Hz. Fatıma Resulullah ın en küçük kızı babasının anası,
ciğer paresiydi. Babasının yaşadığı baskılara şahit olduğunda çocuk denecek
yaştaydı. Nübüvvetin ilk yıllarında müşrikler, sahip oldukları imtiyazları
kaybetme endişesi ile Müslümanlara her türlü eza ve cefayı reva görmüşlerdi.
İnsanları şirk düzeninin bataklığına karşı uyarmak ve hakka davet etmek için
yola çıkan Hz. Peygamber onların hedefindeydi. Onun bedenine ve ruhuna zarar
verebilmek için her türlü olanaklarını seferber ediyorlardı.
Bir keresinde Resulullah halkın arasına girmiş ve
İslam ın tebliğini yapmaya başlamıştı. O sırada Fatıma da oradaydı. Fatıma,
babasının kırıcı sözlerle alaya alındığına şahit olmuş ve hüzünlenmişti. Fakat
babası sabır ve sükunetle görevini yerine getiriyor ve insanları o karanlık
dehlizden çıkarabilmek için mücadele ediyordu. Fatıma şunu görmüştü: Hak ve
adalet için mücadele etmenin büyük bedelleri vardı. Böyle durumlarda düşman
sadece bedeninizi değil benliğinizi de hedef alıyor ve sizi yıldırmak için her
yola başvuruyordu. Fatıma şunu görmüştü: Hakkın savunucuları ne olursa olsun
yollarına devam ediyor ve savundukları değerleri canları pahasına yaymaya
çalışıyorlardı. O bunu babası Resulullah tan öğrenmişti.
Bir gün Allah ın resulü, Mescidi Haram da secde
halindeyken Mekke nin azılı müşrikleri gelmiş ve üzerine işkembe atmışlardı.
Fatıma babasının yanına gelmiş, O nun üzerini temizlemiş ve Onunla birlikte
evine dönmüştü. Fatıma o insanların kötülüğe meyletmelerine bir anlam
veremiyordu. Fakat kötüler vardı ve kötülüğü yaymak için çaba gösteriyorlardı.
Mekke cahiliye geleneğinin etkisindeydi. Burada zayıflara
yer yoktu. Yoksullar güç odaklarının tahakkümleri altında yaşam mücadelesi
vermekteydiler. Mekke de kadının adı yoktu, kız çocukları dışlanıyor, insandan
dahi sayılmıyordu. Fakat İslam toplumun üzerine bir güneş gibi doğmuş ve bu
insanların gönlüne adalet tohumları ekmişti. Hz. Peygamber hakim zümreyi ayakta
tutan zulüm tahtlarını yerle bir etmiş ve insanları içinde bulundukları
karanlık çukurdan çekip almıştı. Bu cahiliye toplumundan, İslam medeniyetini
kuracak münevver bir nesil doğmuştu.
Hz. Peygamber kadının bir meta gibi alınıp satıldığı, kız
çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir toplumda ciğerparesi Fatıma ile
vakit geçiriyor, ona sarılıyor, onunla sohbet ediyordu. Bu durum müşriklerin
alışık oldukları bir durum değildi.
Fatıma hüzün yılı olarak bilinen üç yıllık süreçte
Müslümanların yaşadıkları ağır meşakkatlerin içindeydi. Bu dönem sevgili annesi
Hatice yi kaybetti. Açlığa yalnızlığa ve yaşanan baskılara annenin acısı da
eklenmişti. Fatıma çocuk denecek yaşta hayatın ağır yükünü benliğinde taşımış
ve babasının tedrisatında olgunlaşmıştı. Burada öğrendikleri onun bütün yaşamı
boyunca kılavuzu olacaktı.