Cenazede Durak mı, Cenaze Durdurak mı

İnternet sitelerinde Evren in cenaze törenindeki

protestocu kadın, bakın kim çıktı meraklandırıcılığıyla duyurulan haberin

açıkladığı o kadın ismi, siyaset takipçisi insanlarımızla birlikte beni de çok

şaşırttı.

Yılma Durak ın eşi imiş.

Yılma Durak kim diye sorsanız 12 Eylül öncesini yaşamış

insanlara yahut internetin bilgi depolarına, alacağınız her cevap şu

benzetmeyle başlar:

Doğu nun Başbuğu

Eş durumuna bir iki cümlemiz var, önce.

Terbiye geleneğimizde vardır, siyasetçi eşleri,

kendilerini taşıdıkları ve kendileri bizzat medyatik olmayı arzulamadıkları

sürece, beyefendileri üstünden ne yazı konusu edilirler, ne de tartışma konusu

Eşi eylemci olsa da , biz de Yılma Durak üstünden girelim

12 Eylül ve K.Evren yazımıza.

Doğu nun Başbuğu

Ne manaya gelirdi bu sıfat Nasıl kazanılıyordu Kim

oluşturmuştu böyle bir makamı ve kim tahsis etmişti Yılma  Durak Bey e Hangi Devlet dairesi Hangi

kanun maddesi

Nasıl oluyordu da bir insan durup dururken ya da hangi

özelliğinden dolayı Doğu nun Başbuğu oluyordu

Doğu, vilayetlerdeki valilerle değil, Başbuğlarla mı

yönetiliyordu

Ne MHP liler hesaplaşmışlar kendi 12 Eylül leri ile ne de

Yılma Durak ailesi.. Son eylemleri eğer MHP nin baraj sıkıntısına care olarak

düşünülmemişse, hala da cesaretlerini toplayamadıklarını gösterir bu hesaplaşma

için İhraç ettikleri milletvekili adayı olayı da bir belgesidir bu konunun.

12 Eylül den sonra Meclis te milletvekili olarak bulunan

bir Yılma Durak 12 Eylül için ne yapılacaksa, protesto gösterisi kanun teklifi,

yapmış da bir netice alamamış mı

Hükümet ve muhalefetin de kendilerini arayıp

desteklediklerini söyleyen eski milletvekili Yılma Durak a bir soru daha

soralım şimdi

Sizin ve eyleminizin sayesinde hükümetin ve muhalefetin

varlığından haberdar mı oldu insanlar  

12 Eylül ya da Demirel den kurtulmak

Bir geceyarısı geldiler. Beni, üçüncü sınıf

vatandaşmışım gibi alıp götürdüler!

Ünlü K.Evren ihtilalinden sonra ilk katıldığı bir tv

programında aynen böyle demişti, bugünün Güniz sokak sakini Süleyman Demirel.

Bir tarafın Sınıf Savaşı verdiğini ilan ettiği o 12

Eylül günlerinden önce giderek-gelerek iktidar koltuğunda otururken bu ülkede

sınıf olmadığını/olamayacağını sürekli vurgulayan Demirel e kim ne yapmıştı da

o muameleyi görürken kendini üçüncü sınıf insan gibi hissetmişti

Gelmişler, eşyalarını bir valize koydurmuşlar, alıp

götürmüşler. Bir yanında Nazmiye hanım, bir kolunda paltosu

Uçakla bir sayfiye yerine

Birinci sınıf vatandaş muamelesi beklerken, ancak üçüncü

sınıf vatandaş muamelesiyle yetinmek mecburiyetinde kalan Demirel e o gün o

tv nin spikeri şu soruları sormadı.

Yaralandığınız üçüncü sınıf vatandaş muamelesinin

üzerinizdeki etkisine bakarak ikinci ve birinci sınıf vatandaş muamelesinin ne

olduğunu anlayabiliyoruz. Lakin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci sınıf

vatandaşlık nasıl bir şeydir, tarif eder misiniz Mesela bu ülkeden gitmesini

istedikleriniz hangi sınıf ve sonrası olmalıdır

13 Eylül de duran kanı,11 Eylül de neden durdurmadın

Bu soru da o günlerdeki Demirel sorusu. İhtilalcilere

soruyor. Kendisi o ihtilalcilerin atayıcısı ve faaliyetlerinin mesulü değilmiş

gibi soruyor. Peki, sen demiyor işte bu noktada o tv nin spikeri. Peki, sen

niye 11 Eylül günü onlara bu kan niye durmuyor, diye sormadın Durduramayanı

görevden almak, durduracak olanı atamak senin vazifen değil mi idi

Bu ülkede 12 Eylül sabahı ihtilal olduğunu öğrenenlerden

sevinenlerin ilk ve güçlü gerekçeleri şu idi: Demirel den kurtulmuş olmak!

