Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim, hesap gününün hâkimi, kullarına İslam’ı bir nizam olarak gönderen Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine, yolundan giden müminlere olsun.
Dünya hayatı ile ahiret hayatı iki hayattır. Dünya hayatı bütün canlılar için geçicidir. Ahiret hayatı ise insanlar, cinler ve melekler için sonsuzdur. Dünya hayatı, insanlar ve cinler için ahiretin tarlasıdır. Kim dünya hayatını İslam’ca yaşar, ahkâmının hâkim kılınması için cihad ederse, ahiret hayatında bunun karşılığı cennet olacaktır. Rabbimiz buyuruyor: “Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir…” (Ali İmran: 185) Dünya hayatını batıl ve şer ile inşa edenler, zalimlerin ahkâmını yürütmek için ter dökenler ise, ahiret hayatında cehennem sakini olacaklardır. Rabbimiz buyuruyor: “Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar (haktan) uzak bir sapıklık içindedirler.” ( İbrahim: 3) “İşte onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir.” (Bakara: 86) İki hayat; biri kazanma ve kaybetme hayatı, diğeri ise mükâfatlandırma ve cezalandırma hayatı, biri diğeri, diğeri de öbürü için yaratılmış iki hayat. Rabbimiz buyuruyor: “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Muttaki olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hala akıl erdiremiyor musunuz ” (Enam: 32) Akıl bir işin sonunu görebilmektir.
BU KÂİNAT
Bu kâinatın tek sahibi, iki hayatın tek hâkimi Allah’tır. Kâinatın işleyişine hâkim olan düzen Allah’ın düzenidir. Bu düzenin işleyiş kaideleri karşısında boyun eğmeyen hiçbir varlık yoktur. Rabbimiz buyuruyor: “ ‘Allah çocuk edindi’ dediler. Hâşâ! O, bundan münezzehtir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur, hepsi O’na boyun eğmiştir.” (Bakara: 116)
Ölümü ve hayatı yaratan Allah’tır. Ölüm ve hayat insanın dünya imtihanı için yaratılmıştır. Rabbimiz buyuruyor: “O ki (Allah), hanginizin en güzel ameli işleyip işlemediğini imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” (Mülk: 2) En güzel şey İslam’ca yaşamak, ahkâmını yürütmek için ümmet birliği içinde cihad etmektir.
İman, insan için önemli bir nimettir. İman nimetinden kendini mahrum bırakanlar, Allah’ı hakkıyla idrak edemezler. Küfür, şirk ve nifak bataklığına saplananlar, idraksizlikleri, nasipsizlikleri yüzünden Allah’ı unuturlar ve hayatı bu dünya hayatından ibaret zannederler. Hâlbuki onlar derin bir gaflet içersindedirler. Rabbimiz buyuruyor: “O kâfirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de, dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve ayetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi, biz de bugün onları unuturuz.” (Araf: 51) “Kâfir olanlar için dünya hayatı cazip kılındı. (Bu yüzden) onlar, iman edenler ile alay ederler. Oysaki (iman edip) inkârdan sakınanlar kıyamet gününde onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” (Bakara: 212)
Mülkün sahibi Allah’tır. O mülkünde dilediğini iktidar yapandır, iktidarı veren de alan da Allah’tır. Bu da, dünya imtihanının bir parçasıdır. O mutlak güç sahibidir. O’nun gücü karşısında aciz kalmayacak, boyun eğmeyecek güç yoktur. O dilediğini aziz, dilediğini zelil eder. Bu günün kimi ben Müslüman’ım diyen kesimlerinin ABD’nin büyük patronluğunu yaptığı materyalist batının zahiri gücünü yenilmez saymaları derin bir cehaletin sonucudur. “Bizim medeniyetimiz batı medeniyeti karşısında yenilmiştir” diyenler de bu derin cehaletin sonucu olarak bunu söyleyebilmektedirler. Hiç, İslam medeniyeti, batıl batı medeniyeti karşısında yenilir mi İslam medeniyetinin batı medeniyeti karşısında yenildiğini söyleyenler, bu medeniyet değerlerini ortaya koyan Allah’ın, zavallı batı güçleri karşısında aciz duruma düştüğünü mü söylemek istiyorlar Yenilen İslam medeniyeti ve ona sadakatle bağlanan şuurlu Müslüman topluluklar değil, batı ile işbirliği yapan Müslüman’ım diyen şuursuz topluluklardır. Bu gerçek görülmelidir.
İKİ SİYASET
Biz Müslümanlara göre siyaset; halkın her türden meselesiyle yaratanın biz insanlara bildirmiş olduğu saadet esasları doğrultusunda ilgilenme ve çözüme kavuşturma gayretidir. Bu mensubu olmaktan bahtiyarlık duyduğumuz İslam dininin bizi sorumlu tuttuğu bir vecibedir. Peygamberimizin “ Kim Müslümanların emri ile ilgilenmez ise, o kimse Müslümanlardan değildir” buyruğu, bu sorumluluğun en kesin delillerinden birisidir. Bizim siyasetimiz bütün insanlığın saadeti için cihad etmektir. Bu mesele bir çoğunluk meselesi değil, keyfiyet meselesidir. Senin katkın kimin işine yarıyor Sorusunun cevabı, idrak sahipleri için yol göstericidir.
