Şiir deruni bir durumdur. Esas duruşa geçerek yazdırır kendisini. Samimiyet ve içtenliğidir insanın esas duruşu. Kabuk değil öz olsa da şiir kabuğunun güzelliğini özünden alır. Form ile içerik aynı kazanda kaynar. Namazdan bahsettiğim sanılabilir. Varsın öyle sanılsın. Huşu ve huzu’ şiire de gerek namaza da. Namaza şiirden gidilir, şiire de namazdan. Biri diğerinin abdesti gibidir. İkisinde de niyet esastır. Niyetsiz namaz hedefini niyetsiz şiir kıblesini şaşırır. Esas olan vaktinde eda etmektir namazı. Şiir de böyle; geldiğinde ertelememek, gelir gelmez yazmaktır şiiri. Şiirin dışındaki şartları şöyle sıralayabiliriz:

Hadesten Taharet: İç arınma, yani kalbine abdest aldırmalı şair. Kirli bir kalple temiz ve saf bir şiire ulaşılamaz. 

Necasetten Taharet: ‘Kem âlatlakemâlat olmaz’ mucibince kelimelerini, cümlelerini ve harflerini her türlü kir ve pastan temizlemelidir şair. 

Setr-i Avret: Yazdıklarında müstehcenlik ve de teşhircilik yapmamalı. Ayıp ve çirkin olanın üzerini örtmelidir. 

İstikbal-i Kıble: Şuara suresinde işaret edilen istikamette yol almalıdır şair. İçini kıbleye dönmelidir. 

Günümüz şiirinin abdest sorunu vardır bugün. Su olduğu halde sürahiyle teyemmüm almaktadır.

KİN İÇİLİR Mİ?

Kan ile kin arasında sadece katı-sıvı-gaz farkı vardır. 

Kan çoğunlukla kinden neşet ederek akar. Burnundan soluyan insanların manzarasını hiç dikkatli seyrettiniz mi? 

Sanki damardan, nefes yollarından kin içer gibidirler. 

Kinden çıksa çıksa kan çıkar. Şairlerin son dönemlerde birbirlerine karşı duydukları kin, Habil ile Kabil arasındaki kıskançlıktan pek de bağımsız değildir. 

Kurbanı kabul olanla olmayanın kavgasıdır bu. 

Şair de Allah’la kurbiyet kurmak ister, bu yakınlığın onu şiirin kaynağına daha bir yaklaştıracağını sanır.

Fakat iki kardeşten sadece birinin kurbanı kabul olmuştur.

Kurbanı kabul olmayan Kabil kurbanı kabul olan Habil’i kıskançlıktan taşla öldürür. 

Kanda kin değil kıskançlık vardır. 

Bugün şairlerin aralarındaki husumetin kaynağı da aşağı yukarı budur. 

Kinde kan yoktur, ama kan kokusu vardır. 

Şair işte bu koku ile beslenir. 

Enfiye koklar gibi koklar bu kini. Şiirimizin bugün kanı çekilmiş, nefesi daralmışsa bunun sebeplerinden biri de şairlerin şiirsel enerjilerinin büyük bir kısmını kin ve nefret üflemeye harcamış olmalarıdır. 

Kinden beslenen şiir ne yazık ki sadece egoyu beslemektedir. 

Aynı kültürün ve aynı dünya görüşünün insanlarını müşterek inanç ve itikada rağmen birbirine düşman yapan şey işte bu kutsandıkça kutsanan egodur. 

Kelimeler kardeşlerin arasını açarsa, kelam açmaz mı, kelam ara açıcı ise kalem ne güne duruyor?

Kalemini din değil kin mürekkebine bandıranlara yazıklar olsun!