Demirel e sorulmayan bir iki sorudan bahsettik. O sorular

gibi sorular sorulsaydı ona, bugün çıkamadığı Güniz Sokak tan o gün çıkamazdı.

Lakin bu ülke demokrasi yoluna çoktan çıkmış olurdu.

12 Eylül bu ülkede daha çok hatırlanacak, daha çok

yazılacak!

(2 Eylül 2010 yılında yayımladığımız 12 Eylül yazısıdır

bu.)

Hala Meclis te olan ve belki de bu seçimden sonra

olamayacakları Meclis te koalisyonlar düşledikleri kadar, (Ecevit etkisi) 12

Eylül ü sorgulatmayı düşünemez mi idi MHP milletvekilleri

Diyelim ki Yılma Durak fırsat bulamadı, bir yerlerin

başbuğu sıfatını taşıyıp durduğundan

Kasetlere film çekicilerini kışkırtan MHP

milletvekillerini de saymayalım, başka kimseleri yok mu idi; bir kadına iş bana

düştü, dedirtmek ne demek

Yüksek barajlar, bir eylemle aşılmaz!

Unutucular unutma diyor!

AKP nin besleme kanallarında yayımlattığı reklam

filmlerinden en çok tehdit ve şantaj kokanını seyrederken unutmadık diyor bu

ülkenin inasnları.

Hemşire okulundaki kep töreni..

Başörtülü kızlarımızın başlarına ve keplerine yapılan

iğrenç ve alçak tecavüz sahnesi..

AKP reklamcıları gösteriyorlar, gösteriyorlar ve

diyorlarki: Unutma!

Tehdittir bu!

Bir 28 Şubat daha yaşayabilirsiniz, hacaaa!

12 küsur yıldır iktidardaki AKP nin reklamcılarının o 28

Şubat sahnesini kullanması aynı zamanda şantaj da kokmakta. Eğer biz olmazsak

diyor,

Siz daha çok 28 Şubat yaşarsınız!

Korku aynı korku ise, AKP 12 küsur yıldır neyi değiştirdi

ey akıllı ve paralı reklamcılar

Unutma, unutma deyip dururken AKP ve reklamcıları,

düşündüğümüz bir başka boyutu da hatırlatmak isteriz onlara.

Bir gün iktidarımızda kullanabiliriz düşüncesiyle siz mi

hazırlatmıştınız o ortamı, o sahneyi

Başörtüsü furuattır diyene ve teferruattır diye anlayan

teşkilatına ne istemişlerse vermek telaşı 12 yıldır unutturmuş olmalı sizlere,

o mağdurların da bir haklarının olduğu gerçeğini..

Lakin millet diyorki sizi unutmadık!

Odasına vardım ama o zaten iknalıydı

Yasaklar ı oynasalardı bir daha ve zamana uygun olarak

Beylikdüzü-Cevizlibağ metrobüs yolculuğuma bu hayalin

gelip takılması tesadüf değilmiş. Eve geldiğimde ilk öğrendiğim haber, Zeki

Alasya nın ölümü idi.

Yasaklar ı oynasalardı bir daha ve zamana uygun olarak.

Metin kırgın, stresli, depresyonunu arar gibi soruyor.

Karşısında kamp sorumlusu Zeki var.

- Gaz odaları ne yana düşüyor

Saatleri durdurun, oyuncular donsun kalsınlar hangi halde

iseler.. Ve düşünün Zeki nin ne söylerse, o yılı anlatan yegane mizah cümlesini

demiş olacağını..

Tahmin ettiğiniz gibi tek cevabı vardır bu sorunun.

- İkna odaları kesmedi mi

(İçinde ikna odaları geçen bu cümlenin türlü çeşitli

kurgulanması maksadın birliğini değiştirmez.)

Bu cevabı vermek istememektir, Zeki Metin in sonraki

zamanlarda birlikte Mizah yapmamalarının en akla yakın (yatkın) sebebi.

Böyle cevaplara mecbur kalmaktansa, ihtilal yıllarının

alkış alan tiyatrocuları olarak anılmayı yeğlediler.

