İslâm bölgesinde süregelen çatışmalar, gerilimler, ayrışmalar Müslümanları birbirinden hem uzaklaştırıyor, hem de zaman içinde hasım hâle getiriyor düşman yapıyor. Suriye özelinde gelişen olaylardan sonra kimi çevreler zalim bir başkanı bahane ederek gerilimi mezhep düzlemine çekmişlerdi. Bu gerilim aylarca tırmandırıldı. Tam bir kavgaya dönüştürüldü. Gerilimin Suriye ile sınırlı kalmayacağı belliydi. Olayların başlangıcından beri uyarıda bulunmuş bu konu üzerinde durulmaması gerektiğini anlatmaya çabalamıştık.
Beşar Esad’ın veya öncesinin zalim olmadığını kim iddia edebilir ki. Bu bir doğru. Fakat bir yanlış vardı o da şu. Bölgede diğer ülkelerin başkanları ondan farklı değillerdi. Onlarla olan gerilim tırmandırılırken mezhep bir diye bir durum söz konusu değildi. Tunus başkanı Bin Ali gibi, Libya başkanı Kaddafi, Mısır devlet başkanı Hüsnü Mübarek gibi ve daha niceleri örnek verilebilir. Diğer ülkeler de krallıkla yönetiliyorlar, onlarla ilgili böyle bir iddia nedense ileri sürülmüyor. Fakat Suriye düzleminde sürdürülen bu gerilimin çok daha vahim sonuçlar getireceği belliydi.
Biz bu konularda uyarıda bulunduğumuzda henüz Reyhanlı’daki vahim olay gerçekleşmemişti. Bu olayların Türkiye’de bir gerilim oluşacağının habercisiydi. Bunun üzerine bir uyarıda bulunduk. Gezi Parkı olaylarının patlamasının ardında bu psikolojinin de etkisi vardı. Muhalif olan grupların bir araya gelmesiyle olaylar uzun süre sürdü, onulmayacak yaralar açtı. Türkiye’de Gezi Parkı’nın açtığı yara oldukça derin.
İran’ın nükleer ile ilgili varlığından Batı’nın özellikle de Siyonist çevrelerin çok rahatsız oldukları ortadaydı. İran’ın Suriye düzlemindeki tutumu elbette kabul edilemez. Fakat bu sadece olayların bir yönü açısından doğru. Fakat asıl doğru emperyalizmin başlattığı süreçte adım adım ileri gidiliyordu. Bu sadece Suriye ile sınırlı kalmayacaktı. İran ile Türkiye sıradaydı. Bilinen de buydu.
Emperyallerin İran ile yaptıkları son anlaşmanın niyeti ve sonuçları nedir bunu henüz tam olarak bilemiyoruz. Nasıl bir tutum benimseyecek neler yapacak, İran’ı dolaylı olarak mı kuşatacak bunu zamanla göreceğiz. Şunu biliyoruz ki İran yüksek bir diplomasiyle sorunu şimdilik çözmesi bölgeye ciddî bir rahatlık getirmiş bulunuyor. Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu’nun İran ziyaretinden sonra çok önemli haberler geliyor. Umarız ki bu sürsün.
Öncelikle Suriye konusunda ciddî bir adım atılmış görünüyor. Türkiye İran işbirliği ile önce ateşkes sağlanması, ardından da zamanla daha iyi sonuçlar sağlayabilir. Öncelikle akan kanın durması gerekiyor. Çatışmaların durdurulması, ardından da kalıcı çözümlerin üretilmesi... Türkiye içine düşürüldüğü durumdan nasıl kurtulur, asıl sorun bu. Çünkü Türkiye’de insanlar mezhep gerilimiyle öylesine uçlara götürüldüler ki bu hemen kolayca giderilebilinir mi Bu durum aklı başında insanları bile fazlasıyla etkilemiş bulunuyor. Olayların sadece görünen bir tarafına odaklanmak sağlıklı sonuçlara götürmez hiçbir zaman. Şimdi aylardır bizim üzerinde durduğumuz yere gelinmesi geç de olsa sevindirici. Umarız ki bu duyarlıkla sürdürülebilinsin.
Oyun bir tarafıyla bozuluyor. Önemli olan yeni oyunlara düşmemek. Çünkü insanları medya ve reklâm aracılığıyla yönlendirmek çok kolay. Birden kitleler savrulabiliyorlar. Bu da Müslümanların başlıca sorunlarından biri. Etki altında kalıp savrulmak.
Müslümanları bekleyen önemli sorunlar var. Bunları sezgi yoluyla kavramak, soğukkanlılıkla gidermek gerekiyor.
Tuzaklar çok ve etkili. İnsanlar bilinçsiz ve çok kolay kapılabiliyorlar. İran konusunda yeniden ve sağlıklı düşünmenin zamanıdır.
Hadi hayırlısı diyelim.