Bundan tam 1440 yıl önce gerçekleşen Nebevi Hicret, İslam’ın fertten devlete, Müslümanların ise korkudan emniyete kavuştuğu kutlu bir yürüyüştür. Hicretle birlikte Allah Resulü ve sahabeler gerek muhacir olarak Habeşistan’da ve gerekse doğup büyüdükleri kendi öz yurtlarında putperest Kureyş idaresi altında yaşamaktan kurtulmuş, eman ve emniyet içerisinde yaşayacakları bir yurt sahibi olmuşlardır. Hatta bu Nebevi yürüyüşün arakasından bütün Müslümanların bu kutlu beldeye yani Medine’ye hicret etmeleri farz kılınmış ve yine bu kutlu yürüyüşten sonra küfür düzenleri altında mazeretsiz olarak yaşamak haram kılınmıştır.

İslam, hicretle birlikte devlet olduktan sonra bütün Müslümanların hak ve hukukunun korunduğu bir güç merkezi ve başı sıkışan herkesin sığınağı oldu. Medine başı sıkışan her Müslüman’ın güvencesi ve koruma kalkanıydı. Nitekim Vetir suyu başında Medine İslam devleti ile ittifakı bulunan Huzaalılara karşı müşrik Beni Bekir kabilesi Kureyş kabilesinin de desteğiyle saldırıp yirmiden fazla Müslüman’ı öldürdüğünde Huzaalıların reisi Amr b. Salim yanına 40 kişilik bir heyet alarak Medine’ye geldi ve Resûlallahın (S.A.V.) huzuruna çıkarak yaşadıkları zulmü, başlarına gelen felaketi çok güzel bir şiirle anlattı. Şiirinde kendilerinin kimsesiz ve sahipsiz zannedilerek saldırıya uğradıklarını, insanların rükû ve secdedeki vahşice öldürüldüklerinden bahsetti ve Allah Resulünden yardım istedi

Amr b. Salim’in anlattıklarını başından sonuna kadar dinleyen Allah Resulünü büyük bir hüzün kapladı ve gözlerinden yaşlar akarak şöyle buyurdu: “Kendimi ve ailemi nasıl koruyorsam bunları da öyle koruyacağım. Yağmur veren bulutlar gibi Huzaalılara yardım edeceğim. Ey Amr bin Salim sen yardım olundun.”

İşte Allah Resulünün akan Müslüman kanı karşısındaki yürek sızısı ve işte İslam devletinin başkanı olarak koyduğu tavır. Allah resulü Müslümanlara tattırılan acılar karşısında sadece gözyaşı dökmekle kalmıyor ve gerekeni yaparak Mekke şirk devletine son veriyor.

O gün Medine sadece Müslümanların sığınağı değil aynı zamanda nerede yaşarsa yaşasın zulme uğrayan bütün Müslümanların hak ve hukukunun koruyuculuğunun yüklenildiği bir idare ve güç merkeziydi.

Mekke şirk devletinden hesap sorulduğu o gün eli silah tutan sadece on bin Müslüman vardı. Bu gün  Müslümanların sayısı iki milyar ve on milyonlarla ifade edilecek orduları olan sözde İslam devletleri var. Ama yeryüzünün her tarafında Müslüman kanı akıyor. Hem de oluk oluk. Ama onların hamisi bir devlet yok.

Özellikle de Fars-Şii yayılmacılığının kurbanı olan Bilad-ı Şam topraklarında yaşayan Müslümanlar per-perişan oldu. Irak ve Suriye’de İsrail’in Filistinlilere yapmadığı zulüm ve tecavüzleri kendi devletleri kendi vatandaşlarına yaptı, yapıyor. Irak ve Suriye’de yaklaşık üç milyon Müslüman’ın kanı döküldü, dökülmeye devam ediyor. On binlerce kadının ırzına geçildi.  Milyonlarca insan yurtlarından edildi. Bölge İsrail için yumuşak bir lokma haline getirildi.

Bütün bunlar yaşanıp bitti mi? Hayır! İşte yanı başımızda kurbanlık koyun gibi ölmeyi bekleyen İdlib halkı. İşte insanlık onurunun ayaklar altına alınarak aile mahremiyetinin dahi ortadan kaldırıldığı kızıl Çin’in zulmü altında inleyen Uygur kardeşlerimiz. İşte Gazze ve topyekûn Filistin. İşte Mısır zindanları.

Buna mukabil İslam dünyası ne yapıyor? Birkaç cılız, kifayetsiz karşı çıkışın dışında büyük bir sessizlik. Sözde Müslüman bazı devletler bizzat katliamcı. Her birisinin özel  hesapları ümmetin dertlerinin önüne geçmiş.

Eğer bu gün hicreti bu anlamda, yani Müslümanların korkudan emniyete, İslam’ın da fert dini olarak yaşanmaktan devletin de dini olarak yaşanma aşamasına geçişi olarak anlamazsak bu kutlu yürüyüşün mana ve ehemmiyetini kavramamış oluruz.

Bugün biz de tekrar 1432 sene öncesi mazlum halini Allah Resulüne anlatan ve yardım isteyen Amr Salim gibi halimizi arz ediyor ve diyoruz ki: Ya Resûlallah! Allah Teâla’nın salât ve selamı üzerine olsun. Bugün ümmetin daha çok sahipsiz ve çok daha büyük zulümlerin altında ama onların sığınacak, bir Medineleri yok, yardımlarına koşacak bir halifeleri, bir liderleri yok. Ümmetine şefaat eyle!  

Hicretin 1440’ıncı yılını yeni fetihlerin kapısını açması dileğiyle kutluyor, zalimlerden hesap soracak bir ümmet şuuru oluşturmasına vesile olmasını yüce Rabbimden niyaz ediyorum.