İkinci Dünya Savaşının bize uzak gaz odaları nı,

buldukları her fırsatta oyunlarına taşıyanların, ülkelerinde gaz odalarından

daha tahribatlı ikna odaları olduğunda sessiz kalmaları, bu ülkenin sanat

tarihindeki sıradan acılardan değildir, ya da sayılmamalı.

İhtilal öncesi yıllarda da vardılar. Görevleri, başarısız

Ecevit hükumetleri hakkındaki halk kanaatlerini zavallı hükumet konumundan,

Çaresiz hükumet çizgisine çekmek ve Hükumet ne yapsın dedirtmekti.

Resmi ve tek kanalımız TRT nin akşam haberlerinden bir

cümle aktarırsak, analizimiz daha aydınlatıcı olur.

Zira o günlerde piyasadaki sol sıfatlı her kişi bu

işlerle görevli sayıyordu kendini.

Bu gün Malatya ya onbin kilo margarin gönderildi hükumet

tarafından.

Onbin kilo eşittir on ton.

On ton eşittir bir kamyon yağ.

Bir kamyon yağla ihtiyacının karşılanması düşünülen bir

Malatya şehri..

Algı operasyonu nu bilen(!) mi vardı

İşte o günlerin gecelerinin birinde, Metin kurulduğu TRT

kameralarının karşısından döviz harcamanın çok kötü birşey olduğunu anlatmaya

çalışırken.. Zeki göründü uzaktan..

- Merhaba Zeki, nerden böyle

- Canıs dan geliyorum.

Metin şaşkın.

- Canıs mı

- Evet, evet! Canıs tan geliyorum.

İşadamı Zeki nin şahsında ülkenin tüm işadamlarının

cahilliği tescillendirilmiştir bu soru, cevaplarla.

- Ne var Canıs da

- Ha, orda mı Benim arkadaşım Victor var.

- Senin Victor la ne işin var

- Bir işim yok. Ben oraya gidiyorum, victor, n aber

diyorum.

Artık Metin seyircilere dönebilir. Döviz konusunda da

başarısız hükümete bahane bulunmuş, halkın acıma duygularını kaşımaya gelmiştir

sıra.

- Adam Canıs a victor n aber demek için giderse.. se..

se..

İhtilal sonrasında ise,

Zeki Alasya B.Dalan la parti kurmuştu hani. Genel Başkan

yardımcısı sıfatı vardı hani. B. Dalan onları bırakıp Demirel in yanına

gittiğinde ve birlikte kurdukları partiyi kapattırdığında, biz gazetelerden

okumamış mı idik, Zeki Alasya nın maddi sıkıntılara gark olduğunu.

Balıkçı lokantası açtım, paraları orada batırdım, demesi

ne gam.

B.Dalan lı yılları, yalanlı yılları mı idi Zeki

Alasya nın

 

Türküm Doğruyum Köşesi

 

 

Sen seni bil, sen seni

 

 

Gazetemizin ay beyazlığındaki yazarı İshak Beyazay 12

Mayıs 2015 salı günü köşesinde Ve nihayet Nazlı Ilıcak aslına rücu etti

başlığı atılndaki yazısının ilk paragrafını böyle yazmış.

Herkes, kendisi olsun diyor.

Türkçeyi en iyi kullanan şairler sıralamasında ilk 5 in

içinde yer alan bir Ahmet Haşim imiz vardı. Son Osmanlı çocuklarından,

Bağdatlı

Arkadaşlarından Ali Naci karacan (Milliyet in kurucusu)

bir gün takılır buna.

-Arap Haşim!

Ahmet Haşim gülümser ve derki:

-Bana arap demeyi, Türklere bırak Ali Naci.

Ali Naci nin arnavutluğuna bir şair göndermesi de böyle

olur ancak.

Bir misal daha verelim. 1941 yılında bu konular bakın

nasıl yazılıyor, nasıl işleniyormuş.

Bu yazının bir önemi de, dergi sahibi CHP li yazarın

(YZO) Peyami Safa üstünden, o günlerde bilinen bir kişiyi  mahut diyerek hedefe oturturken, o mahutların

taraftarlarına da konuşturduğu, bilgi aldığı Peyami Safa yı ihbar ettiğini

itiraf etmesidir.

Provake niyetli CHP li yazarın kafi derecede tanıdık

dediği mahut kimdir Yazar şerecelerine onlar kadar maruf olmadığımızdan, biz

bilemedik. Bilenler necatituncer.com sitemizdeki [email protected]

adresine yazarlarsa yakında recete yayınları ndan neşredeceğimiz

kitaplarımızdan göndeririz.