Devletin resmi istatistik kurumu olan TÜİK, açıkladığı verilerin selametiyle ilgili olarak sıkça eleştirilir. Mesela enflasyon hesaplamasında kullanılan sepetteki kalemlerin tutarlılığı soru işaretleri oluşturur zihinlerde. Son yıllarda duş başlığı, pinpon topu gibi bazı “fantastik” kalemler elenmiş olsa da yine bazı şüpheler sürer gider.
Gider kalemlerinin ağırlıkları eleştiri konusudur mesela. Ortalama bir Türk ailesinin (belki de ortadirek dememiz gerekirdi ama ortadirek çoktan öldü) aylık giderlerinin ağırlıklı kısmını oluşturan kira, gıda, ısınma vs gibi kalemler, gelirlerinin büyük kısmını teşkil etse de bu ağırlığın gerektiği gibi dikkate alınmadığı belirtilir. Dolayısıyla, vatandaşın enflasyonuyla resmi enflasyon rakamları arasında ciddi fark olduğu, resmi rakamların hayli iyimser olduğu vurgulanır.
Bir diğer eleştiri konusu da işsizlik oranlarıdır. Devletin resmi rakamlarıyla gerçekteki işsizlik oranlarının çeliştiği ve verilerin gerçeği yansıtmadığı sıkça dile getirilir. Resmi rakamlara göre işsiz sayısı 2 milyon 750 bin kişi gözükse de, bunun çok daha yüksek olduğu belirtilir.
TÜİK, işsizlik verisini açıklarken, mesela “son 3 aydır iş arama kanallarını kullanmayan ve işe başlamaya hazır olduğu halde bu nedenle işsiz sayılmayanları” (yani umutsuzlar) işsiz olarak nitelemiyor. Bu kitlenin sayısının 2 milyon olduğunu iddia edenler var. Elbette bu da tartışmalı bir nokta, ancak bu kitlenin varlığını toptan inkardan daha tuhaf değil. Eğer ki bu rakam doğruysa işsizlik oranı yüzde 9.9’dan yüzde 15.8’e fırlıyor.
Öte yandan, istihdam edilenlerin durumu da bir hayli garip. İstihdam edilenlerin yüzde 30’luk kısmı ücretsiz aile işçisi olarak gözüküyor ve bunlar da işsiz sayılmıyor. Teknik olarak çalışıyorlar ama gelirleri yok ve aslında gerçek bir işleri de yok ama işsiz sayılmıyorlar. Bunların işsiz sayılmaması da haliyle işsizlik oranını düşük gösteriyor.
İşsizlik oranının inandırıcı olmaması da ekonomiyle ilgili gerçek bir fikir edinmeyi de zorlaştırıyor. Çünkü ekonomi büyümezken ve dolayısıyla yeni iş üretmezken bile ters yönde bir hareket izleyen işsizlik oranı, tutarsız bir görüntü çiziyor haliyle. Mayıs 2013’ten beri tepetaklak olan ekonomiye rağmen, işsizlik oranının küçük yükselişler dışında tepki vermemesi de pek inandırıcı durmuyor. Adeta yüzde 10 bandını, yani çift haneyi geçmemesine uğraşılıyor gibi.
Ekonomik verilerin ne zamandır sıhhatinin sorgulandığı bir atmosferde gerçek işsizlikle ilgili ortaya atılan 4.7 milyon işsiz rakamı kafaları daha da karıştırıyor. Bu rakamın spekülatif bir tarafı olabilir, ancak resmi rakamla aradaki 2 milyonluk fark durumu izaha muhtaç hale getiriyor. Resmi rakamın içine iş aramaktan vazgeçmişlerin dahil edilmemesi ve ücretsiz aile işçilerinin çalışıyor kabul edilmesi gibi hususlar gerçek rakamın 2.7 milyonun hayli üzerinde olduğu intibaını uyandırıyor. İşsizlik oranının bile adamakıllı bilinememesi, ekonomi politikalarının çalışıp çalışmadığı değerlendirmelerinin de doğru dürüst yapılmasına engel oluyor. Gerçeklerin görünmesini engelliyor.
Aslına bakılırsa, enflasyonu hesaplarken duş başlığı, pinpon topunu hesaba katmak gibi bir şey uzun süredir iş aramayı hesaba katmamak veya ücretsiz çalışanı istihdam ediliyor kabul etmek. Açıklanan ekonomik veriler arasında enflasyonla beraber halkı en çok ilgilendireni hiç kuşkusuz işsizlik oranı. Ve bunun yüksek oranlara doğru yürümesi, elbette ki siyasi iktidarların istemediği bir şey. Ekonomideki durgunluğa rağmen her ne hikmetse yüzde 10 bandını ısrarla “aşamayan” işsizlik, pek de inandırıcı gelmiyor.
Demek ki, “son 3 aydır iş arama kanallarını kullanmayan ve işe başlamaya hazır olduğu halde bu nedenle işsiz sayılmayanlar”, işsiz, güçsüz oldukları kadar aynı zamanda da gamsızlar.