Geçimini hurdacılıkla sürdüren bir beyefendi, umutla besleyip büyüttüğü hayallerini 75 yaşında gerçekleştirdi ve üniversiteden mezun oldu… Bey amcamızın azim ve kararlılığına hayran kalan genç bireyler onun zamanı nasıl kullandığını anlatıyor ve model aldıklarını ifade ediyorlardı. Hayatını yoksulluk ve mahrumiyet içinde geçiren 75 yaşında bir kişinin üniversite hayalini gerçekleştirmesi ve mezuniyet törenine bastonuna yaslanarak katılması, insanlarımızın alışageldik yaşlılık profilini sorgulamalarına vesile oldu ve yaşın öğrenmenin önünde engel olmadığına tanık olduk. Ancak fotoğrafın arka yüzünde mahrumiyete terk edilen ve hikayelerini tamamlamadan göçüp gidenlerin bıraktığı izler vardı. Onlar bey amcamız kadar şanslı değillerdi…

75 yaşında bir kişi hangi hayalleri kurar ya da neler bekler hayattan? Bildik alışılageldik bir yaşlı profilini dikkate aldığınızda neler canlanır tasavvurlarınızda? Sorular sizi yaşam enerjisini kaybetmiş ve her şeyden elini eteğini çekmiş yaşlı bireylerin umutsuz bakışlarına götürdü değil mi? İçinde onlarca değerli bilgiyi barındıran fakat sayfalarına dokunulmasına izin verilmeyen değerli bir eseri andırır bizim yaşlılarımız. Yaşanmışlıkların içinden süzülüp gelen bilgi arşivini insanlığa sunmak yerine pas tutmuş raflara kaldırmayı ve her zerresi umut açan hayatı yok sayıp ölümü beklemeyi tercih ederler. Bu hem bu kişiler için hem de onların tecrübelerine ihtiyacı olan gençler için bir kayıptır.

Özgürlükleri ellerinden alınan ve var olan potansiyellerini geliştirme fırsatı bulamayan nesillerin öyküsü yıkılan, tahrip edilen bir şehri andırır. Düşünün koskoca bir şehir içinde barındırdığı bütün zenginlikleri ile birlikte toprağa gömülüyor ve bu zenginliklerden geriye hiçbir şey kalmıyor. Kim bilir bu şehirde hangi tomurcuklar açacak ve hangi yüzler gülecekti? İşinize giderken başınızı çevirip sokaklara terk edilen çocukların gözlerindeki ışığa baktınız mı hiç?

Atık bir eşya gibi görülen bu çocuklar hayallerini gerçekleştirme fırsatı bulsalardı kim bilir hangi mecralarda açacak ve hangi kalplere değeceklerdi? Bu çocuklar diğerlerinden daha farklı değillerdi kuşkusuz ama mahrumiyetin çölüne terk edildiler ve açmaya fırsat bulamadan soldular. Güneşleri koparıldı çocukların, umutları yıkıldı ve değersiz bir eşya gibi fırlatılırken kırgınlıklarını kimseye ifade edemediler.

Okumanın, çalışmanın, üretmenin ve yüreklere dokunmanın bir yaşı yoktur der büyüklerimiz. Ama duyguları örselenen, kanatları kırılan ve yaslandıkları sevgiyi kaybeden çocuklar tükenmişlik sendromuna tutuluyor ve direnç gösteremiyorlar. Kırılan kanatlarının yeniden şahlanamayacağını düşünüyor ve uçabileceklerine dair hiçbir ümit taşımıyorlar. Eğer o kanatların yeniden güçlenip kendilerini göklerin maviliklerine taşıyabileceğine inanıp bunun için çaba gösterebilmiş olsalardı hayaller yeşerebilir ve yeni papatyalar açabilirdi ama bu herkes mümkün olmuyor. Geçimini hurdacılıkla sürdüren 75 yaşındaki beyefendi bu kabuğu kırıp umuda tutunan ve hayallerine ulaşan nadir kişilerden biri. Ve onun azmi, kararlılığı ve mücadelesi sadece hayallerini gerçekleştiremeyenler için değil hepimiz için bir model oldu. Onun mücadelesi azmin önünde hiçbir engelin olamayacağını gösterdi. Eğer isterseniz ve çaba gösterirseniz aşılmaz zannettiğiniz dağlar önünüzde eğilir ve siz yol almaya devam edersiniz.
Bir söz:
“İnsan dünya üzerinde bir mahpustur. Bu dünya zindanından ancak bilgi sayesinde kurtulabilir”
(Cemil Meriç)