İçinde bulunduğumuz ekonomik açmazlar ve bir süredir saklanamaz hale gelip görünürleşen “yönetilememe” krizi iyiden iyiye kendini hissettiriyor.
Buna karşın ülke olarak son bir haftadır neyi koşuyoruz, gündemimizde ne var denildiğinde iki hususun öne çıktığı görülmektedir. Bunlardan birincisi; ana muhalefet partisinin helalleşme çağrısı, diğeri ise iktidar partisinin 50+1 üzerinden başlattığı sistem tartışmasıdır.
Çok net ifade etmek gerekiyor. İkisi de Türkiye’nin öncelikli gündemi olmayan suni gündemlerdir. Ve ne yazık ki Türkiye, iktidarıyla ve ana muhalefetiyle suni gündemlere esir edilmektedir.
En başta, ana muhalefet partisinin “helalleşme” çağrısına büyük anlamlar yüklemek meselenin özünü kaçırmaya neden olmaktadır.
Halbuki bizatihi Sayın Kılıçdaroğlu, tek başına geleneksel taban desteğiyle ( CHP tabanı) iktidara gelemeyeceklerini, dolayısıyla muhafazakâr kitleye dönük hamleler yapmaları gerektiğini açıkça ifade etmektedir.
Dolayısıyla “zahire bakarak hükmetmek” gerektiğinden bizatihi kendisi politik bir hamle olarak bu adımları atacaklarını belirtmektedir.
Nitekim Türkiye’nin kuruluş kodlarına değin derinlikli tartışmaları başlatacak mecali ya da niyeti olmayan bir partinin helalleşme çağrısı muhatabını bulmadan havada kalmaktadır.
Diğer yandan iktidar partisi kanadından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yanlış kurgulandığına dönük itiraf niteliğinde açıklamalar gelmektedir.
Halbuki bahsettikleri durumlar çok da gerçekçi yorumları yansıtmamaktadır. Örneğin iddia edildiği gibi 50+1 sisteminin kaos getirmesi durumu iddia olmaktan öteye gitmemektedir. Zira tam da aksine 50+1 sistemi partiler arasında uzlaşma kanallarını daha fazla açılmaya zorlayan bir niteliğe sahiptir.
Barajın çok altında oy oranına sahip partilerin dahi dikkate alınmasını sağlaması bu anlamda en önemli avantajı olarak kabul edilebilir.
Hal böyleyken kaos kelimesi üzerinden bir değerlendirme Türkiye’nin suni bir gündeme çekildiğinin habercisi olmaktadır. Esasında bu suni tartışmanın bilerek çıkartıldığı yönündeki bilgiler de bunu teyit eder niteliktedir.
Şunu net olarak ifade etmek gerekiyor ki; iktidar ve ana muhalefet partisi üzerinden Türkiye’nin suni gündeme yönlendirilmesi tesadüfi bir gelişme değildir.
Geleceğe ait sözü olmayanların geçmişe takılması ya da geçmişe yönelmesi bilinen bir durumdur. Dikkatleri geçmişe doğru yönlendirirler ki, kimse geleceğe dair planların hesabını sormasın.
İki tarafın da yaptığı bu politik hamleler ne yazık ki, ülkenin gerçek problemlerinin politik olarak perdelenmesidir.
Bakıldığında ne AK Parti’nin Türkiye’nin yarınına ilişkin somut bir teklifi ya da hazırlığı varlığından ne de ana muhalefet partisi CHP’nin herhangi bir teklifinden bahsetmek mümkün olmaktadır.
Hasılı geleceğe yönelik somut önerileri, hazırlıkları olmayınca Türkiye’yi suni gündemlere esir etmektedirler.
Türkiye’nin bir cendereye sokulduğu ve zor bir dönemden geçildiği hususu bir hakikattir. Bu hakikat, böylesi suni gündemlerle geçiştirilemeyecek ölçüde ciddi politikalar geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Bunun için ilk yapılacak iş ise ülkeyi horoz dövüşünün bir tarafı olmaya mecbur olmadığımıza ikna edecek adımları atmaktan geçmektedir.
Saadet Partisi’nin kutuplaştırma yerine kucaklaşmaya dönük adımları, her partiyle görüşen konuma sahip oluşu bu anlamda Türkiye için büyük bir imkân sunmaktadır.