Her ile üniversite projesi nasıl ki hesapsız kitapsız bir iddianın, “dostlar alışverişte görsün”, “nitelik yerine nicelik artsın” yaklaşımının ürünüyse, “her şehre bir stad” projesi de benzer bir yaklaşımla malul görünüyor. Anadolu’nun belli başlı şehirlerine statlar inşa ediliyor yüz milyonlarca liralar harcanarak. Spor tesisleri, stadyumlar yapılmasın mı? İhtiyaç duyuluyorsa yapılsın. Ancak yüz milyonlarca liralık bir stat mıd bir Anadolu şehir için ilk planda yer alan bir ihtiyaçtır, yoksa işsiz (Türki ekonomisinin en ciddi sorunlarının başında gelir) insanlara iş ve aş verecek bir iş kapısı mı? Bu sorunun yanıtına göre bu yatırımlar planlanmalı değil midir?
Türkiye gibi yeterli sermaye birikimine sahip olmayan/olamayan ve yatırımları finanse edebilmek adına bu ihtiyacını (eksiğini) borçlanarak gideren bir ülke için eldeki kaynakların en etkili ve verimli şekilde kullanılması şart değil midir? Tüketmeye teşvik edilen vatandaşın, yeterli birikimi sağlayamadığı gerekçesiyle “otomatikman” (yani zorunlu) şekilde “tasarruf”a yönlendirilmesi misali, kamu da parayı doğru kullanmak ve doğru yatırımları yapmak konusunda yönlendirilmelidir belki de.
En güncel örnek G. Antep’tir. Yeni inşa edilen Antep stadının inşasına 120 milyon TL harcanmış ve 35 bini aşkın kapasitesi olan stat, ilk maçında sadece 7 bin kişiyi ağırlamış. Yüzde 20’si ancak dolmuş yani! Böyle bir ihtiyaç yoksa fazladan bir kaynağı stadyum gibi bir yatırıma(!) (üretkenliği olmayan bir altyapı yatırımı denebilir belki) harcamak ne kadar doğrudur acaba?
Bir devlet kurumunun TV’lerde reklamını yaptığı ve “241 milyon TL’lik yatırım” diye övündüğü şeyin 51 tane devlet dairesi binası olmasını ele alalım. Bir kamu hizmeti ifa edileceğinden ötürü elbette kamu binalarının yapılması gerekli. Ancak bunu “büyük yatırım” gibi sunmak biraz tuhaf değil mi? Neticede bir üretim söz konusu olmayacak, sadece bir kamu hizmeti verilecek. Dolayısıyla kafalardaki “yatırım” tanımıyla örtüşmemekte ve yanlış çıkarımlara müsait bir durum.
Geçtiğimiz gün açıklanan işsizlik verileri, yine hiçbir tartışmaya, hiçbir tartışma programına konu olmadı. Hiçbir siyasi parti liderinin, hiçbir milletvekilinin gündeminde yer işgal etmedi. Resmi rakama göre 3.6 milyonu aşkın işsizin bulunduğu bir ülkenin, halihazırda olmayan ve ancak borçlanarak bulabildiği maddi kaynakları misal stadyumlara harcamasının doğruluğu tartışmalıdır. Üretim, istihdam, gelir üretmeye vasıta olacak bir tesis, fabrika, işyeri, ticarethane kurulmasına sebep olmak yerine parayı sadece altyapıya, sadece binaya, sadece betona harcamakla nereye varabiliriz diye düşünmemek elde değil.
Her ile üniversite projesiyle ihtiyaç olmayan bölümleri okuyup, öğrenciliği sırasında işsizlikten geçici olarak kaçınan yüzbinler, mezuniyetle birlikte işsizler ordusuna nefer yazılıyorlar. Ne ilginçtir ki, “her ile stadyum” projesinin hedef kitlesi olan genç nüfusla, “her ile üniversite” projesinin ürünü olan işsiz gençler muhtemelen aynı. Maddi kaynak imkanları mahdut, ancak o da yanlış bir şekilde harcanmakta yani. İşsiz gencin sportif faaliyetten önce işe ihtiyacı var çünkü.
Petrol zengini iki ülke ve iki bakı açsısından hangisi bize daha yakın acaba? Norveç, Kuzey Denizi’nden çıkardığı petrolle, Suudi Arabistan ise Arabistan yarımadasından çıkardığı petrolle müthiş bir gelir kaynağına sahip durumdalar. İlki, elde edilen geliri adaletli dağıtıp zenginliği ve refahı tabana yayarken, ikincisi zenginliği belli bir zümrenin uhdesine teslim etmiş durumda. Hatta Norveç, adaletli gelir dağılımı işini öylesine abartmış ki, “kasada oluşan” ilave bir meblağı vatandaşlarının hesabına yatırma kararı aldı geçen yıl.
Durumuz net aslında. Kaynak sıkıntımız var, üretmiyoruz, borçlanarak bulduğumuz kaynağı yanlış yerlere harcıyoruz, dolayısıyla istihdam oluşturamıyoruz, işsizlerimize sahip çıkamıyoruz, geliri adaletli dağıtamıyoruz vsvs…