Üzerinde durduğumuz en önemli konuların başında geliyor. Çünkü Müslümanların bütünlüğünü bozan, birbirine düşüren, hasım hâline getiren önemli bir sorun. Ülkemizde millet ve ümmet bilincinin giderek zayıfladığı, bunun sonucu olarak da ayrışmaların derinleştiği yadsınamaz bir gerçek.
Tanzimat ile başlayan, İttihat ve Terakki dönemiyle iyice belirginleşen cumhuriyet dönemiyle tam anlamıyla şekillenen bir yapıdır ırkçılık ya da milliyetçilik. Ne yandan bakılırsa bakılsın en temel sorunu da bu oluşturuyor. Cumhuriyet’in temel felsefesini bu yapı oluşturduğundan sistemin vazgeçilmezi oluyor. Kavramlar, oluşlar, olaylar tam anlamıyla bunun etrafında gelişiyor.
İslâm düşüncesinin önceliği insandır, millet ve ümmettir. Bunlar ayrıcalık oluşturmaz, bütünleştirir. Irkçılığı ortadan kaldıran, insanların kaynaşmalarını, birlikte yaşamalarını sağlayan ana unsurdur. Irk köleliğinin sistemli bir şekilde ortadan kaldırılması, insanın aziz bir varlık olduğu gösterilmiş ve yaşanmıştır. Büyük İslâm medeniyetinin devletlerinde bu esasa uyulmuştur. Zaman zaman kimi aksamalar olsa da bu, insanların zaaflarından kaynaklanan bir durumdur.
İttihat ve Terakki zamanından itibaren buna direnen İslâmî bilinç ve düşünce kesimi olmuştur. Sosyolojik bir tanımlama ile “İslâmcılık” olarak tanımlansa da bu, tam anlamıyla karşılayıcı olmamıştır. “Müslüman” olma bu anlamda daha belirleyicidir.
Emperyalizm güdümlü olan oluşların bizi nerelere kadar sürüklediği, nasıl sonuçlar doğurduğu artık gizlenemeyen bir gerçek. Koskoca Anadolu’nun bir ırk etrafında oluşturulması sorunları bütünlükten çok ayrıştırmaya dönüktür. Bunun farkında olanların duruş ve direnişleri çabası sonucu belli bir yere kadar gelinmiş bulunmaktadır. İslâm düşüncesi etrafında birleşenler bu insanlık sorunu karşısında gerek düşünsel ve gerek siyasal bağlamda epey mesafe almışlardı. Bunun, hepten ortadan kaldırılabilecek bir durum olamayacağı ortada. Irk olgusu etrafındaki birleşimler farklı kesimler tarafından, farklı tarz ve biçimlerle sürdürülmektedir.
“Diriliş” düşüncesi ile “Millî Görüş” düşüncesinin temel bakışı millet, ümmet bilinci etrafındadır. Diriliş düşüncesi bunu çok daha somut olarak ortaya koymuştur. İslâm medeniyeti, İslâm milleti, İslâm ümmeti temel kavramlar olarak belirginleşmiştir. Millî Görüş siyasal hareketi ise bunu daha çok simgeler üzerinde somutlaştırmıştır. Dolaylı bir yaklaşımla. “Milletin görüşü” vurgusuyla öne çıkarılmıştır. Merhum Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi eseriyle yargılanmış ve mahkûm edilmiştir. İslâm düşüncesi vurgusundan asla vazgeçilmemiştir. Hayatı boyunca bütün mücadelesi bu uğurda olmuş ve asla ödün vermemiştir.
Millî Görüş hareketi ise sırf İslâmî düşüncesinden ötürü sürekli yargılanmış, mahkûm edilmiş, partileri kapatılmış, bölünme ve parçalanmalarla etkisiz hâle getirilmiştir. İslâm milletinin bütünlüğünü sağlama adına önemli adımlar atılmıştır. D-8 bunun en somut örneğidir. Örneğin MSP’nin kapatılma gerekçesi Konya’da düzenlenen Kudüs mitingidir. İslâm ve ümmet ruh ve bilinci esas alınmış, siyasal partilerin yasal durumundan ötürü dolaylı olarak da olsa bundan vazgeçilmemiştir. Bu yapı eskiden olduğu gibi etkisini sürdürme çabasındadır. Fakat kimi zaman kimi durumlardan ötürü milliyetçilerle olan birliktelikler bu harekete zarar vermiş olsa da belli bir düzlemde kendini korumuştur. Az da olsa sahip olduğu İslâmî düşünüş bütünlüğü, sürekli olarak ırkçı bir düzleme çekilmek istenmiş istenilmektedir.
Siyasal İslâm diye tanımlanan ya da böyle görüntü oluşturulan yapının artık sistem ile bütünleştiği, ırkçı milliyetçilerle birlikteliği sonucu bu iddiası olmadığı gibi görünen iddiadan tamamen uzaklaşmıştır. Sistem öylesine kendisine bağlamış ve onun yürütücüsü, tamamen yerleştiricisi hâline gelinmiştir.