Bir büyük ilimizin belediye başkanının bir özel tv kanalında söyledikleri, ülkede olanı biteni ve iktidar-muhalefet mücadelesinin nasıl geçtiğini anlatıyordu.

– Nerede bir olay varsa veya nerede bir olay olması isteniyorsa, orada üç-beş tane muhalefet milletvekili hazır bulunuyorlar.

Dedikleri doğruydu belediye başkanının. Gazetelerin birinci sayfalarında onlar, tv haberlerinde dizi artistlerinden fazla görünen onlar...

Kimi bir inşaat makinasının stop düğmesine basarken, kimi bir yol kepçesinin önünde yatarken, kimi ise her gün her şehrimizde yapılan Gezi’ye destek taşı atanların yanında ve pansuman malzemeleri elinde çıkarken karşımıza, etkilenmez mi insanlar, bu göz yaşartıcı muhalefet faaliyetlerinden.

Hatta dolaşın şehirlerin caddelerini, meydanlarını, halkın nasıl etkilendiğini görürsünüz bu dalgadan.

Bir işportacının başına şöyle hatırı sayılır bir kalabalık mı toplandı. Zabıtalar görev başında.

– Dağılın ulan!

İşportacı yalvarıyor:

– Ağbi! Sattığım sağlığa aykırı bir şey değil. Ekmek paramıza mani olma.

Zabıta nasıl anlatsın, sağlığa aykırılıktan yapılmadığını dağıtmanın. Mesele sağlık olsa, çıkar belediye başkanı arkasında bir kamera ordusuyla, gezer fırınları ve lokantaları... Sen başımıza muhalefet milletvekillerini mi toplamak istiyorsun, sorusunu nasıl desin işportacı garibana.

Lakin çevre yolundaki kazayı seyretmeye gelenlerden biri çekinmeden söylüyor bunu.

– Dağılalım arkadaşlar! Ölen yok, fakat böyle kalabalık yapmaya devam edersek, birkaç tane muhalefet milletvekili gelir, trafik iyice tıkanır, evimize daha geç gideriz.

Belediye başkanı şehir halkının ürettiği bu malzemeden haberdar mı, bilmeyiz ama, kendi partisinin milletvekillerinden hiç haber alamadığını duyuruyor herkese.

Birkaç yıl öncesinden böyle karikatürler yayımlamaya başlamıştı CHP organı gazeteler, dergiler...

Alt yapısını mı hazırlamıştınız, sorusu hiç sorulmadı onlara.

– Bizim partinin milletvekillerini ise bulmak, aradığınızda ulaşmak zor. Halbuki parti parasıyla herkese görüntülü ve son model cep telefonları alınmıştı. Üstelik hepsi aynı sekreteri kullanıyor. Ne zaman, kimin numarasını çevirirsem, kadın ezberlemiş, saydırıyor: Aradığınız kişiye... Kişi değil o, milletvekili, milletvekili diye istediğin kadar bağır...

“Mesele ağaç değil” diyen gezi’cilere cevap var.      -Gazeteler-

Haklıydı belediye başkanı, bizim milletvekillerimizle ben görüşemiyorsam, vatandaş nerede bulsun, derken. Fakat milletvekilleri de haklıydı. Kimliklerini açıkladıklarında, hangi soruya cevap verebilirlerdi ki Belediye başkanının yapacağım dediği o yollar kimin umurunda Çocuğu, o yollardan gitse ne olur, gitmese ne olur Nasıl olsa o yolun üstündeki hiçbir okula kaydını yapmayacaklar.

Belediye başkanı kendi partisinin milletvekillerine ulaşsa ne olacak Hep toplantıda olan o insanlar, lütfetseler de bağlansalar telefonlara; kızacakları, haşlayacakları insan muamelesi yapmayacaklar mı karşısında derdini anlatmaya çalışanlara.

