Başbakan Erdoğan’ın ABD ve dönüşünde yaptığı açıklamalarda yeni anayasanın her gündeme gelişinde başkanlık sistemine vurgu yapması gösteriyor ki, AK Parti yarı, ya da tam başkanlık sisteminden yana. Olamaz mı Olur elbette. Ancak, bir yerde ‘Başkanlık sistemi olmazsa olmazımız değil’ deyip arkasından medyaya partiler arasında uzlaşma olmadığı takdirde kendi anayasa paketini ya bir bütün olarak ya da mini bir paket halinde TBMM’ye getireceklerini, burada referanduma götürecek oyu bulurlarsa halka gideceklerini söylemeleri gösteriyor ki, anayasa ile ilgili bir şeyler yapılacak ve Meclis’e getirilecekse bunun içinde başkanlık sistemini öngören bir husus bulunacak.

Elbette AK Parti’nin hazırlatıp elinin altında tuttuğu yeni anayasa paketinin detaylarını tam olarak bilmiyoruz. Bilgimiz AK Parti’den bazı gazetelere parça parça sızdırılanlarla sınırlı. Belli ki kamuoyu oluşturmaya yönelik bir taktik uygulanıyor. Bir gazetemizde önceki gün yer alan, “Mini paketle yarı başkanlık” başlığı altında verilen haberde, “Anayasa görüşmelerinden sonuç çıkmazsa AK Parti, yarı başkanlığa geçilmesine yönelik düzenlemeleri de içeren 20–30 maddelik bir paketi gündeme getirecek” deniyordu ki, iktidar partisinin ister yeni bir anayasa hazırlanması, ister mini paket şeklinde anayasa değişikliği şeklinde olsun, esas meselesinin başkanlık sistemi olduğu anlaşılıyor. Böyle olunca da CHP ve MHP’nin tüm olumsuzluklarına rağmen yeni anayasa hazırlama işinin çıkmaza girişinin birinci derece sorumlusunun başkanlık sisteminde ısrarcı olan iktidar partisi olduğunu söylemek sanıyorum yanlış olmaz. 

Demokratik bir ortamda her sistem tartışılabilir, hatta bunda ısrar da edilebilir. Ancak, Türkiye’nin en önemli konusu başkanlık sistemi değil seçilmişlerin yaptığı özgürlükçü yeni sivil bir anayasa hazırlanmasıdır. Bu ülke yıllardan beri bunun ihtiyacını hissetti. Bu hususta TBMM’de temsil edilen partiler seçimlerde millete söz verdiler. Bazı partilerin seçim meydanlarında söylediklerini seçimlerden sonra unuttuklarına çok şahit olduk, bu sebeple de pek yadırganacak yanı yok ama iktidar partisinin yeni bir anayasa hazırlanması hususunda her türlü çabayı göstermesi gerekirken, birdenbire başkanlık sistemini gündeme getirmesi en hafif ifadesiyle stratejik hatadır. Yeni sivil ve özürlükçü bir anayasa hazırlanır, uygulamaya bakılır, aksayan taraflar varsa -ki mutlaka olacaktır; kulun elinden çıkanın eksiksiz olmasını beklemek zaten yanlış olur- o zaman bir iki maddelik yeni düzenleme gündeme getirilebilirdi. Ne var ki, Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi yönündeki anayasa değişikliğini gündeme getirip referandumda kabul edilmesinin ardından bir defa bile uygulanmadan, aksayan bir yanı var mı yok mu görülmeden birilerinin muhtemel felaket senaryolarına dayanılarak başkanlık sistemi diye diretilmesi CHP ve MHP kadar yeni anayasa hazırlanmasına menfi katkı yapmak anlamına gelir.

Gazetelerde son günlerde bazı köşe yazarları muhtemel yeni anayasa ya da anayasa değişikliği ihtimallerini dile getiriyorlar. Özellikle de iktidar kanadına yakın kalem erbabı başkanlık olmazsa yarı başkanlığın gündeme geleceğini yazıyorlar ki, bu gelişmeyi kamuoyunun tepkisini ölçmeye yönelik adımlar olarak nitelendirmek mümkün. Bu arada Başbakan’ın bir konuşmasında başkanlık sistemi konusunda ısrarcı değiliz sözlerine dayanarak yeni anayasa hazırlanması konusunda bazı köşe yazarları da CHP’nin olumlu bir yaklaşım sergileyeceğini dile getiriyor ki, bu da sanıyorum bir başka açından kamuoyu oluşturmaya yönelik hamle gibi görünüyor. Başından beri belirttiğim gibi CHP ile tam mutabakat sağlayarak yeni bir anayasa yapmanın mümkün olmayacağına dair görüşümü bugün de muhafaza ediyorum. Yapılan iş yeni bir anayasa yapılamayışının sorumluluğunu partilerin birbirlerinin üzerine atma yarışından ibaret. Kısacası millet oylanıyor.