Çocuğa yapılmış olan yeni kıyafetlerinden tören günü

giyeceğine göre daha az süslü olanı giydirilerek evliyaların türbeleri ziyaret

edilirdi.  Merasim evvelinde zihninin

açık, feyzinin ziyade ve hayatının bu yeni safhasında muvaffak olması hususunda

himmetlerini istemek için İstanbul da oturanlar, Baba Cafer ve Yahya Efendi ve

özellikle de Eyüp Sultan gibi evliyaların türbelerine giderlerdi.  Çocuk oradaki türbedara nefes ettirilip

tesbihten geçirtilirdi...  Türbelerde

yana-yakıla dualar niyaz edilirdi Allah a. çocuk bundan sonra da ailenin büyüklerine, yakın ve hatırlı dostlarına

el öpmeye, dua almaya sevk edilirdi

Merasimden önce hocaya haber verilir ve kandil günlerine

veya daha ziyade Perşembeye veya Pazartesiye rastlamasına itina edilerek

merasim için uygun bir gün tespit edilirdi. Mektebin ilâhi takımı haberdar

edilir veya ailenin durumuna ve konumuna göre başka mekteplerin daha güzel

sesli ilâhi takımları tutulurdu.  Çünkü

her mektebin kendi ilahicileri olmakla beraber, mekteplere bağlı olmayan ve

şöhretleri İstanbul un sınırlarını aşan ilahiciler de vardı. İsteyenler bunları

da mektebin hocasıyla anlaşarak getirtebilirdi. Tören günü törene katılacak

talebeler ve âminciler de durumdan haberdar edilerek, Filan gün Âmin var.

Temiz ve güzel giyinin! diye tembihlenirdi muallim tarafından.

Mahdum Veya Kerimenin Kıyafetleri

Okula başlayacak çocuğun evi veya konağının temizliği

yapılır. Ev dıştan da süslenirdi. Evin cumbasına, saçağına, kapısına bayraklar,

renkli kumaşlardan askılar, işkembe fenerler asılırdı. İşler bitince, bütün ev

halkı hamama gider, mektebe başlama merasimi evvela hamamda, kadınlar arasında

kutlanırdı. Natırlar, ustalar, kınacılar, çocuğun etrafında göbek atarlar, şarkı

söylerlerdi. Ve eğlence akşama kadar sürerdi. Nihayet merasim günü gelir

çatardı. Tören sabahı daha şafak sökmeden evde herkes kalkardı. Kahvaltıdan

sonra Çocuk erkekse çocuğa hilâlî bir gömlek, üstüne ipekli mintan, ayaklarına

sakız gibi bembeyaz çorap giydirilirdi. Eski adetlere göre de erkek çocuklara

Hind çitarisinden entari, kıymetli bel şalı, altınbaş Hind tülbenti sarık,

tepesi inci düğmeli ufak kâtibi kavuk, mevsimine göre kürk veya cübbe, sarı

mest veya pabuç, bele de murassa kılıç (murassa suranî) takılırdı.  Daha sonraları bu tip giyimin modası değişmiş

ve ekâbir memurların resmi günlerde giydikleri forma gibi sırmalı setre, sırma

kolan kılıç, yanları sırma zihli pantolon ve festen oluşan kıyafetler revaçta

idi. Feslerin önüne çok kıymetli bir elmas iğne, fesin ortasına, alnının

hizasına gelen yere de; bir parça şap, bir mazı ve beş pençeli mavi boncuktan

oluşan nazarlık takılırdı. Nazarlığın sağına soluna da başları elmaslı yahut

firuze taşlı sorguç iğne iliştirilirdi. Kıyafetin üzerine incili maşallah

takılırdı.  Çocuğun boynuna sağ omuzdan

sol tarafa kıymetli bir lahuri şal bağlamak, fiyango (fiyonk) yerine pırlanta

bir ay takmak âdetti.

Okula gidecek çocuk kızsa, kızlara ipekli, süslü esvaplar

günün modasına uygun dikilmiş pahalı kumaşlardan yapılmış elbiseler

giydirirlerdi. Kızların başlarına pırlanta taç, göğsüne titrek broşlar,

kollarına bilezikler, takılırdı. Takıp takıştırırlardı kızlarına anneler.

Nazarlık bu takıların arasına iliştirilirdi.

