Bu ülkede yüzyıldan fazla bir zamandır iki adım ötesini göremeyen siyaset adamlarının oluşturduğu kaos yüzünden devlete ait kurum ve kuruluşların birbiriyle çatıştığını görüyor, sonra da çöküntü yaşıyoruz. Siyasî atmosferi kaosa çeviren çatışmalar, maalesef her türlü müdafaa mekanizmasını felç ettiği için de iç ve dış düşman paranoyası gerçekleşiyor, her türlü etnik ve dinî grup kendisi için güvenli bir şemsiye aramaya başlıyor.
19. yüzyılda Osmanlı nın Bosna yı, Arnavutlukla Makedonya ve Kosova yı kaybetmemizde, iktidar hırsından doğan iç çatışmayı durduramayışının büyük etkisi vardır. II. Meşrutiyet ten sonra da Balkanlarla Kafkas toplulukları ve Araplar hep aynı sebepten, yoktan sebeplerle birbirine düşman kesilen bir merkezî yönetimin verdiği güvensizlikten ötürü kendi başlarının çaresine bakmak için Osmanlı dan ayrılmaya karar vermişlerdir. Fransız İhtilâli nden sonra bütün dünyayı, özellikle de Batı Avrupa yı etkisine alan milliyetçilik akımının bu ayrılıkçı düşüncelerin gelişmesinde lokomotif görevi yaptığı da ayrı bir gerçeklik. Fakat sizin güçlü ve güven veren bir yönetiminiz olursa, gençlerin yeni fikir akımlarından etkilenerek giriştikleri maceralara kitleleri sürüklemenin imkânı yoktur.
Her zaman bütün toplumu ilgilendiren kaygıların doğuracağı çözüm yolları isabetli olmayabilir, ama bir kere insanlar mevcut yönetimi yetersiz ve güvenilmez bulmaya başlarsa, bunun sonu hiç de hayırlı olmaz. Yıllar boyu kardeşçe yaşamış insanlar birden bire hasım olur
Beş milyon kilometre karelik imparatorluk toprağından Anadolu ve Trakya sınırlarına çekilmek zorunda kalan Osmanlı bakiyesi insanlar, yeniden tuhaf çatışmalara giren bir siyaset kadrosuyla yönetilmeye çalışılıyor. Bu da doğrusu hoş bir durum ortaya koymuyor.
Jön Türkler yine sahnede
19. yüzyılda Osmanlı yöneticilerinin tutarsızlıklarından bunalan halkın şaşkınlığı, 100 yıl geçmeden Cumhuriyet Türkiyesi nin de yakasına yapıştı. Maalesef sıkıntılı günler yaşıyor, 1968 yılında ortaya çıkan Jön Türk özentisi üniversiteli gençlerin bugünkü bürokratik iktidarı, tam da yüz yıl öncesini hatırlatıyor. Jön Türkler sadece Osmanlı padişahlarına değil, Osmanlı toplumunun benimsediği değerlere de karşıydılar. Tam da bugünkü bürokrasi çoğunluğu gibi.
Osmanlı dan kalan çok çeşitli etnik kökenle din ve mezhep anlayışına sahip insanlar, Cumhuriyet yönetiminin tek uluslu üniter bir devlet olmaya yönelik bir toplum mühendisliği çerçevesinde, her türlü kök ilişkisini keserek kendini devletin tanımladığı "Müslüman Türk" olarak ifadeye zorlandı. Pek çok vatandaş topluluğu bundan başlangıçta pek de memnun olmadı ve bunun sancıları hâlâ yaşanıyor, fakat bir kısım Kürtler dışında buna isyan eden de olmadı.
Bizi böyle yoktan sebeplerle bir çatışma içinde gören ve askerî darbelerin akim kaldığı dönemlerde sivil darbelerden birini, daha çok da yargı erkinin darbe tehdidini sürekli fark eden iç ve dış müttefiklerimiz, bizim ne kadar güvenilir bir ortak olduğumuz yönünde kendi kriterlerine göre değerlendirmelere başlayabilirler. Bu da hiç de lehimize sonuç vermez
Çağdaş devletin demokratik, laik, hukukî ve sosyal yönleri yanında, bir de tek taraflı da olsa vatandaşlarıyla arasında "sosyal sözleşme" denebilecek, yazılı kuralları olan bir güvence kaynağı vardır. Bunu çağdaş dünyada varlığını sürdürmeye çalışan devlet yönetimi istikrarlı bir şekilde koruyamazsa, ne içte, ne de dışta kimseye güven veremez. Bunun sonucu olarak iş gücü kadar, beyin ve para göçü de kaçınılmaz hâle gelir.
İnsanlar devletlerini ve milletlerini sevdiğini söylese de keselerini, kasalarını ve elbette güvende görmek istedikleri canlarını daha çok seviyorlar. Bir kısım maceraperestler için mallarını ve hayatlarını tehlikeye atmazlar.