– Sen ne diyorsun kardeşim Biz fert olarak, parti olarak, iktidar olarak Olimpiyatları kaçırmanın üzüntüsüyle kilo kaybederken, siz diyorsunuz ki, çocuğum başörtülü olduğu için haklarını kaybediyor...

Bunları konuşan en insaflılarından sayılır ulaşılamayanların. Başka tipleri de var.

– Başörtüsü, başörtüsü... Yok öyle bir mesele... Geçen gün ben TOKİ açılışına gitmiştim, orada gördüm. Başörtülüler de katıldılar ev kurasına. Böyle hakları var yani...

Belediye Başkanıyla konuşma yapan tv hala açık.

– Nerede bir olay varsa veya nerede bir olay olması isteniyorsa, orada üç-beş tane muhalefet milletvekili hazır bulunuyorlar.

Belediye başkanı bunları dediğinde, partisindeki tepkilerden haberiniz yok sizin.

– Muhalefet milletvekillerinin takipçisi misin Sen icraatlarını anlat. Sanki olay yeri incelemecisi...

– Suyu ısındı bunun. Yerine milletvekili olamayacak arkadaşlardan birinin adını yazın.

– Filanı yazalım. Kesin yine kazanırız. Hem bu filan dediğim, rakısız türkülerden de iyi anlar.

– Adam muhalefet milletvekili. İş güç isteyen mi var onlardan Olay olay gezecek tabii. Biz kapıdan kafamızı göstersek, ya tayin soruyorlar, ya tayın.

Fakat hiç kimse, ne iktidar partisinin milletvekilleri, ne de onların basıncıları, hiç kimse dikkat etmedi belediye başkanının, nerede olay varsa, hemen orada oluyorlar, demesine...

Bu gücü nereden alıyordu muhalefet milletvekilleri Taraftarlarından olamazdı. Çünkü onlar, tüm güçlerini taş atmaya, Molotof atmaya, araç yakmaya harcıyorlardı.

Güç, teknolojiyi kullanmak farkından kaynaklanıyordu.

İktidar partisi milletvekilleri ve taraftarları teknolojiyi turistik seyahatler, başarı oranı yüksek anketler, oldu bir kerelik kabahatler temalı anlarken, muhalefet diyordu ki: Herkesin kulağı merkezde olsun.

Merkez hemen arıyor, iki-üç milletvekilini;

– Şurada bir inşaat makinası var. Gürültülü çalışıyor. Oraya en yakın sizler varsınız, gidin durdurun.

Yahut;

– Filan şehirdeki Gezi’ye destek eylemlerine siz de gidin, çatılardan destek verin. Protestocularımıza iş güvenliği sağlayın. Kask filan giysinler, emniyet kemeri taksınlar.

Muhalefetin teknoloji merkezi, hangi milletvekilinin hangi zamanda, nerede olduğunu iyi biliyordu. Ve bu bilmelerinde hiç yanılmıyorlardı. Çünkü hepsinin altında bir cip, derilerinin altında da çip vardı; merkezlerine sinyaller gönderen...

– Merkez, çabuk bizi yönlendir. Bu sokağın hangi sökülmüş kaldırım taşının altında gaz mermisi kapsülü var Gazeteci arkadaşlar bekliyorlar yahu...

Görevden alınan Sağlık Bakanı Recep bey’in uygulattırdığı projelerle hekimlerimizin ihtisas alanları genişledi.

-Gazeteler

Yedinci kattan düşene, karakolda ölmüştür, raporu verildi.                                        -Gazeteler

Mütehassıs: Ne güzel bıçak... Bursa işi!..

İktidar partisi milletvekilleri mi Bu sırada onlar “Mısır cipsi” yiyerek tatmin ediyorlar

dı, demokrasi mücadelesi verdiklerine inanma komplekslerini...