Sonra mahdumcuk veya kerimeciğin boynuna sol omuzdan sağ

tarafa hamaîli olarak yani omuzdan çapraz bir biçimde olarak bele inen,  kadife üzerine sırma işlenmiş gümüş pullu

cüz kesesi takılırdı. Sonra nazarlanmasın diye çocuk tütsülenirdi. Bu

tütsüleme mangala atılan nazarı önlediğine inanılan bazı tütsü ve otlarla

yapılır, o maddelerin yanarken çıkardığı mangaldan yükselen dumanına çocuğun

sokulup çıkarılmasıyla çocuk nazara karşı tütsülenmiş olurdu. 

Âmin Alayı Kapıda

Sonra, bayramlık-seyranlık libaslarını giyinmiş o

mahallenin ve mektebin çocukları beklenirdi. Merasim günü, çocuklarda bir

sevinç, bir sevinç! Çeşitli yaş ve boylardaki çocuklar temiz kıyafetleriyle

mektebe toplanırlar; ortalık bir anda rengârenk ve cıvıl cıvıl olur. Çocuklar,

ikişerli sıralanırlar. Önlerinde hocaları, kalfa ve bevvabları (okulun

hademeleri) olduğu hâlde, ilâhi takımını takip eder ve işaret edilen yerlerde

Âmin! diye bağırarak çocuğun evine gelirlerdi. Okula önceden başlamış ve

ilâhiler öğrenmiş, sesleri güzel çocuklar sıranın en önüne alınırdı. Onlar

yüksek sesle ve koro hâlinde ilahiler okuyarak, arkadakiler de beyit aralarında

yüksek sesle Âmin! diye bağırarak neşe içinde masumane bir şenlik havasında

yola koyulurlardı. Evin önüne geldiklerinde neşeleri ikiye katlanırdı. Onların

Âmin! cıvıltılarını duyan hane halkı, okula başlayacak çocuğu kapıya

çıkarırdı.  Kapıda günümüzün sünnet ve

düğün arabaları gibi süslenmiş araba veya at bulunurdu.  Osmanlı İmparatorluğu nda iki yanı açık, üstü

arkadan körüklü iki kişilik at arabalarına fayton ; dört kişilik, karşılıklı

iki kanepeli, ön ile arkadan iki körüklü, üstü kapatılabilen at arabalarına da

landon denirdi. Çocuk kızsa bu ya süslenmiş olan faytona ya da landona

bindirilirdi. Çocuk erkekse o zaman araba seçeneğine bir de at veya midilli

seçenekleri eklenirdi.  Midilli, kısa

boylu ve sırtı geniş olan attı ve o, kırmızı kolanlı, yeşil altlıklı, siyah

eyerli olarak süslenirdi.

Âmin Alayındaki Teşrifat

Alay, teşrifata tâbiydi. En önde atlas bir yastık üstüne

konmuş sırmalı cüz kesesi ile Elifbe yi götüren biri yürürdü. Onun arkasında

uzun boylu biri veya omzuna birkaç arşın mintanlık kumaş asılmış olan okulun

bevvabı başının üstünde çocuğun mektepte oturacağı mavi veya herhangi bir

renkte olan,  atlaslı pufla minderle

sedef ve bağa kakmalı rahleyi taşırdı.

Bunu çocuğun bindirildiği midilli veya fayton veya landon

takip ederdi. Çocuk ata veya midilliye bindirilmişse, onun sağından, solundan

birer kişi yürürdü.  Eğer çocuğun ailesi

çok zenginse çocuğun landonuna  -  daha önceden belirleyip,  mektep masraflarını üstlendikleri, bu tören

için giydirip kuşattıkları- yetim veya maddi durumu yerinde olmayan ailelerin

çocuk veya çocukları da bindirilirdi. Araba gayet ağır bir yürüyüşle yola

çıkardı.   Çocuğun arkasında mektebin

muallimi ile baş kalfa yürürdü. Baş kalfa, arkalarından gelen ilahici

çocukların okudukları ilahileri idare ederdi. İlahicilerin arkasında da

âminciler yürürdü.  Âmincilerin arkasında

da mektep çocukları, ikişerli sıra halinde ikişer ikişer el ele vererek alayda

yürürlerdi. Çocuğun babası, davetliler akraba ve yakın dostlar en arkadan ya

arabalarla ya da yürüyerek alayı takip ederlerdi. En arkada ise kadınlar

yürürdü. Sevaptır, hayırlı olacaktır, çocukların âminlerinde melekler bulunurmuş!   düşüncesiyle alaya katılanlar olurdu.   Halk arasında Âmin Alayına meleklerin de

katıldığı inancı yaygın olduğu için yaşlılar, hastalıklılar, sakatlar şifa

bulmak niyetiyle sokağa çıkıp alaya katılanlara sürtünürlerdi.