İktidarın kendisi tartışmasız olarak bir zırha ve aymazlığa bürünmüş. Bu zırh ve aymazlık ortadan kaldırılmadığı sürece seçimi kaybetmesi bir yana iktidarın olumlu ya da olumsuz eleştirilmesi mümkün görünmemekte. Peki, nedir iktidarı 16 yıldır eleştiremez kılan bu zırh ve aymazlık? İktidarda olmak doğal olarak bir yıpranmayı içerir. Görülen o ki şimdiki iktidar yıpranma evrensi aştı. Artık gidip gidilmeyeceği değil ne vakit ve nasıl gideceği konuşulmaya başlanmalı. Artık her sözü alkış alsa da hadi beee tepkileri içten içe atılıyor. 1 Kasım seçimlerinde “LANET OLSUN” tepkisi ile oy veren kitleler bu seçimde büyük ihtimalle “Yeter Değiştir” tepkisi ile oy verecek.

İktidarın muktedir olamaması ya da kendi ifadeleri ile bunca zamana rağmen muktedir olamayışlarının hep harici nedenlere atıfla ifade etmeleri kendileri etrafında olanca kalınlığı ile bir zırh ve aymazlık inşa etmişe benziyor. Öyle bir zırh ki iktidarın bütün süreçlerini ve bütün kavgalarını milli mücadele havasına bürünmesine sebep oluyor ve olası saldırıları veya eleştirileri ihanet olarak yorumlanıyor. Bu eleştiriler velev ki içlerinden gelsin yapılan bütün eleştirel milli mücadele zırhına toslayıp yapanda, eleştiride perişan oluyor. Yakında dönemde kurucu kadronun tasfiyesi ve ikinci nesil tarafından hain ilan edilmesi buna en güzel örnektir.

Son günlerde gündeme gelen güncel meseleler hakkında yapılan savunmalara dikkat buyurun. Tamamın giriş cümlesi milli mücadele, dış güçler. Sonuç cümlesi ise “GELİM ORAYA veya HAAİNN! Peki, bunca yıldır iktidarda bulunan siyasi erkin hiç mi kabahati yok? Var olmaz olur mu? Ancak bu kabahati muhalefetin söyleme hakkı yok. Zira birçok konuda ve birçok alanda başarısız olduklarını kendileri ifade ediyor. Yine ancak kendi kendilerinin muhalefetini yapıyorlar. Çünkü iktidarda olup muktedir olamamanın zırhına bürünmüşler.

Mesela bu zırh sahiplerine göre; doların yükselmesi ekonomik değil tamamı ile siyasidir. Dolarını bozmayan ise teröristtir. Ancak kimse bu zırh sahiplerine Merkez Bankası’nın kendi dolarlarını neden bozmadığını sormaz. Kimse on beş yıldır nasıl bir ekonomi idare ettiniz ki puf denince göçtü demiyor. Sorarsa alacağı cevap nettir. Bütün bürokratlarını atamalarına rağmen merkez bankasında hâlâ muktedir olamamışlardır. Bırakın Merkez Bankası’nı adamlar kendi ekonomi bakanına muktedir değil. Yani ekonomi yönetimi cihetinden hâlâ muhalefetteler.

Adalet sistemi çöktü, şaka değil bu ülkede içeri alınacaklara yer açılsın diye dışarı salınanlar oldu. Bir siyasi iktidar bir mafya babasına af istedi. Cumhurbaşkanı adaylarından birisi (en yakışıklısı değil) içerde ve kimse ne oluyor arkadaş demiyor. Kimsenin adaletten bir şey umduğu da yok bulduğu da. Kendilerinin ifadesi ile adalet sağlamakta başarılı olamadılar nedense. Bu zırh sahipleri, adalet kurumlarında onlarca değişiklik yapmalarına rağmen, onlarca HSYK kararı hazırlamalarına rağmen bütün adalet kurumlarında etkin olmalarına rağmen yine iktidardalar ama muktedir değiller. Yine bir mazlum olma durumunu muhafaza edebiliyorlar.

