bildirdi, dedi. Rahmetlik Akseki, merhum adeta bir çocuk gibi sevinçliydi, kabına sığmıyordu.

Sonunda bilindiği gibi Günaltay bu kararı aldı. Ama 1950 seçimleri araya girdiği için, bu okulların ve fakültelerin açılışı Demokrat Parti ye nasip oldu.

Okulların açılışında CHP nin, daha doğrusu rahmetli Şemseddin Günaltay ın rolü olduğu halde CHP,iktidara gelmiş olan Demokrat Parti yi irtica var diye yıpratmak için elinden gelen herşeyi yapıyordu. Ülkeyi 27 Mayıs askeri darbesine sürükleyen gerekçeler arasında, irtica faktörünün de etkisi olmuştur.

Coşkun Kırca ile yaptığımız tartışma:

Bendeniz, 1965 senesinde ilk defa milletvekili seçilmiştim. O günlerde Adalet Partisi tek başına iktidara gelmişti. Tahmin edeceğiniz gibi yine irtica tartışması Adalet Partisi ile CHP arasında sürekli olarak gündemleri işgal ediyordu. 1965 seçimlerinden önce İnönü, Demirel in seçimi kazanmasını önlemek için, Demirel in Bilgi Locasına kayıtlı bir mason olduğuna dair, Loca defterinin resimli fotokopisini kırk bine yakın sayıda bastırarak köylere kadar dağıttırdığı halde, Demirel başbakan olunca onu yıpratmak için, taktiğini değiştirerek, Demirel in Nurcu Halifesi olduğunu Meclis kürsüsünden ilan etmeye başlamıştı.

Bu tartışmalı celselerden birinde, o günlerde CHPGrup Başkanı olan Coşkun Kırca yı yanıma çağırarak ona:

-Sayın Kırca benim kanaatime göre en tehlikeli mürteci sizsiniz, dedim. Çok sinirlendi. Ama ben ilave ettim:Sizin partiniz uzun süre din eğitimini tamamen yasakladı. Bu yüzden, memlekette, İslâm a taban tabana zıt akımlar aldı yürüdü. Bu mudur ilericilik, bu mudur laiklik, bu mudur Atatürkçülük diye yaptıkları işin ne kadar irticaya meydanı boş bırakmak anlamına geldiğini izah edince sustu ve yanımdan ayrıldı.

CHP eski İçişleri Bakanlarından Emin Erişirgil in tarihî bir itirafı:

Bu hatıramı da anlattıktan sonra, yazımı bitireceğim.

Yıl 1950. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde, Demokrat Parti tek başına iktidara gelmişti. Yukarıda temas ettiğim gibi Demokrat Parti, imam-hatip okullarını açmaya ve okullara din dersi koymaya çalışıyordu. Ama yine CHP tek parti iktidarı olma tutkusundan vazgeçemediği için, Günaltay ın siftahını yaptığı bu girişime karşı çıkıyordu.

Demokrat Parti nin Trabzon Milletvekili olan ve aynı zamanda Türkocağı GenelBaşkanı bulunan rahmetli Prof. Osman Turan, din derslerinin konulması yararlı mı olur, zararlı mı olur diye bir açık oturum tertiplemişti.

Hıfzırrahman Raşid Öymen gibi sol tandanslı Prof.lar, bu derslerin gereği yok tezini savunuyorlardı. Karşı görüşte olan Prof.lar hayır, gereklidir diyorlardı. Tartışma sonunda jüri, din dersleri gereklidir diyenleri haklı çıkarmıştı. Birkaç hafta süren bu önemli açık oturumun son kritiğini yapan seçkin kişilerin toplantısına biz de merhum Osman Yüksel (namı diğer) Serdengeçti ile dinleyici olarak katılmak imkanını bulmuştuk. Toplantıda merhum Hamdullah Suphi Tanrıöver, Atatürk zamanında, Atatürk ün açtığı Konya İlâhiyat Fakültesi nde psikoloji hocalığı yapmış ve bilahare CHP nin içişleri bakanlığı görevini deruhte etmiş Emin Erişirgil de vardı. Önemine binaen Erişirgil in din dersleri hakkındaki görüşlerini arz ediyorum:

-Beyler, ben aslında ateist bir kimseyim. Ama din sosyal bir olgudur. Bizler inkâr etsek dahi daima var olacaktır. Zira geniş halk kitlelerini bir ahlâkî ve mânevî düzen ve disipline bağlayarak, toplumun huzur ve rahata kavuşması ancak yeterli bir eğitim ile sağlanabilir. Bu sebepten, ben inanç sahibi olmadığım halde, din eğitim ve öğreniminin vazgeçilmez bir realite olduğunu kabul ediyorum.

Netice: Evet, şahsî ve siyasî çıkarlar uğruna dini, siyasete alet etmek ne kadar yanlış ise yine duygusal, şahsî ve siyasî çıkarlar uğruna dini âlet etmeye kalkışmak da aynı derecede yanlıştır, zararlıdır.

Bu konudaki şikayetlerin en kesin ve en tabii yollardan izale edilmesi ise toplumu dini öğrenim ve eğitimden uzak tutmaktan değil, bilakis herkesi her türlü din istismarına kapılmayacak derecede bilinçlendirmekten ve eğitmekten geçer. Polisiye baskı ve tedbirler sadece devlet-millet kaynaşmasını tahrip eder, rejimi tek parti zihniyetine sürükler.