Meclis Genel Kurulunda geçen gün yaşananlar insanın yüzünü kızartan cinstendi. Daha önceden de küfürlü ve belden aşağı ifadeleriyle gündemi meşgul eden bir iktidar partisi milletvekili, bu sefer kendini daha da aştı (!) ve “sinkaflı” ifadelerle kendinden bahsettirdi yine. Daha önceki yüz kızartıcı vukuatları sebebiyle partisi tarafından güya cezalandırılan (en alt kademeden cezayla, yani uyarıyla paçayı kurtarmıştı) söz konusu vekil, bu sefer öyle ağır ve ahlaka mugayir ifadeler kullandı ki, seviye falan kalmadığı gibi siyasetin seviyesiyle ilgili endişeleri de beraberinde getirdi.

Halihazırda siyasette hüküm süren kalitesizlik ve seviyesizlik, parti liderlerinin tartışma ve eleştiri adabının yakınından dahi geçmeyen söylemleriyle kendini gösteriyor her seferinde. Siyasetin dili ve üslubu öylesine hoyrat ve kırıcı ki, en basit mesele bile aklıselimle ne konuşulabiliyor ne de herhangi bir konuyla ilgili adam akıllı bir fikir teatisi yapılamıyor.

Geçmiş dönemdeki birçoğu rahmetli olmuş olan siyasilerin üslup ve tavırlarını düşününce bugünkülerin hali dibe doğru gidişten başka bir şey söylemiyor. Adeta bir kahvehane veya kayıkçı kavgası üslubunun damgasını vurduğu Türk siyaseti, artık argo kelimelerin ve hitapların duyulmasının vaka-i adiyyeden olduğu bir mecraya dönüşmüş durumda. Birbirleriyle bir araya bile gelmeyen, gelseler de asgari nezaket kurallarını bile en asgari düzeyde gözetip saldırgan tavırlarını devam ettiren siyasetçiler, toplumu da birbirine düşman ediyor.

Özellikle de Gezi olaylarından sonra dozajı daha da artan kutuplaştırıcı ve karşıdakini düşman taraf olarak gören siyasi üslup ve tavır, belki bundan pragmatik manada bir fayda sağlayabilir. Toplumu zıt ve düşman iki kutba ayırıp “safları sıklaştırma, oyları kemikleştirme” stratejisi ucuz siyasi hesapları haklı çıkartabilir. Ancak bu toplumun farklı düşünen insanlarını da birbirine düşman ettiği gibi birbirlerine karşı saygısız, müsamahasız ve insafsız hale de getirir. Ki, iktidar partisinin Gezi olaylarından sonra bilhassa kullandığı söylem de toplumdaki bu keskin ayrışmayı daha da hızlandırmış durumdadır.

Siyasetteki bu kalite kaybı ve seviyesiz eylem ve söylemler de kullanılan bu kutuplaştırıcı ve kendini tek doğru gören üslubun neticesidir. Buna bir de “yapan bizdense ve haksız da olsa onu cezalandırmayız, kimseye yedirmeyiz” mantalitesi eklenince, yani “bana ait olan ne varsa doğrudur, haktır, tenkit edilemez” zihniyeti sürdükçe siyasetteki seviyesizlik de bundan beslenir.

İcranın başındaki idarecilerin halk ağzıyla ve argonun dibine vurarak  “ulan”lı, “terbiyesiz herif”li konuşmaları da sinkaflı sözleri Meclis’te duymamızın önünü açar haliyle. Adı üstünde milletin vekili olan, yani insanların verdiği bir emaneti taşıyan kimselerin böylesine seviyesizce ve ahlaksızca, dangıl dungul eylem ve söylemleri, açıkça emanete hıyanetten başka bir şey değildir.

İktidarın, mutlak güç sarhoşluğunun ve kutuplaşma siyasetinin etkisiyle sürekli olarak “bunlar” hitabıyla ve aşağılayıcı ve saldırgan üslubu, toplumda birbirinden farklı kesimlerin birbirlerine olan hıncının ve öfkesinin artmasında önemli bir etkene dönüşmüş durumda. Meclis’te şahit olunan küfürler, sinkaflı ifadeler, hakaretler, insanı siyasetin gidişatı ve toplumun selameti açısından endişelendirirken, akıllara Sayın Cumhurbaşkanının twitterda çok meşhur olan bir sözünü getiriyor: “İnsan gerçekten hayret ediyor!”