Birçoğunuz uçuk bulabilir, “hadi canım sende, İngiltere ve ABD savaşmaz, onlar kanka; ancak birbirlerinin menfaatleri için başkasıyla savaşırlar, nereden çıkardın bunu” diyebilir…
İzah etmeye çalışalım…
Ortadoğu’ya 100 yıldır hakim olan huzursuzluğun iki kilit noktası var; biri Kudüs, diğeri Musul!.. Şehirlerin en kadim olanı Kudüs, dinsel simge oluşu nedeniyle hem Hristiyanların hem de Yahudilerin öteden beri hep göz diktikleri belde olmuş ve bunun için de bütün Haçlı seferleri nihai hedef olarak Kudüs’ü ele geçirmek için tertiplenmiştir…
Tarih boyunca birbirlerini boğazlayan Hristiyan mezheplerinin tek ortak noktası Kudüs ve bu kadim şehirdeki Kıyamet Kilisesi’dir…
Yahudiler için de durum aynıdır… Onlar da kutsal mabetlerinin bu şehirde olduğuna inanıyorlar ve bunun için de UNESCO’nun “Mescid-i Aksa’nın Yahudilikle bir bağı yoktur” kararına rağmen Allah’ın etrafını mübarek kıldığı bu mekânı yıkmak için her türlü tertibi hazırlıyor ve uyguluyorlar…
Müslümanların elinde huzur bulan Kudüs, 1917’de İngiliz işgali ve ardından Siyonist İsrail’in kontrolüne terk edilerek huzursuzluğu gark edildi… Daha önceki yazılarımızda da ifade etmiştik, Kudüs’e hâkim olan dünyaya hâkim olur…
İsrail ile İngiltere arasında derin bir bağ vardır… İngiltere tüm sinsiliğini Yahudilerden almıştır; gizli planlar, ajanlık faaliyetleri, maşa kullanarak iş görmeler vs… Yani İngiltere Yahudilere çok şey borçludur; onun içindir ki Osmanlı’dan kopardıkları Kudüs merkezli Filistin’i Yahudilere terk etmiştir…
Musul ise petrol rezervleri bakımından dünyanın en önemli noktalarından biri… Musul, Misak-ı Milli sınırları içerisinde olan, Lozan’da bile çözülemeyen ve fakat 1926’da masada kaybedilen önemli bir Osmanlı şehri… Musul üzerinde eğer bir ülke hak sahibi ise o ülke şüphesiz ki Türkiye’dir; çünkü Musul petrollerinden Türkiye’nin tazminat alacağı vardır ve bu durum hala belirsizliğini koruyor…
Musul da tıpkı Kudüs gibi İngiliz işgaline uğramış ve Türkiye’den kopartılmıştır… Osmanlı’nın şah damarlarını kesmek için bu iki nirengi noktası, Kudüs ve Musul, İngilizler tarafından hedef seçilmiş ve en nihayetinde hedefine ulaşmıştır…
İngiltere’nin Kudüs ve Musul hâkimiyeti gücüne güç zenginliğine zenginlik katmıştır…
ABD’nin 90’lı yılların başında Irak’a saldırması ve bu ülkeyi işgal etmesi dengeleri bu ülke lehine değiştirmiştir… Bu durum IŞİD’in 2014’te Musul’u işgaline kadar devam etti… IŞİD, İngiltere’nin kontrolünde olan ve İngiltere adına savaş yürüten Harici bir yapılanmadır… IŞİD’iIşidtere olarak adlandırsak hiç de yanlış olmaz… ABD, IŞİD (İngiltere) tehlikesini geç fark etti… Irak’ta kalmak ABD için hem maddi hem de manevi güçlükler oluşturmaya başlamıştı… ABD bu güçlüklerin üstesinden Irak’ta kukla bir yönetim oluşturup güya işgale son verdiği imajı da oluşturarak bölgeyi terk ederek gelmek istedi… Ancak hesap etmediği İngiliz sinsiliği burada devreye girdi ve İngiltere IŞİD eliyle bölgeyi yeniden dizayn etmeye kalktı… Bunu büyük ölçüde de başardı… IŞİD’in em Irak hem de Suriye’de yaptığı eylemler bütün bölge ülkelerini tedirgin ederken sadece İsrail’i memnun ediyordu… İsrail şüphe yok ki kurulduğu günden bu yana en güvenli yıllarını IŞİD’li yıllarda yaşadı ve yaşıyor da!..
Ortadoğu’daki dengeler kimin lehine gelişirse küresel güç dengeleri de onun lehine gelişir… İşte bunun bilincinde olan İngiltere ve ABD, maşaları vasıtasıyla Musul üzerinden güç savaşına tutuşmuş vaziyetteler… Yıllarca kendi ahlaksızlıklarını İslam beldelerine ihraç eden Batı, bu vesayet savaşında da yine kendisine ait mezhep savaşlarını Müslümanlara ihraç etme derdinde…
Türkiye bu noktada da her zamanki gibi kilit ülke pozisyonunu koruyor… Türkiye’nin Musul’a girmesinin istenmemesi yerel halkın Türkiye lehine koyacağı tavır ve sonraki süreçte tüm dengelerin Türkiye lehine gelişme ihtimalinin önünü kesmek içindir…
Ezcümle;
Türkiye, Kudüs ve Musul’da düştü… Tekrar ayağa kalkmak istiyorsa bu iki şehir üzerine kurulu tüm oyunları bozmak ve aktör olmak zorunda; yoksa hamaset hiçbir işe yaramıyor!..