İmam, “önder, öncü” anlamında. Bununla hocalarımızı
kasdediyorum. Hoca olarak en ideal örnek Peygamber Efendimiz (s.a.v). O’na
(s.a.v) “Hâce-yi kâinat - Kâinatın hocası” da denir. Hocalık görevi, hem
tebliğ, hem de temsil olarak ideal anlamda Yüce Rasül’ün (s.a.v) şahsında
tecelli etmiştir. Allah Rasülü’nün (s.a.v) imamlığı hayatın her alanına kuşatan
bir özelliğe sahiptir.
Hâl böyle olunca, günümüzde “din görevlisi” adı verilen
hocalarımızın hangi ölçüde bir sorumluluk yüklendikleri ortadadır. Bu görevi
üstlenenler, söz konusu mânevî sorumluluğun şuurunda olmalıdırlar. Halk
arasında yaygın olan “Yarım hoca candan, yarım doktor dinden eder” sözü
hocalarımızın mânevî sorumluluğunu ne kadar da güzel ifâde etmektedir.
İmamlık, baştan başa “fedakârlık” demektir. Hiç bir mesleğe
benzemez. Hoca, her yer ve her ortamda hocadır. Onu yalnız câmideki görevi ile
sınırlandırmak mümkün değildir. O, bulunduğu her ortamda İslâm dininin
temsilcisidir. Temsil ettiği dâvâ evrenseldir. O yüzden, dünyanın neresine
gitse yine hocadır. Bu vasfı, ölünceye kadar devam eder. “Hocanın emeklisi
olmaz, rahmetlisi olur” sözü hocanın hizmetinin devamlılığını ifade eden çok
güzel bir örnektir.
Tebliğ ve temsil… Her hocada bulunması gereken iki temel
özellik. Hem görevi ile ilgili gerekli olan her türlü bilgi ve donanıma sahip
olacak, hem de öğrettiği bilgiler konusunda insanlara örneklik teşkil edecek.
Görevin hakkını verebilmek buna bağlı. Söz ve davranış uyumluluğu her ideal
insan için vazgeçilmez olduğu kadar; imamlık için de ayrı bir hassasiyet
gerektirmektedir.
Tebliğ ve temsil konusunda görevinin hakkını veren çok
kıymetli hocalarımız olduğu gibi, bu konuda yetersiz kalan hocalarımızın da
varlığına şâhit oluyoruz. Câmiler ve halkın hocasını belirleme görevini
üstlenen Diyânet İşleri Başkanlığı’nın samimi ve temsil yeteneği güçlü kişileri
hoca olarak görevlendirmesinin kaliteyi artıracağına inanıyorum.
SORUMLULUK ŞUURU GEREKLİ
Benim doğup büyüdüğüm Denizli’nin Acıpayam ilçesine bağlı
Akalan beldesinde, Hüseyin (Zoroğlu) Efendi isminde medreseden yetişmiş bir zât
yaşamış. 1920’lerde vefat eden bu hocaefendi, hem talebe yetiştirmiş, hem de
beldesinde İslâmî bir hayatın yaşanması için gayret göstermiş. Temizlik
konusuna titizlikle eğilmiş. Akrabalık ve komşuluk ilişkilerini geliştirmiş.
Kadın erkek karışık yapılan düğünlerin İslâmî usullerle yapılmasına öncülük
etmiş. Dargınları barıştırmış.
Dargınları barıştırma, konusunu daha çok önemsiyorum. Epey
bir süre önce, tâziye için bir yere gitmiştik. Vefât eden kardeşimizin evinde
ayrı bir tâziye çadırı, babasının evinde ayrı bir tâziye çadırı kurulmuştu.
Öğrendim ki, bu iki aile arasında bir soğukluk varmış. Ölüm bile bu soğukluğu
giderememiş. Yine araştırmamda, her iki ailenin de iyi insanlardan oluştuğunu
öğrendim. Bir âkil kişi araya girip de, iki aile arasındaki soğukluğun
giderilmesi görevini yapmamış. Bu
konuda, görevin büyük kısmının hocalarımıza ait olduğunu düşünüyorum. İşte,
rahmetli Hüseyin Efendi Hoca buna güzel bir örnek. O, yaşadığı dönemde,
insanlar arasındaki dargınlığın giderilmesi konusunda üzerine düşeni yapmış.
Hüseyin (Zoroğlu) Hocaefendi, genç sayılan bir yaşta vefât
etmiş. Talebeleri Denizli’nin Yatağan beldesindeki medreselerde öğrenimlerini
sürdürmüşler. Öğrenimini Yatağan Medreseleri’nde tamamlayan Hüseyin Efendi’nin
talebelerinden Mahmut (Karaca) Hocaefendi, doğup büyüdüğü Akalan beldesinin
Yakarlar Camii’nde görev yapmaya başlamış.
BÜYÜK FEDAKARLIK ÖRNEĞİ
Mahmut (Karaca) Hocaefendi, beldesinin mahalle camisine
medrese fonksiyonu yükleyerek hoca yetiştirmeye, halkın İslâmî bilgilerini
geliştirmeye devam etmiş. Aynı zamanda, câmi hizmetlerini de sürdürmüş.
1930’lardan 1970’lere kadar fahrî hocalık yapmış. Hem geçimini temin için çifti
çubuğu ile meşgul olup ziraat yapmış, hem de bir gün olsun câmi görevini ihmal
etmemiş. Onun, bu kadar uzun süre ücretsiz hizmet vermesi hâlâ beldemizde
takdirle anılmaktadır.
Benim küçüklüğümde, Mahmut (Karaca) Hocaefendi’nin
etrafında, her biri insanda hürmet duygusu uyandıran sakallı, sarıklı, cübbeli
insanlar vardı. Hepsi, hocalık görevi yapabilecek şekilde yetişmişlerdi. İmam
Hatip Okulu’nda okuduğum yıllarda, onların heybetli görüntülerine imrenir,
onlar gibi olamayacağımı düşünürdüm. Bu yüzden, ailem hoca olmamı istemesine
rağmen, ben öğretmen yetiştiren bir okulu tercih etmiştim.
Elhamdülillah, bugün hocalarımızın sosyal imkânları
eskisinden daha iyi durumda. Önlerinde daha güzel fırsatlar var. Hocalarımıza
“din görevlisi” deniliyor. Şüphesiz her Müslüman dininin görevlisidir. Şerefle
taşıdığımız Müslüman olma nimetinin şükrünü yerine getirebilmek için bütün
gücümüzle çalışmalı, İslâm’ın iyilik ve güzelliklerini bütün insanlığa
ulaştırmanın yollarını aramalıyız. İslâm üstündür, ondan üstün bir din yoktur.
Bu sebeple, İslâm için hangi fedakârlığı yapsak yine de azdır. Hocalarımız ise,
meslekleri icabı daha doğrudan işin içindeler. İnsanlara her konuda öncülük
etme sorumluluğunu taşıyorlar. Peygamberler eliyle yürüyen bir görevi yapıyor
olmak Allah’ın kuluna en büyük ihsânı. Çünkü, Yüce Rasül (s.a.v) şöyle buyurur:
“Sizin vesîlenizle bir kişinin hidâyete ulaşması dünya ve içindekilerin
tamamından hayırlıdır.” (Râmuz-ul Ehâdis)