Rant ve rantiye inanılmaz bir şekilde kontrolden çıktı. İstanbul özelinde yapı tamamen talan edildi. Onlarca bina İstanbul’un kalbine yalı kazığı gibi çakıldı. Ve bunların hepsi son on altı yıl içerisinde iktidarın kurumlarının ya da şahıslarının onayı ile yapıldı. Kendi ifadesi ile İstanbul’a sahip çıkılamadı bu yalı kazıklarının sahiplerine küsüldü, projelerden şikâyette bulunuldu. Ancak keramet yine zırhta olsa gerek sanki bu işlerin tamamı son on altı yılda yapılmamış gibi önce rantı oluşturup sonrada sorumlularına hiç bir şey yapmayıp üstüne üstük eleştiri hakkını da sadece kendinde bularak hayata devam edebiliyorlar. Çünkü yıllardır belediyelerde söz sahibi olmalarına rağmen muktedir değiller.

Adam kayırmacılık tarifi mümkün olmayacak şekilde sistemin çarklarından birisine dönüştü. Son başbakan millet bu işi anlamasın niyeti ile olsa gerek bu adam kayırmacılığın İngilizcesini de büyük bir başarı ile kullandı. Ancak hala adam kayırmacılık merkezden destekleniyor. Liyakat arama geleneği tamamı ile yerle bir. Ama keramet yine zırhta, meclis kürsüsünden bir zat-ı muhterem evet akrabalarımızı tanıdıklarımı işe aldık dedi ve savunmasını herkes olsa böyle yapardı üzerine kurdu. Yani kendilerine muhalefet etme hakkını yine kendileri kullandı. İktidardalar ancak muktedir değiller. Bu yüzden kendi güvendikleri adamlara- bu adamlar genelde akraba, eş -dost olur- ihtiyaçları var.

Bu zırhın aymazlığını Kudüs meselesinde yeniden gördük. İktidar miting yapma kararı aldı. Efendim buna söyleyecek sözümüz yok bu bildiğiniz ağlanacak kafamızı Yenikapı meydanında taşlara vurmamız gereken bir durum. Efendim iktidar Siyonist elçiye lütfen ülkeyi terk edebilir misiniz dedi ancak A HABER VE ENSONHABER kafası büyükelçiyi kovduk deyip nara attı. Bu hafta başlar meydanlarda gelirim oraya naraları. Yazık, yazık değil rezillik, rezillik değil aymazlık. Söyleyecek söz yok hezimet. Cümleler durmuyor ancak buraya yazmaktan imtina ediyoruz. Yazıklar olsun nokta.

Bu zırhın halk dilinde karşılığı “kandırıldık” demek. Kandıran zalim kandırılan mazlumdur. Bizi kandıran neticede bizden değildir. Ancak ilkesel olarak nasıl kandırılır insan? Bir insanın ilkesi varsa bu ilke için baş vermesi gerekmez mi? İlkesel kandırılma nasıl oluyor? Mesela adalet ilkesi konusunda kişi nasıl kandırılır? Mesela işin ehline verilmesi konusunda kişi nasıl kandırılır? Hadi kandırıldık diyelim. Kandırılmak bir fatura gerektirmez mi? Kandırılan kişilerin kaç defa kandırılması gerekir ki kandırıldıklarında dolayı ehliyetsizliklerini kabul edelim? Mesela İstanbul’a kaç gökdelen daha yapılırsa İstanbul’u talan edenlerin kandırılma katsayıları dolacak.

“Külah uslandırır” derdi eskiler. El hak doğru dediler ancak eksik dediler. Külah kaç yılda uslandırır burayı eksik bıraktılar. Devlet tecrübe ile yönetilir cümlesini anlama noktasında da kandırıldık sanırım. Cümleyi devlette tecrübe kazanılır olarak anlamışa benziyoruz. Oysa eskilerin bir sözü daha vardır: Devlette hata fatura gerektir. Demokrasilerde bu faturanın adı hatayı yapanların sistem dışına bırakılmasıdır. Bu sistem dışına bırakmakta basiretine güvendiğimiz halkın elindeki oy pusulası ile mümkündür.