İki siyaset dedik. İki siyasetten kastımız, referansları, zihniyetleri, hak anlayışları ve sonuçları itibariyle topluma kazandırdığı veya kaybettirdiği şeyler itibariyle siyasetin sınıflandırılmasıdır.
Biz bu açıdan siyaseti sınıflandırırsak, biri ıslahçı, diğeri ifsatçı siyaset olmak üzere iki çeşit siyaset akımıyla karşılaşırız. Islah: Yapmak, bozulanı tamir etmek, barış ve huzuru sağlamaktır. İfsat: yıkmak, sağlam olanı bozmak, barış ve huzur ortamını ortadan kaldırmaktır.
Islah siyasetinin inşa etmeye çalıştığı düzen MARUF düzenidir. Bu düzene biz aynı zamanda “Adil Düzen” de demekteyiz. Bu düzeni bugün Milli Görüş hareketinin tek temsilcisi Saadet Partisi, diğer Milli Görüşçü kuruluşlarla birlikte kurmaya çalışmaktadır.
İfsat siyasetinin inşa etmeye çalıştığı düzen MÜNKER düzenidir. Bu düzene biz aynı zamanda “Faizci Düzen, Köle Düzeni” de demekteyiz. Ülkemizde yürütülmekte olan düzen MÜNKER düzenidir. Bu düzen, muhafazakâr demokrat, sosyal demokrat, milliyetçi demokrat partiler tarafından iktidar ve muhalefet olarak yürütülmektedir. Bu partilerin yürürlükteki MÜNKER düzeninde ittifakları vardır. İhtilaf ise şekil, yöntem ve yürütmededir. Rahmetli Erbakan hocamız: “Türkiye’de çok parti yok, iki parti var. Bunlardan birisi Saadet Partisi, diğeri ise Diğerleri Partisidir” tasnifini bu iki siyaset anlayışını dikkate alarak yapmıştır. Bu tasnif İslam’ca duruşun bir sunucudur.
BİR MÜSLÜMAN
Bir Müslüman İslam’ca düşünür. İslam’ca yaşar. İslam’ca ölür. İslam’ca Allah’a hesap verir ve İslam’ca Allah’ın rahmetiyle cennete girer ve ebedi saadete nail olur. İslam’ca Allah’ın cemalini görür, hazzın en büyüğüne ulaşır. Bu sayılanlar, hayatını ahireti için yaşayan Müslüman bir insan için en büyük hedeftir. Bu hedefe ulaşmak bir Müslüman fert ve toplum için ancak iman ve cihad iledir. İmansız ve cihadsız olarak bu hedefe ulaşmak imkânsızdır. Çünkü Allah müminlerden mallarını ve canlarını vaat ettiği cennet karşılığında satın almıştır. Rabbimiz buyuruyor: “Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.” (Tevbe: 111) Bu alış veriş, Allah ile kulu arasında olmuştur ve kul bu alış verişe sadık kalmak zorundadır.
Allah, kulu ile bu alış verişi, dünya hayatında ikamet ettiği yeryüzünde “KUR’AN NİZAMI”nı kursun ve yürütsün diye yapmıştır. Bu alış verişi yok sayıp “KUR’AN NİZAMI”nı değil, başka nizamların hâkimiyeti veya yöneticileri olmak için can ve mal fedakârlığında bulunanlar bilsinler ki, yaptıkları tercih ve seçim ahiret hayatında kendileri için cehennem olacaktır. Rabbimiz uyarıyor: “Onlar doğru yol karşılığında sapıklığı, mağfirete bedel olarak da azabı satın almış kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar!” (Bakara: 175) Biz bu ikazları kardeşlerimize, oturdukları makamlar bizim olsun diye değil, Allah rızası için yapıyoruz.
“KUR’AN NİZAMI”nı kurmak ve yürütmek için ittifak halinde, ümmet olarak, teşkilatlanarak cihad etmek bir Müslümanlık görevidir. Yorumlarla hiçbir Müslüman bu sorumluluktan kendisini kurtaramaz.
Bir Müslüman; Fatiha’yı okuduğu halde, sapıklığa düşmüş, ilahi gazaba uğramış Yahudi ve Hıristiyanların MÜNKER düzenlerine, şu veya bu sebepten dolayı rıza gösterip uyum sağlayanlar çokturlar diye, onlarla birlikte olamaz. Yine bir Müslüman Fatiha’yı okuduğu halde SIRAT-I MÜSTEKİM yolu üzere olanlarla -sayıları azdır diye- birlik olmaktan imtina edemez. Önemli olan, AB’yi benimsemek, değerlerinde kurtuluş arayan kalabalıklarla birlikte olmak, onların arasında gelecek aramak, makam ve mevki sahibi olmak değil; Adil Düzeni kurmak, İslam Birliğini tesis etmek için cihad eden sadıklarla birlikte olabilmektir. Günümüzün sadıklar hareketi Milli Görüş, birlikte olma yerleri ise, Saadet Partisi ve diğer Milli Görüşçü kuruluşlardır. Seçimi kazanmak; batılda çoğunluk sağlamak değil, hak yolda BÜNYANÜNMERSUS olup mücadele edebilmektir. Rabbimiz emrediyor: “Ey iman edenler! Allah’tan korkunuz ve sadıklarla bir ve beraber olunuz.” (Tevbe: 119) vesselam.