Ankara daki siyaset çevrelerinde akıllara durgunluk verecek bir hızla statükocu bürokrasinin de karıştığı bir iktidar kavgası yaşanıyor. Genel seçimin üzerinden henüz bir yıl geçmeden, mahalli seçime bir yıl olduğu halde, sandıktaki zaferden umudunu kesen CHP nin genel başkanı, hiç değilse koltuğu kaybetmemek için iktidara karşı haksız saldırılara girişti.
CHP nin muhalefet yetersizliğinden rahatsız olan statükocu bürokrasi ile birlikte hareket eden yargıçların bir kısmı ve basının jakoben kanadı, durumdan vazife çıkarırcasına siyaset sahnesindeki iktidar savaşında kendilerine göre bir görev aldılar. Yaklaşmakta olan global ekonomik krizin bizde de erken ortaya çıkarak AKP iktidarına son vermesini bekleyen bu jakoben kadro, hukuksuzluğu hukuk gibi sunarak ülkeyi çıkmaza sokmaya çalışıyorlar.
Devletin çöküntü alametleri
İstihbarat, derin devlet ve komplolar konusundaki yorumlarıyla tanınan Mahir Kaynak ın kızı Deniz Ülke Arıboğan, geçen gün babasının uzmanlığından yararlandığı izlenimini veren bir açıklama yaptı. Devletin üç bağımsız unsuruyla asker ve güvenlik güçlerinin laiklik konusundaki yorumlarının farklılıklarından ötürü birbiriyle çatıştığını, bu çatışmalarla herkesin güvenini sarstığını, böylece ayrılıkçı Kürtlere Barzani etrafında oluşan bölgesel bağımsızlık söylemlerinin güç ve itibar kazandırdığını söyledi. Televizyonların itibar ettiği bu yorumun, dikkati çeken yönü şuydu: Ülkedeki iç çatışmanın giderek devleti felç ederek askerin duruma el atmak zorunda kalmasına yol açabilir. Böylece bütün dünyada antidemokratik yönetimlerin hep yanlış yapacağı ön yargısıyla karşılaşarak ülkenin bölünmesine yol açacağı görüşü ilginçti
Kısacası, laik-antilaik tartışması ülkeyi çıkmaza sokarak bölücülerin işlerini kolaylaştırıyor. Bu da devletin çökmesine ve iki yıl içinde bölünmesine yol açabilir.
Görüldüğü gibi, bu ülke için tam bir kıyamet senaryosu bu söylenip tartışılanlar...
Bu yorumun çeşitli kanallarda canlı yayınlarda Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan tarafından çeşitli muhataplar önünde tekrarlanması ve bu yoruma karşı çok ciddi eleştirilerin ortaya çıkmaması, büyük ölçüde iktidardaki partiyi kapatma davası ile ilgili en güçlü karşı tez olarak görüldü. Gerçekten üzerinde durulması gereken önemli tesbitler ortaya konuyor. Dışardan bakınca, sekiz ay önceki seçimde % 50 ye yakın bir oy alan iktidar partisini kapatmanın mümkün olmadığı, hukukî olarak çok zayıf argumanlarla açılmış bir dâvâ ile yargı darbesine teşebbüs edildiği, bunun sonucu olarak AKP nin daha çok güçleneceği görüldüğü halde, muhalefetin bütün umudunu buna bağlaması gerçekten garip. CHP nin yaklaşan kongre hesaplarıyla girdiği ve bu haliyle bir bardak suda fırtına koparmak şeklinde görülen çatışmaya, MHP nin de ciddiye alınmayan bir tarzda müttefik olması, gerçekten son derece tuhaf
"Türbanı serbest bırakmanın faturasını da ödeyeceğiz, hasadını da toplayacağız" diyen MHP nin, türban denilen başörtüsü serbestliğine yönelik anayasa değişikliği yüzünden açılmış bir davada savcıdan taraf olan CHP ile ittifak etmesi, seçim sonuçlarından aldıkları dersi bir yıl bile geçmeden unuttuklarını gösteriyor. Böyle bir siyaset çıkmazından, elbette çözüm çıkmaz, ama Tayyip Erdoğan ve ekibi daha güçlü olarak çıkar ve bu da siyaseten hata yapmasını teşvik eden bir ortam oluşturur. Menderes in de son dönemde içine girdiği çıkmaz buydu.
Ortada yargının en üst kademesinden birinin oluşturduğu iddianame adı verilen bir garip bomba var. Bu bomba nerede patlarsa patlasın, bu ülkeye ve devletimize zarar verir. En iyisi ve az tehlikelisi, iddianame adlı hukukî bakımdan pek çok hatası bulunan bu bombanın geldiği yere, Yargıtay Başsavcılığı na iadesidir. Umarız bu sağduyu Anayasa Mahkemesi nde üye olan yüksek yargı mensupları tarafından da böyle takdir edilir ve bir felaket önlenebilir
Devlet elbette çökmez, ama bu ihtimalle ortaya konan tesbitler umarız ki Ankara da kendi kulelerinden muhaliflerine taş atmayı ve bu çatışmanın iki adım ötesini göremeyen kör siyaset çevrelerinin yol açabileceği sıkıntıları işaret etmesi bakımından önemli bir uyarıdır.