İnsanımız büyük bir değişim içinde. Bu daha çok tepeden en alta katmanlara hızlı bir seyir hâlinde. Entelektüellerinden siyasilerine, bürokratlarına, en alt memurlarına ve halka kadar. Din adamlarından bilim adamlarına ve gazetecilere kadar.
Öfkeli bir ruh hâlli bakış oldukça etkileyici. Üstten yansıyan bu durum alt katmandakileri daha çok etkiliyor. Aşırılıklara kadar götürebiliyor.
Uluslararası ilişkilerde, Müslümanların yaşadıklarında artık soğukkanlılık iyice yitti. Özellikle sosyal medya üzerinde bu aşırılıklarla sık karşılaşıyoruz. Bilinç yitmiş, saldırganlık alabildiğine artmış. Müslümanların yaşadığı katliamlar, birbiriyle savaşları, yıkımları umursanıyor. Tırnak içi vurgulara kilitlenilmiş. Ölüm ve kandan âdeta haz alınıyor.
Şu yakın zamanda yazdıklarımız büyük oranda kabul görürken, özellikle Şia mezhepli odaklanış her şeyin önünde. Emperyalizmin medya üzerindeki propagandaları ne yazık ki aklı başında insanlarımızı da etkisi altına almış durumda. Bu tek yanlı değil karşılıklı. Nefret de karşılıklı oluşuyor. Anti Şia ve anti Sünni çatışmanın doruğu yaşanıyor. Nefret yüklü zıtlaşmalar giderek artıyor. Gözler öylesine kararıyor ki sürecin oluşturduğu yıkımlar görülmüyor.
Bölgemiz ve insanımız büyük bir yıkım yaşıyor. Olan, insanımıza ve uygarlığımıza oluyor.
Uzun zamandır bu konulara yoğunuz. Bu yoğunluğumuz ve dikkatimiz yeni yeni karşılık buluyor. Artık üst kattakilerin bile dile getirdiğine tanık oluyoruz.
Biz vurgularımızda emperyalizmi, Siyonizm’in dünya üzerindeki egemenliğini dile getiriyoruz. Getiriyoruz ama İran deniliyor. Özellikle Amerikan-Arap Baharı bataklığından sonra bölgenin nasıl darmadağın olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Ama İran deniliveriyor. Şia ve İran Irkçı Emperyalizmden, Abede emperyalizminden, Haçlı Emperyalizminden daha tehlikeli bulunuyor. Biz bu bataklığın içine çekilerek zaman içinde artık savaşın tamamıyla bize döneceğinden söz bile edemiyoruz. Algılar belli kişilerin bakışıyla sınırlı. Bunda düşünürlerin, aklı başında insanların çırpınış ve didinişleri göz ardı ediliyor. Ne yazık ki böyle.
Zihinler belli noktalara odaklanmış. Kitleler adeta peşinden savruluyor.
Medyada görünme ve bunu alabildiğine tepe tepe kullananlar sözün, düşüncenin nereye varacağı hesabını yapamıyor. Ya da işine öyle geliyor.
Ramazan ayında medyayı parselleyenlerin bakışlarında bile benzer uçuk kaçıklıklar başını almış gidiyor. Bir Müslümanın edepli bakış sınırları çoktan aşıldı, eşik aşıldı. İnsanların günah işleyiş mahremiyetlerinin sınırlarına bile aldırılmıyor. Günahları deşmenin sere serpe saçmanın sonuçları asla kabul görmüyor.
Bu hayatın hemen bütün alanlarına yansıyor.
Müslüman bilinci, sadeliği, doğallığı giderek azalıyor. Siyasal sloganik bakış hayatın önüne geçiyor.
Yıkım çok yönlü. Bunu sadece bölge ile tanımlamak doğru değil. Öncelikle içinde bulunduğum ortamda etrafımızdaki en yakınlarımıza kadar sinmiş durumda.
Büyük düşünme, geleceği düşünme duygusu giderek köreldi. Geçmişin başarıları kendi başarısıymış gibi yaşıyor. Geleceğin adımlarını atma niyetinde değil. Sadece günü yaşıyor ve duygularına yenik düşüyor. Arkaik bakış hayatın özünü oluşturuyor. Yeni ve büyük çıkışlar ile yeni fetihlere ne yazık ki yönelinilmiyor.