Gazetemizde bu hikayeyi okuyan, beyni üretken olan, yaşadıklarını hafızasında tutan, ülkesinin yönetilemiyor olmasına üzülen, rağmen ve hâlâ bir bütünüz diye sevinen insanlarımızdan biri, sırtını koltuğa yasladı ve halbuki diyerek düşüncelerini toparlamaya çalıştı.

Halbuki görevden alınan Sağlık Bakanı, aşı alımlarından arta kalan zamanlarında TV’lere çıkıp çıkıp öğündüğü bir icraatlarını anlatmıştı.

İlaçlara numara vereceğiz ve kim ne zaman nereden aldı, tek tek takip edeceğiz. Tepemizde dolaşan birakç tane uydu ile anlaştık.

Acaba muhalefet partisi bu açıklamaları mı baz aldı icraatlarına

Acaba ilaçları tek tek numaralayan iktidar partisi, milletvekillerinde bir numara olmadığının farkında olduğundan mı koyvermişti ipin ucunu

Acaba, acaba

Laf ola

CHP’ne geçeceği ısrarla söylenen Sarıgül, bir cümle ile demiş tüm diyeceklerini...

“Ben kendime Numan Kurtulmuş dedirtmem!”

Şimdi herkes birbirinin yüzünden anlamaya çalışıyor, ne denmek istendiğini...

 Numan Kurtulmuş’un ne manası vardı ki, bu örnekte bir manası olsun

Burayı bir çözseler, anlaşılacak Sarıgül, ama...

Üç ihtimal hep var

GS’ın dün Antalyaspor’la berabere kalmasını hazmedemeyen medyaya kabul edecekleri bir örnek verelim.

1950’li yıllar... Kendisi de gazeteci olan bir milletvekili İnönü’ye gelir ve der ki:

– Efendim, benim seçildiğim ilde hiç sevilmeyen biri de listeye girdi. Dolayısıyla biz o ili alamayız.

Cevaba bakın.

– Siz, bütün illeri bizim almamızı mı istiyor sunuz

 

 

Haberin var mı

Çok satan, çok sayfalı bir gazetenin iç haber sayfalarından birinin çeyreğini dolduran bir habere takıldı gözüm.

“Hacze kızdı, yöneticiye masa fırlattı!”

Türkçe dersi beş, yani pekiyi olan bir ilkokulun beşinci sınıf çocuğuna bu başlığa göre haber uydur ve yaz, deseniz, muhabirin fotoğraflı o haberinden daha okunan bir kompozisyon çıkardı ortaya.

Taraflardan biri, bir türkücü. Sanki ısrar etmiş hemşehrisi ya da bir şekilde tanıdığı haber muhabirine: Beni de haber yapsana!

Yeni kaset filan çıkarıyor olsa, son model bir arabanın kaportasının üstüne oturtup altına da, filan türkücü araba hayalini gerçekleştirdi, diye yazmak kolay. Ama seni hatırlatmak zor olacak.

Sen gazetecisin, yap bir kıyak.

Yetti artık be! Şimdi seni öyle bir haber yapacağım ki, ben haber peşinde koşarken, sen de benim peşimi bırakacaksın.

Borcunu ödeyemeyen türkücü...

Haciz getiren yönetici...

Fırlatılan masa...

Ama neden masa Cansever’in masa da masaymış ha, şiirinin etkisinde mi kalmış muhabirimiz

Sandalye fırlatmak, normal olan tepkidir. Masa olsun ki, dikkat çeksin haberimiz.

Kaça kaç bir masa Müdür masası mı, yönetim kurulu toplantı masası mı

Spor salonlarında masa fırlatma çalışmaları bölümü de mi var

Aslında başka soruya gerek yok. Yandaş diye anılan bir gazeteyi karıştırırken aklıma geldi bunlar ve iktidar adına üzüldüm.

Ve bizim gazetemizi haber azlığı ile suçlayanlara cevap olsun istedim.

Ne işinize yarayacak, hangi derdinizi hafifletecekti böyle haberler. Renkli, renkli fotoğraflı basılsalar da...