Geçtiğimiz hafta bir rezidans inşaatında yaşanan asansör
kazası ve ölen 10 işçi, geçici bir süreliğine dikkatlerin bir kez daha iş
güvenliğine çevrilmesine neden oldu. Birkaç hafta bol miktarda asansör ve iş
güvenliği konularına dikkat kesilecek olan kamuoyu, muhtemelen 1-2 hafta içinde
her şeyi unutacak. Yine Çalışma Bakanlığı gereken çalışmalar yapılacak, ağır
cezalar kesilecek diyecek, yine sorumlular cezasını bulacak ve yine Türkiye,
güvensiz koşullarda çalışmaya devam edecek. Sistemin kuralı bu maalesef;
birileri öldükçe birileri ihya oluyor. Harami düzeni ne de olsa!!
***
Büyüme rakamları açıklandı ve beklentilerin altında çıkan
büyüme oranı, işlerin kötü gittiğini teyit etti. Enflasyonda bir türlü tutmayan
hedef, büyümede de hedef rakam olan yüzde 4 ü bulamayacak gibi görünürken, iç
güveysinden hallice olan büyüme rakamını bile inadına büyüdük absürdlüğüyle
verebilen iktidara yakın medya, insan gerçekten hayret ediyor dedirtti. Çünkü
inadına büyüdüğünü söyledikleri Türkiye, dünyanın büyük ekonomileri
sıralamasındaki 17. basamağı Hollanda ya kaptırdı ve 18. sıraya geriledi. Milli
gelir de dolar cinsinden yaklaşık 400 dolar azaldı. Ekonomi Bakanı bile duruma
isyan edip, Yüzde 5 büyümeye mecburuz derken, yandaş medyanın yüzde 2 lik rakama
göbek atması tam da saray soytarılığı kavramını akla getirdi.
***
Son günlerde Ankara nın şebeke suyuyla ilgili yükselen
kötü koku , pis renk gibi şikayetlere cevap verme töreni, bir Türk siyaseti
klasiğine döndü. Belediye Başkanı Melih Gökçek, o çok bilindik pozu verdi ve
şebeke suyu olduğu iddia edilen suyu içti. İddia edilen dedik, çünkü söz
konusu su ambalajlı idi. Akıllara, 1986 daki Çernobil patlamasından sonra
Türkiye deki çaylarda radyasyon olduğu iddialarına yanıt için basının karşısına
geçen Sanayi Bakanı Cahit Aral geldi haliyle. Aral da, o dönem basının önüne
geçmiş ve radyasyon olsa ben içer miyim mesajıyla çay içmişti. Bu arada,
Sağlık Bakanı nın kokusu, rengi dışında Ankara suyunda sorun olmadığını
rahatlıkla söyleyebilirim sözlerini de not düşmek gerek. Sayın Bakan, buna
rağmen, kendisi damacana suyu tüketiyormuş. Kullanmıyor ama vatandaşa tavsiye
ediyor yani..
***
Vatandaşın önemli gündem maddelerinden biri olan futbol
ve milli takım, mikro ölçekte bir Türkiye tablosu çizmeyi sürdürdü. Akıl,
mantık, hesap ve planlama çerçevesinde değil de bambaşka kriterlerle ve çokça
reaksiyoner güdülerle bir şey yapacağını düşünen idareci kafası, burada da
kendini gösterdi. Başarısızlığın ödüllendirildiği her şeyin en iyisini ben bilirim
zihniyeti ben yaptım oldu kafasıyla birleşince, el kadar İzlanda ya bile
rezil olmak kaçınılmaz oldu. Mesele futboldan öte anlamlar taşıyordu. Her
işimizde hesapsız, kitapsız, ahbap çavuş ilişkisiyle durumu idare eden olan
bizler, akılcı toplumlar karşısında mağlubiyete her daim hazırız. Mehmet
Akif in, Berlin seyahati dönüşü söylediği, işleri dinimiz gibi, dinleri
işlerimiz gibi sözü geçerliliğini koruyor.
***
AKP-Cemaat kavgası, çoktan savaşa dönüşürken; sorumsuzca
yapılan işler dengeleri bozma işaretleri veriyor. Cemaatin bankasına yönelik
batırma operasyonu olduğuna dair haberler gelirken, bu halden durumu
sallantıdaki diğer bankaların da olumsuz etkilenebileceği konuşulmaya
başlandı. Bankacılık sisteminde tek bir bankada yaşanması muhtemel bir panik
halinin bile sistemik bir krizi tetiklemesi (sonuçta insanlar panik durumunda
akılcı hareket edemezler) iddiaları havalarda uçuşur oldu. Gerek tutmayan
enflasyon hedefi, gerek durma noktasına doğru giden büyüme, gerekse de sıcak
para olanaklarının azalma ihtimali Türk ekonomisi için kırmızı alarmların
çalmasına neden olurken, muhtemel bir bankacılık krizinin etkilerinin son
derece yıkıcı olacağı dillendiriliyor. Akıldan uzak yapılan işler tam gaz
sürüyor.